<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394</id><updated>2011-08-27T17:43:50.157+03:00</updated><category term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category term='NLP'/><category term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>GELİŞİM</title><subtitle type='html'>Başarı, 
&lt;br&gt; küçük hataların ve başarısızlıkların &lt;br&gt; biraz ilerisinde duran şeydir.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>57</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-4861125239583087436</id><published>2011-05-17T14:24:00.002+03:00</published><updated>2011-05-17T14:24:58.530+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>FARKLI OLMAK</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-M0VJoKC7nDw/TdJZydO_2ZI/AAAAAAAAAdg/L7RUtldjx6o/s1600/mart%25C4%25B1lar%2B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-M0VJoKC7nDw/TdJZydO_2ZI/AAAAAAAAAdg/L7RUtldjx6o/s400/mart%25C4%25B1lar%2B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607643209405553042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir sokağa çıktığınızda kalabalığın üzerinize üzerinize geldiğini hiç düşündünüz mü ? O kadar birbirinden farklı insan var ki hiçbirinin görünüşü birbirine benzemiyor. Hiçbirinin davranışları, yürüyüşü, hareketi, duruşu bir diğerinin aynı değil. Herkes birbirinden farklı yaratılmış ve farklı özelliklerde yaratılmış. Zaten insanlar arası bütün ilişkileri sağlayan en temel unsurlardan birisi de bu farklılık değil mi ? Farklı olmak kötü bir şey mi? Hayır ! gayette iyi bir şey. Herkesin aynı huyda olduğu, herkesin aynı görünüşte, aynı karakterde tıpkı mitoz bölünme geçirmiş bir canlı gibi &lt;span class="fullpost"&gt; birbirinin kopyası olduğunu düşünsenize. Herkes birbirinin aynı olsaydı herkes birbirini karıştırırdı öyle değil mi ? Herkesin aynı olduğu bir yeryüzünde karşınızdakini ikna etmek için hiç zorlanmayacaktınız. Karşınızdaki insanın ne düşündüğünü, neyi sevdiğini, neyi giyeceğini, neyi söyleyeceğini bilecektiniz ve herkes birbirinin aynı olacaktı. Bizleri yaratan Rabbimiz dileseydi bizi böyle yaratamaz mıydı ? Elbette ki buna gücü rahatlıkla yeterdi. Peki biz neden farklı yaratılmışız hiç düşündünüz mü? Gözünüzün önüne her şeyiyle birbirinin kopyası bir insan topluluğu getirebilir misiniz ? Bunu başarabildiyseniz ne hissediyorsunuz ? Çok garip ve karmaşık geldi değil mi? Belki bir o kadar da saçma. her şeyin, herkesin benzer veya aynı olduğu bir dünya ne kadar yaşanılır olurdu bilinmez ama sıkıcı olacağı bir o kadar muhtemeldi. &lt;br /&gt;Bazen hayatın kendisini düşündüğüm de sorulası ve cevabı alınası o kadar çok soru var ki? Bu kadar çeşitli olmamızın nedeni de son zamanlarda düşündüğüm konulardan. Bir kişiden bir tane bile aynı olduğunda (tek yumurta ikizleri veya daha fazla olanlarında) bile karışıklığın yaşandığı bir dünyada herkesin birbirinin aynı olduğunu düşünemiyorum. Zira Rabbimiz tek yumurta ikizlerini bile yaratırken onlara farklı birer mizaç vermiş. Her ne kadar dış görünüşleri aynı olsa da onlara da farklı birer kişilik, farklı birer bakış açısı, farklı birer güzellik varmış. Bu bazen bir bakış, bazen bir ahlaki tutum, farklı bir düşünce biçimi, tutum ve davranış olarak görülmekte. Neden mi çeşitliyiz dersiniz ? Çünkü çeşitli olmamız gerekiyordu. Birimizin bir diğerinin eksik olan parçasını tamamlaması için çeşitli olmamız gerekiyordu. Birimizin diğerinden daha heyecanlı olması gerekiyordu ki diğerinin onu sakinleştirmesi gerekiyordu. Sinirli olanımızın diğerinin adeta tüm sinirlerini yerinden sökercesine onu sakinleştirmesi gerekiyordu. Kimimizin matematiğe kafasının çalışması gerekiyordu ki içinde yaşadığımız evleri yapsın veya bindiğimiz arabaları, uçakları veya çeşitli taşıtları tasarlasın. Bir diğerinin bizi güldürmesi gerekiyordu ki stresli zamanlarımızda rahatlamamızı sağlasın. Bir diğerinin bizi yönetmesi gerekiyordu diğerinin hizmet alması adına, korunması, hayatta yaşamını sürdürmesi adına. Kiminin boş işlerle uğraşması da gerekiyordu, dolu işlerle uğraşanların anlaşılması adına. Aslında bu listeyi uzattıkça uzatırım da sayfalar yetmez. Ama dünya herkesin kendisini sergilediği, herkesin bir diğerinden ayırt edilmek için çaba sarfettiği, aslında herkesin kendi sınavını verdiği doğruyu yanlışı seçme şansını yakaladığı, şükrettiği veya isyan ettiği, kendisini geliştirdiği veya geliştiremediği, okumak için çabaladığı veya çabalamadan zengin olmayı hayal ettiği bir ortam. &lt;br /&gt;Seçimlerimiz, kişiliğimiz, davranışlarımız, huyumuz, dış görüntümüz birbirinden ne kadar farklı ve biz bu farklılıkla ayakta kalıyoruz. Farklı olmak, bir diğerinin yapamadığını yapıp eksik olanı tamamlamak. Herkesin puzzle’ın eksik bir parçasını sahiplenip kendi sırası geldiğinde o eksik parçayı kapatmaya çalışması aslında yaşam. İnsan olmanın erdemi de bu farklılıktan geliyor. Bu çeşitlilikten geliyor. Öyleyse neden başkalarını sizin gibi düşünmeye zorluyorsunuz. Adeta bunun için kendinizi yıpratıyorsunuz. Eğer insan olmanın en büyük erdemlerinden birisi farklı olmak ise neden başkalarının bizim gibi düşünmesi için onları zorluyoruz. &lt;br /&gt;Hayatta ya doğru ya da yanlışların olduğuna inanıyorum. Ya eksi ya da artı var. Ben grilerin olduğuna inanmıyorum. Bunu diyen de hayatı boyunca ben böyle de düşünüyorum, şöyle de düşünüyorum diyerek bir orta yol sürdüremez. Bakın hayatta mutlak doğruya ulaştıysanız ve onun neden mutlak doğru olduğunu sebepleri ve nedenlerini sorarak araştırdıysanız ve bu kararınızdan eminseniz sizden mutlusu olamaz. O zaman sevdiklerinizi yanlış yaptıkları bir şey konusunda elbette uyaracak ve onların doğru olana ulaşması için elinizden geleni yapacaksınız. Yapmalısınız da ! Bunu yapmazsanız o zaman neden birilerini sevdiğinizi iddia edesiniz ki. Çünkü sevgi karşılıklı sevgiyi, saygıyı, dostunu uyarmayı, ikna etmeyi ve gerekirse yanlış düşüncelerinden onu sıyırmak için ikna etmeyi gerektirse de karşınızdaki değişmez, katı ve sert bir üslupla sizi dinlemeye bile yanaşmıyorsa ve kendisinin doğrularına inanıyorsa onu ikna etmek niye ? Siz böyle bir kişiyi Allah o kişiye ikna olmayı nasip etmediği sürece başaramazsınız. Bu durumda o size kendi düşüncelerini savunur siz de ona kendi düşüncelerinizi savunmaktan başka bir şey yapamazsınız. Bir insanın düşüncelerini kafasına silah dayayarak bile değiştiremezseniz. Diyorum ya bir şeyleri anlatmak için Allah’ın o kişiye bunu nasip etmesi gerekli. Öyleyse o kişiyi de o şekilde kabul etmek ve onu düşüncelerinden dolayı kınamamak burada yapılan şey olmalı. Herkesin aynı olması düşünülemeyeceği gibi, herkesin aynı düşünmesi de beklenemez. Siz elinizden geleni yapın ama ısrar etmeyin. O farklılığı da öyle kabul edin. Nasıl kendiniz için zorlama istemeyeceğiniz gibi, karşı taraf için de aynısını düşünün. Emin olun hiçbir insana zorla bir şey anlatamazsınız. Anlatacağınız şey isterseniz dünyanın en iyi şeyi olsun bunu başaramazsınız. Zira karşı tarafın da o konuda ikna olup bunu istemesi ve dilemesi gerekli. Böyle bir durumla karşılaştığınızda her şeye rağmen olumlu kabul gösterisinde bulunmak belki de daha hayırlı olabilir. Zira insanın hatalarından er geç döneceğine inanıyorum. Yeter ki biz karşılıklı iletişimimizde iyi niyetimizi koruyalım. Ama zorlamadan, bağırmadan, kırmadan, dökmeden, yıpratmadan, yıpranmadan, üzülmeden, endişe etmeden, KINAMADAN o insanın aklını başına toplaması için dua ederek, onu sevdiğimizi kendisine göstererek ve bunu gerek sözle, gerekse de davranışla göstererek, o kişiye karşı istikrarlı bir davranış göstererek, daima dürüst olarak, ona verdiğimiz sözleri yerine getirerek, onun güvenini kazanarak..Zira siz iyi olmayı bir yaşam felsefesi olarak kabul ederseniz, iyi niyetinizi muhafaza ederseniz, ahlaklı olursanız, farklı olmanın da insana özgü olduğunu ve saygı duyulması gerektiğini anlarsanız o zaman insan olmanın da erdemlerini çok daha iyi özümsersiniz. &lt;br /&gt;Çünkü farklı olmak yaşamın kendisinde olan bir şey. Tıpkı gülmek, konuşmak, görmek, üzülmek, eğlenmek, sevinmek, heyecanlanmak gibi insana özgü bir durum. Öyleyse sizden farklı düşünen insanlara saygı duymalısınız. Onları yapıcı ve olumlu yönde eleştirmelisiniz. Onların yanlış mı olduğuna inanıyorsunuz ? Siz kendi doğrunuzdan emin misiniz ? Onların yanlış düşündüklerinden emin misiniz ? Eğer bütün bunlardan eminseniz sabretmeli ve beklemelisiniz. Siz iyi niyetinizi koruyun. Sakın başkalarını değiştimek için kırıp dökmeyin. Yoksa kırılan da, dökülen de siz olursunuz. Bu da ne sizin için faydalı olur, ne de karşınızdaki insan için faydalı olur. &lt;br /&gt;Phd. Dan. Selçuk Arıcı&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-4861125239583087436?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/4861125239583087436/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2011/05/farkli-olmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4861125239583087436'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4861125239583087436'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2011/05/farkli-olmak.html' title='FARKLI OLMAK'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-M0VJoKC7nDw/TdJZydO_2ZI/AAAAAAAAAdg/L7RUtldjx6o/s72-c/mart%25C4%25B1lar%2B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-4212726365475769131</id><published>2010-11-30T12:05:00.002+02:00</published><updated>2010-11-30T12:06:00.144+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>ACELEN NE?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/TPTLuG6Ly8I/AAAAAAAAAc4/IMt8tItTqAE/s1600/Leopard_Tortoise_Okavango_Delta_Botswana.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 490px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/TPTLuG6Ly8I/AAAAAAAAAc4/IMt8tItTqAE/s400/Leopard_Tortoise_Okavango_Delta_Botswana.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5545281034188999618" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Konya önemli konuklar ağırlamaya hazırlanıyor. Nur Artıran, Ahmet Ümit, Gamze Cizreli, Yonca Ebuzziya. http://www.isyasamindahosgoru.net/ Nasipse ben de Pazar günü katılımcılarla bir araya geleceğim. Ardından önümüzdeki hafta da Şeb-i Aruz törenleri başlıyor. Sağ olursak yine her gün sema törenleri öncesi 19-20 arası Sultan Veled salonunda sizlerle birlikte olmayı planlıyoruz. Geçen yıllarda olduğu gibi ruh sağlığımızı güçlendirmeye yönelik,  Mesnevi’den çıkarımlarla yol yöntem arayışı olan Aşkın terapi sunumlarıyla birlikte olacağız.&lt;br /&gt;Konya ve İstanbul’daki gurup çalışmaları için de  başvurularınızı almaya devam ediyoruz. www.rumiterapi.com veya fozdengul@gmail.com.&lt;br /&gt;Kaynaklarımızı fark ediyoruz. Kendimize güvenimiz artıyor. Eskisi kadar birbirimizi yok etmeye çalışmak yerine daha normalleşiyoruz. Büyüyoruz. Her türlü. Olgunlaşma belirtileri bunlar. Kişisel veya guruplar olarak olgunlaşıyoruz. Henüz çok başındayız ancak emareleri görünüyor. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Umutlanmalıyız. Gülümsemeliyiz. Meraklanmalıyız. Çabamız artmalı. Daha çok insan ve gurup tanımalıyız. Ötekilere dair endişelerimiz, merak ve tanıma çabasına bırakmalı yerini.&lt;br /&gt;Planlarımızın yerini asıl plana bıraktığını fark edebildiğimiz ve bunu sükunetle karşılayabildiğimiz zaman başlayacak dinginleşme. O zaman daha başka planları da fark edebilen ferasetli insanlar olmaya başlayacağız ve böyleleriyle tanışacağız. Daha çok yorulan öfkeliler yerine daha sükunetle yürüyen sakin insanlardan olacağız. Nefisler belki başını öne eğecek biraz ancak bir başka ışık için yer açacak. Bu onun da işine yarayacak. Daha yavaşlamış, hızını evrenin hızına yaklaştırmış insanlara ihtiyacımız var.&lt;br /&gt;Acelesini durduran. Sabırlı.&lt;br /&gt;Geriye doğru baktığımızda en çok işimize yarayan davranışın sabır olduğunu görüyoruz. O yüzden insan yaşlandıkça daha da yavaşlıyor. Başlangıçtan sona doğru fiziksel olarak yaşadıklarımız bize örnek aslında, nasıl olmamız gerektiği ile ilgili. Yaşlılara bakalım. Neyi önemserler? Ne yerler? Nasıl yürürler? Ne konuşurlar? Tepkileri. Uykuları. Düşünceleri. Duygulanımları. Zaten fiziksel olarak düştükleri için böyleler. Bizim fiziksel olarak düşmeden önce ulaşmamız gerekenler bunlar aslında.&lt;br /&gt;Daha yavaş. Daha az konuşarak. Daha çok dinleyerek. Daha az endişelenerek. Daha gürültüsüz. Daha sessiz. Daha sabırlı insanlar arttığı zaman etrafımızda daha güçlü ve müreffeh bir ülke olacağız.&lt;br /&gt;O zaman çocuklarımıza, öğrencilerimize, sorumluluğumuz altındaki insanlara sabrı ve sükuneti öğretme hedefimiz olsun. Lafla mı? Hayır. Davranışlarımızla.&lt;br /&gt;Sebebi ne olursa olsun gürültücü insanları ikaz edelim ve sonrasında da kınayalım. Sebepleri ve bahaneleri mutlaka vardır. Bize ne.&lt;br /&gt;Sebebi ne olursa olsun çok konuşanları, acelecileri, dinlemeyenleri ikaz edelim. Sonrasında da kınayalım. Sebepleri ve bahaneleri mutlaka vardır. Bize ne.&lt;br /&gt;Sebebi ne olursa olsun öğrenmeyen, öğretmeyen veya bu ikisini sevmeyenleri ikaz edelim. Sebepleri ve bahaneleri bir kenara bırakarak yavaşlayalım biraz.&lt;br /&gt;Zaten gideceğimiz mesafe belli.&lt;br /&gt;Acelemiz ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-4212726365475769131?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/4212726365475769131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/11/acelen-ne.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4212726365475769131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4212726365475769131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/11/acelen-ne.html' title='ACELEN NE?'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/TPTLuG6Ly8I/AAAAAAAAAc4/IMt8tItTqAE/s72-c/Leopard_Tortoise_Okavango_Delta_Botswana.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-1496079605825391010</id><published>2010-11-11T10:14:00.002+02:00</published><updated>2010-11-11T10:14:52.398+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>SUÇLULUKLAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/TNulEimcURI/AAAAAAAAAcg/aAgje47Nubs/s1600/169638.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/TNulEimcURI/AAAAAAAAAcg/aAgje47Nubs/s400/169638.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5538201664208261394" /&gt;&lt;/a&gt; “Suçluluk duygusuyla baş edemiyorum.&lt;br /&gt;Başkalarının yüzüme baktığı her an zihnimi okuduklarını düşünüyorum. Bunu hissediyorum. Utanıyorum. Yüzümü kapatıyorum. Elim yüzüme gidiyor. Kalbim çarpıyor. Dizlerim titriyor. Geriye dönüyorum hep. Suçlarımın oldukları yere. Çoğu zaman unutuyorum da aslında yerini ve zamanını ama yine de bir his var. Beni bırakmayan. Sen suçlusun diyen. Adım attırmayan. Göğsümü gere gere buradayım dedirtmeyen. Hep saklanmak gizlenmek zorundaymışım gibi. Kimseyle olduğum gibi oldurmayan bir şey. Maske takmak zorunda bırakan. Ezelden suçlu yapan bir şey bu. Hep utandıran. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Yüzüme bakıp suratıma tükürecek gibi insanlar. Böyle hissediyorum. Kendi aralarında konuşurken benden söz edip alay ediyorlar, iğreniyorlar. Yeniye ve güzele hakkım yokmuş gibi.&lt;br /&gt;Kurban. Evet bir kurbanım ben. Başkaları mutlu olsun diye kanı akıtılan bir kurban. Ben de varım ben de istiyorum diyemeyen.&lt;br /&gt;İki tane dünya var. Aralarında da buzlu bir cam. Yaklaşınca iki tarafı da görüyorsun. Ancak sadece birine aitsin gibi. Buzdan cam buzdan bir kalp gibi. Başkaları için atan. Diğerleri için çarpan. Kendine dokunup kendini ısıtamayan kanı pompalayan bir kalp. Başkalarına ihtiyaç duydukları zaman verilmek üzere saklanan kanla dolu bir kalp. Kendini beslemeyen. Sadece kendini ayakta tutacak kadar dolaşan damarlarda.&lt;br /&gt;Buzdan cama yaklaşırsan eğer büyük bir uğultu başlar. Karşıya geçebileceğinden endişe eden bir ordu oluşturdun nerdeyse arkanda. Eğer gidersen diye endişe eden. Gidersen diye boyunlarını büken. Ya sen kurban ol ya da hepimizi edeceksin diyen. Suçlayan. Neleri eksik yaptığını bağıran sürekli. Hem suçlayan hem bırakmayan. Ve gücünü tüketen. Korkutan. Boğan. Sürekli yaralayan.&lt;br /&gt;Bir gün diğer tarafa geçeceğini hayal ederek yaşarsın. Umut edersin. Oradan bir el uzansın da çeksin istersin. Mucize beklersin. Çabalarsın bazen. Ancak o kadar güçlüdür ki suçluluk duygusu onlar bıraksa o duygu bırakmaz. Kurbansın sen der. Şikayet edersin. Sonra da başını bildiğin ve öğrendin gibi eğer ve beklersin ki kanın aksın. Kanından beslensinler.&lt;br /&gt;Baş edemiyorum bu suçluluk duygusuyla.”&lt;br /&gt;Çok da uzun olmayan ama ileri hareket ettirmeyen zincirler gibi.&lt;br /&gt;Evet tıpkı öyleler.&lt;br /&gt;Sanki her yerinden bağlanmışsın gibi.&lt;br /&gt;Gibi?&lt;br /&gt;Gibi evet. Bu sanki sadece senin suçun değil de tüm insanlık için  kurban olmak gibi. Kurban olması gereken kutsallar olması gibi. Bunu çok önceden öğrendik gibi.&lt;br /&gt;Ağlamakla bile çözülmüyor. Öyle güçlüler ki.&lt;br /&gt;İlk suçluyu biliyor musun?&lt;br /&gt;İlk suçlu?&lt;br /&gt;İlk suçlu.&lt;br /&gt;Babamız. Atamız. Adem.&lt;br /&gt;Biliyorum evet.&lt;br /&gt;İlk suçlu bağışlanmıştır. Bunu da bilirsin aslında. İlk suçlu Adem, suçunu bilmiş, itiraf etmiş, bağışlanma dilemiş ve bağışlanmıştır. O bağışlansa da belki de onun suçunun bulaşıkları hepimizi aynı yolu bir kez daha yürüyüp geçelim diye, onun yolunu öğrenelim ve benimseyelim diye dokunup duruyor yüzlerimize. Yakamızı bırakmıyor bir türlü. Kim bilir?&lt;br /&gt;Onu bağışlayan bizi neden bağışlamasın? Bizi de bağışlar elbet.&lt;br /&gt;Hem Adem hem Bağışlayan bize bir şey öğretmiyor mu?&lt;br /&gt;?&lt;br /&gt;Suç, hata normal. İnsansı. Kaçınılması gereken ama tutulup kalınan. Bir yerlerden yakalayan. Israr edilmemesi lazım gelen ama durdurulamayan. İçimizdeki savaş bu. Dışımıza yansıyan.&lt;br /&gt;Madem bu bir his. Mademki çoğu zaman nedeni de hatırlanmayan. Var olmuş ya da olmamış ne fark eder? Varsa da yoksa da bağışlanma gerektirir. Temizlendiğin hissiyle değişmeli.&lt;br /&gt;Yolu da belli. İtiraf edip bağışlayana özür dilemek sonra. Ve afiyet dilemek ondan. Gözyaşıyla duaya durmak. Niyazdan geri kalmadan. Eksik olan neyse istemek. Çabaysa çaba. Cesaretse cesaret. Her ne gerekiyorsa. Sabırla. Bıkmadan. Vazgeçmeden. Umudu asla elden bırakmadan.&lt;br /&gt;Tıpkı Hz Pir gibi:&lt;br /&gt;Ey akılları ihsan eden sevgili, feryada yetiş. Sen bir şey dilemezsen hiç kimse dilemez.&lt;br /&gt;İstek de sendendir, ihsan da. Biz kimiz ki? Evvel de sensin, son da. Hem sen söyle, hem sen dinle, hem sen ol. Biz bunca malımız mülkümüzle yine hiçbir şey değiliz. Ey sevgili, bize tekliflerde bulundun, lütfet de secdeye rağbetimizi arttır; bize cebir tembelliğini gönderip şevkimizi söndürme. Ey hikmetine hayran olduğum sevgili, mademki niyaz etmemizi emrettin, bu emrettiğin niyazlarımızı da sen kabul et. &lt;br /&gt;Bağışlanma, temizlenme duygusuyla değiştir suçluluklarımızı. Ki gülsün yüzlerimiz.&lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-1496079605825391010?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/1496079605825391010/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/11/sucluluklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1496079605825391010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1496079605825391010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/11/sucluluklar.html' title='SUÇLULUKLAR'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/TNulEimcURI/AAAAAAAAAcg/aAgje47Nubs/s72-c/169638.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-1340022354250923024</id><published>2010-07-14T10:47:00.000+03:00</published><updated>2010-07-16T10:47:40.318+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>AŞK VERMEKTİR</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/TEALoqoyWPI/AAAAAAAAAb4/fYRN9elAuZw/s1600/myheartzt9.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 210px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/TEALoqoyWPI/AAAAAAAAAb4/fYRN9elAuZw/s400/myheartzt9.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494404338660038898" /&gt;&lt;/a&gt; İnsan doğduğu anda bir bebek olduğunu idrak etmez. Büyük güçlerle donatılmış bir Tanrı gibidir adeta. Ebeveynler de bunu besler. Aslan oğlum der, pamuk kızım der. Babasının ya da annesinin gücü onun olur ve her şeye gücü yeter. Bu gücü kendisinin zanneder. O elini kaldırınca tüm dünyada onunla birlikte kalkmaktadır. O gülünce güler herkes. Ağlayınca ağlar.&lt;br /&gt;Ancak bu çok uzun sürmez. Yavaş yavaş büyümeye başladıkça bebeklik zamanlarına gösterilen tolerans azalır. Artık diğerlerinin gücü ondan &lt;span class="fullpost"&gt;  uzaklaşır ve kendi gücünün sınırlı olduğunu fark ettikçe Tanrılığını da sorgulamaya başlar. Artık Tanrı değildir. Kırılmalar yaşar. Bu kırılmalar optimum düzeyde olursa kişiliği güçlenir ve gerçek olur. Ağır kırılırsa o dönemlerde ruhsal büyümesi durur ve kendi içinde sadece kendisinin bildiği başka bir kişiliği dayatır. Dışardan başkaları tarafından görülen kişiliği ile kendini zannettiği kişiliği farklılaşır. Kimsenin onu anlamadığını söyler durur. O kendini hala bir Tanrı kadar güçlü, bir hükümdar gibi kudretli zannedip diğer insanlardan buna dair davranışlar beklerken insanların ona sıradan biriymiş gibi davranmalarını hazmedemez ve sürekli kırılıp, incinip, küser. İnsanları nezaketsiz bulur. Anlayışsız bulur. Kaba bulur.&lt;br /&gt;Olgunlaşması gerekmektedir.&lt;br /&gt;Olgunlaşma basamakları kısaca dört bölümde incelenir psikolojide:&lt;br /&gt;Haset Evresi&lt;br /&gt;Kıskançlık Evresi&lt;br /&gt;Açgözlülük Evresi&lt;br /&gt;Şükran Evresi.&lt;br /&gt;Bundan sonra etrafınızdaki insanları değerlendirirken bir de bu tanımlamalar ışığında bakın. İçinde bulunduğu evre onun olgunluk düzeyini gösterecektir. Yakın ilişkilerde mutlaka şükran evresine ulaşmış insanları tercih edin. Şimdi bu evreleri kısa kısa gözden geçirelim:&lt;br /&gt;Haset, başkasındaki nimetlerin yok edilmesi davranışına götürür. Başkasında gördüğü iyi hiçbir şeye tahammül edemez ve onu ve sahip olan kişiye karşı yıkıcı niyetler besler. Hiçbir şey yapamasa arkasından konuşur. Onu kötüler. Onda iyi hiçbir şey göremez. Hz Mevlana hasedin yaşamdaki en zor geçit olduğunu söyler. Bir çok insan buradan geçemez ve gerisinde kalır. Sadece almak için yaşar. Almakla kalsa iyi başkalarındakiler de olmasın diye. Haset sahibi aslında çok zor durumdadır. Büyük acı çeker. Ve hissettikleri hem yüzünde ve davranışlarında görünür hem de bunu herkese yaşatır. İşte kardeşlerinin Yusuf Peygamber’e yaptıkları en bariz örneği. Kardeşlerin kardeşlere yaptığı zaten herkesçe malum. Kendi çocuklarınızda ve kardeşlerinizde bile rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz. Öncelikle bu duygunun fark edilmesi ve düzeltilmesi gerektiğinin idrak edilmesi gerekir. İmam-ı Gazali bunun için haset edilen kimseye dua edilmesini önerir.&lt;br /&gt;Kıskançlık, hasede göre daha ehven bir evredir. Diğerindeki olmasın ya da yok olmasın değil de ondakine imrenmek kendiside  de olmasını istemek gibi düşünülebilir. Bu da geçilmesi gereken bir evredir.&lt;br /&gt;Açgözlülük, ise her şeyi toplamak, kanaat edememektir. Hz Pir bunu kazın yaptığına benzetir. Seçmeden ne varsa toplayıp gömmek. Bitmek bilmeyen bir hırs ve tamah.&lt;br /&gt;Ulaşılması gereken asıl olgunluk şükran evresidir. Bu evreye ulaşan verebilmek üzerine odaklanır. Elindeki her şeyden uygun ölçülerde diğerlerine de vermeyi önemser. Verebilme evresidir. Vermek almanın önündedir.&lt;br /&gt;Anlaşılıyor ki olgunlaşmayla verebilmek birlikte zikredilmesi gereken iki kelime, iki özellik. Verebilen insanlar olgundur. O yüzden sevilmek isteyen, önemsenmek isteyen, toplumda bir yer edinmek isteyen insan vermeyi öğrenmek zorundadır. Canından, malından, bilgisinden ve her neye sahipse hepsinden başkasını faydalandırmak üzerine kurmalıdır hayatını. Verebilmeyi öğrenmelidir.&lt;br /&gt;Vermek ancak olgun insan davranışıdır. Bu yüzden insanlara paylaşma, verme, empati eğitimleri verilmeli ve bu özellikler özendirilmelidir.&lt;br /&gt;Ramazan ayı geliyor bu önemli bir fırsat. Sadaka, zekat ve benzeri ibadetlerle özellikle bu ayda insan kendini eğitmeli ve geliştirmelidir. Yoksa ilkel basamaklarda ömrünü zayi eder.&lt;br /&gt;Sözü Hazreti Mevlana’ya bırakmak en doğrusu:&lt;br /&gt;O para veriş cömert kişiye lâyıktır. Can vermekse esasen âşığın vergisidir.&lt;br /&gt;Hak uğruna ekmek verirsen sana ekmek verirler; Hak uğruna can verirsen sana da can bahşederler.&lt;br /&gt;Şu çınarın yaprakları dökülürse Tanrı, ona yapraksızlık azığı bağışlar.&lt;br /&gt;Dağıtmaktan dolayı elinde mal kalmazsa Tanrı’nın inayeti, seni hiç ayaklar altında çiğnetir mi?&lt;br /&gt;Bir adam ekin ekince ambarı boşalır ama bu işin iyiliği, tarlada belli olur. &lt;br /&gt;Fakat tohumu ambara kor, biriktirirse zaman geçtikçe bitler, fareler, o tohumu yiyip bitirirler.&lt;br /&gt;Bu cihan tamamıyla fânidir; aradığını sebatlı, kararlı âlemde ara! Sûretin sıfırdan ibarettir; dilediğini mâna âleminde dile!&lt;br /&gt;Acı ve tuzlu canı kılıç önüne koy, feda et de tatlı bir deniz gibi olan canı al! (Mesnevi.1.2235-2242)&lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-1340022354250923024?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/1340022354250923024/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/07/ask-vermektir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1340022354250923024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1340022354250923024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/07/ask-vermektir.html' title='AŞK VERMEKTİR'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/TEALoqoyWPI/AAAAAAAAAb4/fYRN9elAuZw/s72-c/myheartzt9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-2191789797450007329</id><published>2010-06-29T09:20:00.002+03:00</published><updated>2010-06-29T09:20:30.872+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>ARTIK ONA MEYLET!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/TCmPhtJLg1I/AAAAAAAAAbg/Il-3NDj1afU/s1600/81.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/TCmPhtJLg1I/AAAAAAAAAbg/Il-3NDj1afU/s400/81.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5488075430144213842" /&gt;&lt;/a&gt; Koşmak istiyorum ama koşamıyorum. Ayaklarım sanki onda kalmış.&lt;br /&gt;Oysa ben onunla koşmak istemiştim. O yüzden ona vermiştim ayaklarımı, ellerimi. Ve avucumdakini.&lt;br /&gt;Kilitlenmiş durumdayım.&lt;br /&gt;Daha anlat duygularını dedim.&lt;br /&gt;Anlatamıyorum deyip kestirip attı.&lt;br /&gt;Yüzündeki öfkeyi fark etmek zor değildi.&lt;br /&gt;Kendime kızıyorum dedi.&lt;br /&gt;Sonra öfkesini inkar etti.  Ardından öfke hızlıca üzüntü oldu. Baş öne düştü.&lt;br /&gt;Ne denirdi ki. Sustu zaten.&lt;br /&gt;Sessizlik uzun sürdü.&lt;br /&gt;…………..&lt;br /&gt;O sırada uzaklarda yağmur çiseliyordu.&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Bir kadın elleriyle yağmura dokunmak için penceresini açtı.&lt;br /&gt;Küçük bir çocuk ağacından düşen yaprağı tutmaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;Daha uzaklarda ölmek üzere olan bir adam solgun gözlerle son kez yakınlarına bakmak için güçlükle gözlerini araladı.&lt;br /&gt;Yükseklerde bir kayanın kenarında genç bir adam sigarasını yakmaya çalışıyordu esen rüzgara inat.&lt;br /&gt;Çöpleri karıştırıyordu birisi.&lt;br /&gt;Ötekini uyku tutmamış bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu.&lt;br /&gt;Ağlayarak dua ediyordu yaşlı kadın.&lt;br /&gt;……………&lt;br /&gt;Kaygılısın dedim. Belirsizlik korkutuyor. Düşüncelerine dur diyemiyorsun.&lt;br /&gt;Kulaklar duymuyor. Göz görmüyor. İrade sanki kağıttan bir gemi. Sürükleniyor.&lt;br /&gt;Kızıyor, öfkeleniyor, üzülüyor, kaygılanıyor sonra da inciniyorsun.&lt;br /&gt;Anlayış bekliyorsun.&lt;br /&gt;Anlaşılmamak daha da deli ediyor. Daha da üzüyor.&lt;br /&gt;Sabır tutulması zor, yakıp kavuran bir ateş olmuş. Oysa en çok ona ihtiyacın olduğu halde.&lt;br /&gt;Uyumak istiyorum dedi. Sadece uyumak.&lt;br /&gt;…………&lt;br /&gt;Bir rüzgar esti birden. Birkaç yağmur damlası ulaştı kadının eline.&lt;br /&gt;Yaprağı çocuğun avucuna koydu.&lt;br /&gt;Adamın gözleri açılamadan uzaklara kaydı.&lt;br /&gt;Sigarasını yaktı genç adam. Çöpler karıştı. Yatakta dönüp duran uyuyakaldı.&lt;br /&gt;Yaşlı kadın duasını bitirip başını kaldırınca yaşlı eşini gözyaşlarını silmek için beklerken buldu.&lt;br /&gt;…………&lt;br /&gt;Koltukta uyuyakalmışım sanki dedi. Uyudum mu ben?&lt;br /&gt;Daha iyi hissediyorum…&lt;br /&gt;Dokunmak istedim ancak sadece şefkatle gözlerine bakabildim. Çok şey söylemek istedim o anda. Fakat susmak en iyisiydi. İnşirah suresini hatırlattım tek:&lt;br /&gt;1-Göğsünü açıp seni ferahlatmadık mı?&lt;br /&gt;2-Ve yükünü sırtından kaldırmadık mı?&lt;br /&gt;3-Ki o yük belini iki büklüm etmişti!&lt;br /&gt;4-Ve senin şanını yüceltmedik mi?&lt;br /&gt;5-Sözün özü: elbet her zorlukla beraber tarifsiz bir kolaylık vardır;&lt;br /&gt;6-evet, her zorlukla beraber tarife sığmaz bir kolaylık vardır.&lt;br /&gt;7-Şu halde, (zorluktan) kurtulduğunda (kolaylıktan) nasibini gözet!&lt;br /&gt;8-Ve (yüzünü) yalnız rabbine dön; artık hep (O’na) meylet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-2191789797450007329?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/2191789797450007329/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/06/artik-ona-meylet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/2191789797450007329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/2191789797450007329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/06/artik-ona-meylet.html' title='ARTIK ONA MEYLET!'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/TCmPhtJLg1I/AAAAAAAAAbg/Il-3NDj1afU/s72-c/81.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-6109490436381051816</id><published>2010-06-15T10:36:00.002+03:00</published><updated>2010-06-15T10:36:42.758+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>DOĞAN GİBİ AVLAN</title><content type='html'>Bize okutulan tarih kitaplarında insanların avlanarak yaşama başladıkları anlatılır. Avcıdır insanoğlu. Hayvanlar da öyle. Avlanarak yaşarlar. Yaşam yenen ve yenilenlerden oluşur der Hz Mevlana. Yaşamak için avlanmak. Yenilmemek için yemek zorunda olan canlılar. Bedensel olarak böyleyken, insan ruhuyla da avlanır mı? Bu soru geldi aklıma.&lt;br /&gt;Sabahları uyanamıyorum. Üstümde bir ağırlık. Güne başlamak işkence gibi.&lt;br /&gt;Ya gece? Geceye de başlayamıyorum. Uyuyamıyorum.&lt;br /&gt;Hayatta kalma endişesi var mı?&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Hayır. Karnım doyuyor. Başımı sokacak da bir yerim var.&lt;br /&gt;Güne başlarken bir amacın var mı? Geceden yarını planlıyor musun?&lt;br /&gt;Hayır. Aynı şeyler. Aynısı olacak muhtemelen.&lt;br /&gt;Neler oluyor bu günlerde?&lt;br /&gt;Neler oluyor? Mesela Güney Afrika’da Dünya Kupası maçları var. Politik çekişmeler biraz daha hararetli. Trafik karmaşası. Hastalıklar. Ölüm ve kaza haberleri. Terör olayları. Kıskançlıklarım. Bunalımlarım aynı. Endişelerim. Sorumluluklarım. İş arkadaşlarım. Ailem. Hep aynı.&lt;br /&gt;Avlanıyor musun?&lt;br /&gt;Avlanmak?&lt;br /&gt;İnsanlar eskiden avlanmak için çıkarlarmış her gün.&lt;br /&gt;Duymuşluğum var. Eski masallardan. İzlediğim filmlerden.  Birkaç kitap okumuşluğum da var.&lt;br /&gt;Çocukken sabah kolay uyanır mıydın?&lt;br /&gt;Evet. Kolay da uyurdum. Bedenim yorulurdu fakat zihnim rahattı. Neden rahattık çocukken?&lt;br /&gt;Neden?&lt;br /&gt;Annem babam vardı. Onlara emanettim. Gelecek endişem yoktu. Sorumluluklarım azdı. Dünya beni ilgilendirmezdi. Gazete okumazdım. Televizyon seyretmezdim. Duygularım ve aklım çatışmazdı. Çocuktum işte.&lt;br /&gt;Çocukken avın neydi?&lt;br /&gt;Oyun. Oynamak için çıkardım her gün. Gülümseme geldi içimden. Oynamak için çıkmak dışarı. Oyun bitti mi?&lt;br /&gt;Oyun akşam biterdi çocukken öyle değil mi?&lt;br /&gt;Evet. Ertesi gün yeniden başlardı.&lt;br /&gt;Hep aynı oyunları oynamaz mıydınız?&lt;br /&gt;Aynı oyunlar evet. Yenisini öğreninceye kadar.&lt;br /&gt;Hep mutlumu biterdi oyunların? Kızgınlık, kıskançlık, kavga olmaz mıydı?&lt;br /&gt;Olurdu tabi. Ama akşam biterdi. Bazen evde de konuşurduk. Hatta zihnimde gece de oynamaya devam ettiğim olurdu. Ama hiç uykusuzluğa yol açmazdı. Yarın nasılsa yine oynardık. Av diyorduk?&lt;br /&gt;Büyüklerin oynadığı da oyun olsaydı? Ya da öyleyse? Hatta tam da öyle. Yada yaşam tam olarak bir oyunsa? Bu oyunun akşamı da ölümse?&lt;br /&gt;Oynayarak ölüme gitmek. İronik bir cümle oldu. Eğer hala çocuk olduğuma ikna olsam ve arkamda bir anne baba var olsa oyun oynar gibi yaşardım. Endişe taşımadan uyur sabah da yine oynamak için keyifle uyanırdım.&lt;br /&gt;Oyun oynarken bir yandan da avlanabiliriz aslında. Belki çocukluktaki oyundan tek farkı bu. Bugünkü oyunların. Olgunluk katmak oyuna ve dönerken akşam eve avlanıp heybeyi doldurup gelmek.&lt;br /&gt;İyi oyuncular iyi avlarla gelirler eve. Ellerindekilere göre değer kazanırlar. Neyin peşinde koştuklarıyla ayrılırlar diğerlerinden. Doğan kuşu da, kedi de kendi oyunlarını oynar. Avladıkları farklı sadece. Ve kimin için avlandıkları. Doğan kuşu padişah için avlanır. Kediyse kendi karnı için.&lt;br /&gt;Sabah avlanmak için çık ve Doğan gibi avlan.&lt;br /&gt;Sanırım kedi de Doğan da içimizde saklı. Ruh Doğan olsa gerek.&lt;br /&gt;Allah’a çağıran, Salih amel işleyen ve ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir? (Fussilet.33.)&lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül&lt;br /&gt;http://faikozdengul.wordpress.com/&lt;br /&gt;http://askintherapy.wordpress.com/ &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-6109490436381051816?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/6109490436381051816/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/06/dogan-gibi-avlan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6109490436381051816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6109490436381051816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/06/dogan-gibi-avlan.html' title='DOĞAN GİBİ AVLAN'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-936872563126654475</id><published>2010-05-11T10:42:00.001+03:00</published><updated>2010-05-11T10:43:08.428+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>BENİ YALNIZ BIRAKMA</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S-kJ7UrlvRI/AAAAAAAAAa4/8Bltwz_Neww/s1600/29905_395759124518_554209518_3881011_4888022_n.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 250px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S-kJ7UrlvRI/AAAAAAAAAa4/8Bltwz_Neww/s400/29905_395759124518_554209518_3881011_4888022_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5469914137186647314" /&gt;&lt;/a&gt; Ağacı gördüm.&lt;br /&gt;İki bina arasına sıkışmış. Başını öne doğru çıkarmış. Yola doğru uzatmış.&lt;br /&gt;Yürürken fark edilmiyor. Ya yukardan bakılınca ya da başınızı yukarı kaldırırsanız.&lt;br /&gt;Fark edenler hep baktıkları yönden başkasına da bakanlar. Bir de yukarı çıkacak bir yol bulup oradan bakanlar. Ki görünmeyenleri görsünler. Görünmekten başka yolu olmayanları görüp gözetsinler.&lt;br /&gt;Sıkışmışlar, daralmışlar nasıl görünür başka bakanlar olmasa.&lt;br /&gt;Çiçekler görürüm. Kimi saksıda. Kimi kırda. Kimi masalarda, ömrünü tamamlamış. Kimi vitrinlerde, bir ele ulaşıp birazcık daha suya dokunabilmeyi bekleyen. Onları da fark edip bakacaklara gülümseyen.&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Bulutlar görürüm sonra. Kimisi tek parça, kimisi beyaz kimi de kara. Rüzgarı bekleyen. Ömrünü tamamlayıp toprağa ulaşmak için. Bir rüzgarın dokunuşuna kadar asılı duran gökyüzünde. Toprağın da onu beklediğini bilip yine de belirlenmiş saati sabırla bekleyen.&lt;br /&gt;Kuşları da görürüm. Kimi yalnız. Kimi guruplar halinde. Kimi sessiz kimi görünmez. Büyüğü ve küçüğü. Denize doğru uzanırken bazılarını. Bazısını da gökyüzünde, sanki kendisi gök gibi. Uçmak en iyi bildikleri şey. Kendiliğinden. Bazıları uçamayınca kanatlarını görsünler diye bakarken etraflarına. Onlara da bakabilenler bakıp gözetsin diye kaderine razı.&lt;br /&gt;Ve toprak. Sessiz. Ağır. Kucaklayıcı. Kabul edici. Onun da sertini ve yumuşamışını görürüm. Hem ayaklar altında hem üstünde eskinin. Eskimesini ömrünü tamamlamasını beklerken her şeyin, bakanlara sabrı öğrettiğini görürüm.&lt;br /&gt;Yağmur sonra. En arada kalanı. En çok gezineni. Bir yukarda bir aşağıda. Bir yerde karar kılamayan. Yerden yükselirken görürüm onu sonra da yere düşerken. Kışın beyaza büründüğünü de. Irmak oluşunu. Denize ulaşırkenki heyecanını. Ve deniz olduğunda da başını yukarı kaldırışını. Güneşe bakışını. Gideceğini bile bile yine de güneşe bakışını.&lt;br /&gt;Ve güneş. Bakanları en çok zorlayan. Kendine baktırmayan. Gözleri kamaştıran. Hep kendinden veren güneş. Isıtan. Aydınlatan. Yol gösteren. Büyüten. Besleyen. Kavuran. Yakan. Bir uzaklaşıp bir yakınlaşan. Benim gibi olun diyen güneş. Onu da görürüm. Çok bakamasam da, O’nu en çok gölgeden bilirim. Meyveden. Ağaçtan. Yağmurdan…&lt;br /&gt;Sonra bütün bunları görür de çaresizliğimden aczimden güneşi çağırırım yine.&lt;br /&gt;"Ey yararlı, güzel isler yapan güneş; yine Hamel burcuna gel; ne buz, ne çamur; etrafa amberler saç, amberler saç!..&lt;br /&gt;Ey güneş! Gül bahçesini gülüşlerle doldur, su ölüleri dirilt; şimdiden mahşeri meydana getir!&lt;br /&gt;Görmüyor musun; tohumlar kabuklarını yarmış, hapisten kurtulmuşlar; biz de, evlerimizin kucağından kurtulup&lt;br /&gt;bağlara bahçelere gidelim! Bahçeler, bize, gayb aleminden yüzlerce armağanlar getirmiş, yüzlerce armağanlar getirmiş!..&lt;br /&gt;Gül bahçesi yüzlerce gülle dolar, dedikodu biter, zaman doğurmaya baslar, zaman doğurmaya baslar!&lt;br /&gt;Leylek, gök gibi yüksek bir köşkün üstüne yuva yapmış, leklek diye öterek; “Ey yardımı dilenen Allah; mülk Sen’indir, mülk Sen’indir!” demek istiyor!&lt;br /&gt;Bülbül.sesi ile saz çalar; üveyik hu hu diyerek öter! Öbür kuşlar da, civan bahtın. genç talihin çalgıcısı olarak gelirler!(Divan-ı Kebir)"&lt;br /&gt;Çağırmasına çağırırım da yine ayrılıktan korkarım.&lt;br /&gt;"Sevgilim! Beni böyle dostsuz bırakma; benden uzağa gitme; beni yalnız bırakma!&lt;br /&gt;Benim zavallı canım, insafın bulunmadığı bir yerde insaf dilenmeye geldi; beni, insafsız ayrılığa bırakma!&lt;br /&gt;Sen hekimsin; belki zamanın îsa’sısın! Gitme; bizi böyle hasta bırakma!&lt;br /&gt;Sen bana; “Mağara dostumsun!” dedin; beni mağarada böyle yalnız başıma bırakma!&lt;br /&gt;Sana, bir gece ayrılık çok az bir şey görünür ama, o ayrılığı bir de sen bana sor da, benim için çok uzun olan ayrılığa bırakma.&lt;br /&gt;Az da olsa, gönlüme ateş düşürme; az da olsa, onu önemsiz sayma; beni bırakma!&lt;br /&gt;Nefsim, bitti gitti. Fakat; beni bir kerre daha dinle; beni bu sefer bırakma!(Divan-ı Kebir)"&lt;br /&gt;Hem korkarım hem de umudumu yitirmem.&lt;br /&gt;Nasılsa gözyaşı var. Niyaz var.&lt;br /&gt;Gözyaşımı niyaz yapar tekrar bakarım.&lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül&lt;br /&gt;http://askintherapy.wordpress.com/&lt;br /&gt;http://faikozdengul.wordpress.com/ &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-936872563126654475?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/936872563126654475/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/05/beni-yalniz-birakma.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/936872563126654475'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/936872563126654475'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/05/beni-yalniz-birakma.html' title='BENİ YALNIZ BIRAKMA'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S-kJ7UrlvRI/AAAAAAAAAa4/8Bltwz_Neww/s72-c/29905_395759124518_554209518_3881011_4888022_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-6899267412052745942</id><published>2010-04-27T09:33:00.005+03:00</published><updated>2010-04-27T09:41:52.098+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>AŞK ÖZLEMEKTİR</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S9aFR-isSfI/AAAAAAAAAao/avH31elzIMQ/s1600/xxx.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 208px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S9aFR-isSfI/AAAAAAAAAao/avH31elzIMQ/s400/xxx.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464701741753453042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hace Ali Ramiteni’ye sormuşlar:&lt;br /&gt;İman nedir?&lt;br /&gt;Cevap vermiş ki:&lt;br /&gt;Özlemek ve ulaşmak…&lt;br /&gt;Özleyerek başlıyor her şey.&lt;br /&gt;Özlemek de kayıpla, uzaklaşmakla.&lt;br /&gt;Kayıp ve uzaklaşma olabilmesi için de bir bağ gerekiyor ve bir yaşanmışlık.&lt;br /&gt;İnsanın hikayesi de buydu.&lt;br /&gt;Kaybettiğini yeniden bulmak için özlemek ve çabayla yeniden ulaşmak.&lt;br /&gt;Özlem duygusu bu yaşamdaki yolculuğun başlangıcı gibi görünüyor. Öncelikle bu duyguyu hissetmek yolda olmanın testi gibi. İmana da bu duygu ulaştırıyor Hace Ramiteni’ye göre.&lt;br /&gt;Hace Ali Ramiteni , Hace Mahmud Encir Fagnevi’nin ikinci halifesi. Ana silsilenin yürütücüsü ve kol başısı. Hacegan silsilesinde lakapları “Azizan”dır. &lt;span class="fullpost"&gt; Büyük Kutup. Mesleği kumaş dokuyucusu. Oğlu meşhur Mevlana Abdurrahman Cami, “Nefahat” isimli maruf kitabında Mevlana Celaleddin Rumi’nin “Dokumacı” sıfatıyla Hace Ali’den bahsettiğini söyler. Buhara civarında şehre iki fersah uzaklıkta Rimten denilen bir kasabadan. Kabri Harezm’de.&lt;br /&gt;‘Özlem’ genç, saf, duru, hafif bir kelime, ‘hasret’ kadar yormaz insanı, içine çökmez bir anda. ‘Tahassür’ kadar süründürmez. Bir ışık yakar, kıpır kıpırdır adeta. Zira, ‘özlem’ duyulmak istenilen, tadılası bir duygudur, hasret ise acısı çekilendir, ızdıraplıdır.&lt;br /&gt;Eskiler, kırgınlara çare olsun diye hani derlermiş,“gidin biraz özleyin birbirinizi, biraz ayrı kalın, bakın göreceksiniz, her şey nasıl düzelmiş.” Sahiden gidilir, özlenilir, gelinir ve kaldığı yerden daha bir aşkla devam edilir, bu sözün sahiciliğine inanılırmış. Hala da bir o kadar inanırız buna. (http://www.sakinkafa.com/siirden-temalar-1bekleyisin-adi-ozlemdir/)&lt;br /&gt;Özlem İngilizce aspiration olarak da geçiyor ve nefes alma, soluma gibi anlamları da var.&lt;br /&gt;İbrahim Tenekeci  “Yüzler ve Sözler” şiirinde  özlemi, bekleyişi adeta gözlerin hiç kırpılmadan sevgilinin yolunun gözlenmesi  şeklinde anlatır:&lt;br /&gt;“kusura kalma teselli hazretleri&lt;br /&gt;sana layık bir mürit olamadım besbelli&lt;br /&gt;büyük şehirlerin küçük içinde&lt;br /&gt;dansa kaldırılan utangaç bir kız gibi&lt;br /&gt;buldum bu dünyada kendimi.&lt;br /&gt;ve camları hohlayıp da çizdiğim resimlerden&lt;br /&gt;bir ben kaldım ve sevgilim&lt;br /&gt;suyu ihmal edilmiş fesleğen gibi gitti&lt;br /&gt;gözlerim terledi yolunu gözlemekten.”&lt;br /&gt;Özlem korkulası bir duygu değil aksine ulaşmak için başlangıç.&lt;br /&gt;Dayanıklılık ister elbette tüm yolculukların olmazsa olmazı.&lt;br /&gt;Özlem ulaşmayı  içinde barındırdığı zorluğa rağmen kolaylaştıran bir duygu. Yol özleyerek başlıyor ve özlemle devam ediyor.&lt;br /&gt;Özleyerek yaşanıyor.&lt;br /&gt;Aşıkların da nişanı özlem değil miydi?&lt;br /&gt;Kumaş dokuyucusunun özlemiyle başladık yazıya,&lt;br /&gt;O zaman şöyle bitirelim:&lt;br /&gt;AŞK ÖZLEMEKTİR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül&lt;br /&gt;http://faikozdengul.wordpress.com/&lt;br /&gt;http://askintherapy.wordpress.com/&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-6899267412052745942?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/6899267412052745942/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/04/ask-ozlemektir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6899267412052745942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6899267412052745942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/04/ask-ozlemektir.html' title='AŞK ÖZLEMEKTİR'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S9aFR-isSfI/AAAAAAAAAao/avH31elzIMQ/s72-c/xxx.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-2128436894118772984</id><published>2010-04-26T09:38:00.001+03:00</published><updated>2010-04-26T09:39:17.424+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>BENİM DİZLERİM KANADI DİLARA (7)</title><content type='html'>Düşkünlüğün farkına varan ruh, ağaçların yepyeni bir baharda filizlenmesi gibi tazelenirdi. Yağan yağmurlar karşısında daha korkusuzca ıslanırdı. Esen rüzgârlar karşısında köklerini sağlamlaştırır, toprağa sarılıp dört elle sallansa da yıkılmazdı. Vakti gelmişti canından özge bir canla var olup yeniden filiz verecekti. &lt;br /&gt;    Sen gittin Dilara, döküldü yapraklarım. Çatı katında kalmışlığın hicranıyla düştün ellerim de can verdin. &lt;span class="fullpost"&gt; Masum çocukluğundan sıyırdın hilkatini, duçar ettin benliğime. Sesler tükenmişti artık, ne senin şiir dilenen çığlığın vardı, ne de benim aşk timsali feryatlarım. Geçmiştim ara sokaklarından kaderin. Garip bir öyküydü bu, anlamadı kimseler. Oysa bu gariplikte dalgalanan öze dönüş çağrısıydı. Savruldu bayraklarım haşin rüzgârlarda, ses verdi sukutum, aslına döndü Ruhenâm…&lt;br /&gt;    Oysa eksilmişti hezeyanlarım, satır satır döküldü acılarım. Şimdi Dilara boşluklar da sallandı kalbim. Cesedini kuruttum, dini bir törende gömdüm seni dünyanın göbeğine, hayat okudu umarsızca hüznün kalıntılarını. Hüzün ki tapınılan bir yokluk çağrısıydı. Hüzün ki şeytanın dokunmaya kıyamadığı bir bakireydi…&lt;br /&gt;Sen gittin ya Dilara, o da gitti kalbimden. Yığılmışlığı yaşadım bir kez daha sokak aralarında. Oysa tutar zannetmiştim ellerimden, ellerim havada kaldı. Ve yapıştı cesedin parmaklarıma, karanlılar mabedim oldu. &lt;br /&gt;    Vakit gelmişti, gitmeliydim…&lt;br /&gt;    Nihayete erdirip yaşanmışlığımı hayatımın, ardımda bırakıp acınmışlığını sevdamın, dönmeliydim geldiğim yere… Nasıl umarsız çıkmışsam merdivenlerini dünyanın, o umursamazlığımın aksine demeliydim, sorgulamalıydım ve bulmalıydım aczi yetimi… Yolculuk başlamalıydı artık, korkmamalıydım…&lt;br /&gt;     Duyguların basamakları iğretiliklerle doluydu. En tepede sen vardın… Dikmiştim seni dünyanın göbeğine. İkinci basamağa indim. &lt;br /&gt;    Ahşap bir tas içinde gözyaşlarım karşıladı beni. Geride kalmışlığın tuzlu tadı. Kuruttu yeşermişliğini hayallerin… Ferahlık verirken akan her bir kadre de, kuruttu acıların gülen yüzlü çiçeklerini. Umutlara yelken açtı, açarken şaşırdı, bir silaha dönüştü, kendini kabul ettirmeye çalışan insani Taraflarım kullandı masum gözyaşlarımı. Orada kalamazdım daha fazla, kalırsam bırakmazdı yakamı. Hüznün buruk ağı’nı geçmeliydim. Üçüncü basamağa indim…&lt;br /&gt;     Aldatıcı bir umut karşıladı beni, fıkır fıkır lezzetli pembe bir içkiydi umut… İçtikçe mahurlaştıran, hayallerde kaybedip, sızılara uzak düşüren… Aldım ellerime umut’u döktüm pembeliğini geçmişe, yeşerdi beklentilerim. Dördüncü basamağa indim…&lt;br /&gt;    Umuttan beklentiler arttıkça, hayal kırıklıkları miras kalıyordu ellerimde, sonrasında&lt;br /&gt;gelen acının gülkurusu silik yüzü oluyordu… Kişiliğimin merdivenlerini yer etmişti bu geçişler… Bu basamakta ise gülkurusu akşamlar vardı. Şeffaf bir cam içinde kurumuş gül yapraklarıyla doldurulmuştu. Aralarında gizlenen dikenleri yaralarıma eşsiz bir ağıt vermişti, hem cazibesine mahkûm oluyordum acıların, hem canımı yakan tedavi şekline olan tiryakiliğimden mutluluk duyuyordum… Gülkurusu akşamlara mesken olan bu basamakta içerime dolan dumanlı bir sevdam kalmıştı bana eşlik eden, sevdalarım ise pişmanlıklara taşıyordu ruhumu…&lt;br /&gt;    Mırıltılarını hatırladım o anda Dilara… Kulaklarımda naif sesinin yankısı…&lt;br /&gt;Gitme dön desem sana&lt;br /&gt;Siler misin acıların buğusunu camdan&lt;br /&gt;Gitme eyy kalbimin boynu bükük çocuğu&lt;br /&gt;Yetim bir acı bu kaybedişler&lt;br /&gt;Dilara, gitme dön…&lt;br /&gt;     Gittim ve indim hatıraların boğuk sesleri arasından geçip indim beşinci basamağa… İnmeliydim, gitmeliydim ve yüzleşmeliydim benliğimin şımarık yüzlü asi ve arsız kapı bekçisiyle…&lt;br /&gt; Geçmiştim acılardan da, gözyaşlarından da, umutlardan da, hayal kırıklıklarından da, bu basamaklar diğer basamakları aratan cinsten di oysa… Özlemlerle dolduruyordu üstteki duygulanımları… İçimi burkan bu basamak pişmanlığın korkunç resmiydi… Oturacaktı suratıma silinmeyecekti… Burası pişmanlıklar ülkesinin garip serzenişiydi… &lt;br /&gt;İrkildim önce, anlamlar karıştırdı ahengini, manalar döndü ardına, karıştı akıl coğrafyam. Demir di kafesi, irindi meyvesi.&lt;br /&gt; Pişmanlıklar, mide bulandıran yokluğun şaibesi. Oyalanmadan inmeliydim, kalırsam yıkılırdı sırça köşküm…&lt;br /&gt;   Ve… Son basamak özlem idi… kâsesi gümüş, çalgısı hiç bitmeyen ahu gözlü cümbüş… Bütün duyguları harmanlayan bir yoğunlukla, girdi koluma… Çıkış kapısını araladı… Ve teslim etti benliğimin tahtırevanına. &lt;br /&gt;     Yığılmış, bitap düşmüştüm… Yolculuğum bitsin, ruhum özgür kalsın, uçsun ve en baştaki halime dönsün istiyordum… Yaklaştım benliğimin hala diriliğini muhafaza eden timsaline, halsiz dilim ile:&lt;br /&gt;‘ Bırak, azat et beni eyy sahip, bak düştüm dünyanın ara sokaklarında kayboldum… Ara ara gelip yerleşti hayalime sessiz bir Dilara, kalmışım yapayalnız şimdi ortalarda. Ne halim kalmış ne cesaretim yüzleşmeye kalmadı mecalim, bırak beni eyy sahip gideyim!’&lt;br /&gt;      Tuttu kaldırdı beni yakamdan, silkeledi ve sarstı varlığımı… Ve dedi ki; “ Eyy ölümden korkup kaçan can, aklını başına al. Bu korku kendindendir senin. Korktuğun kendi içinde ki yüzündür,”‘ ölen Dilara ruhundaki ağaçtan sadece bir yapraktır! Yeni bir bahara aç yelkenlerini… Yeşerecek filizlerle keşfet engin yoldaşlarını. O sensin’ “ ölümün yüzü değil. Canın bir ağaca benzer, ölümse yaprağıdır o ağacın. İyi olsun, kötü olsun, ne bitmişse senden bitmiştir. Hoş olsun olmasın, gönle gelen şey senle gelmiştir.”&lt;br /&gt;      Bitmedi henüz hikâyen, şimdi yeniden yazmalı bu hikâyeyi sen şekillendirmelisin… Ne feryat, ne figan silkelenip kendine gelmelisin… Dilara ruhunun derinliklerinde… &lt;br /&gt;AYŞE BÜŞRA ERKEÇ…&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-2128436894118772984?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/2128436894118772984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/04/benim-dizlerim-kanadi-dilara-7.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/2128436894118772984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/2128436894118772984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/04/benim-dizlerim-kanadi-dilara-7.html' title='BENİM DİZLERİM KANADI DİLARA (7)'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-4897748248974108279</id><published>2010-04-18T09:30:00.000+03:00</published><updated>2010-04-27T09:43:09.892+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>DOĞRU KARAR VEREBİLİR MİYİM?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S9aDy85r57I/AAAAAAAAAag/o4y2LzdgeTw/s1600/picdump122-13.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S9aDy85r57I/AAAAAAAAAag/o4y2LzdgeTw/s400/picdump122-13.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464700109225453490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yaşamımız aldığımız kararlarla şekillenir. Sağlıklı kararlar alabildiğimiz sürece kendi hayatımızın sorumluluğunu elimizde tutabiliriz. &lt;br /&gt;Bazı kararlar önemlidir, bazıları önemsiz. Bazı kararlarımızı kendimiz alabiliriz, bazılarını ise sosyal baskılar şekillendirir. Karar verme bir beceridir. Bisiklete binmek, yeni bir dil öğrenmek, ayakkabı bağlamak gibi bir beceri. Ve tıpkı onları öğrendiğimiz gibi karar verme becerisi de öğrenilebilir. Yapılan araştırmalar başarılı kararlar verenlerin tüm bilgileri ve gerçekleri topladıklarını, karar verme güçlüğü çekenlerinse karar verme anında sürekli bir sorundan diğerine atladıklarını göstermektedir. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm başarılı karar verme yöntemleri genellikle aynı süreci izler: &lt;br /&gt;1. Sorunu ve hedefleri net bir şekilde belirlemek. &lt;br /&gt;2. Mümkün olduğunca çok çözüm alternatifi üretmek. &lt;br /&gt;3. Her alternatifin olası sonuçlarıyla ilgili mümkün olduğunca çok bilgi toplamak. &lt;br /&gt;4. Her alternatifin olumlu ve olumsuz yanlarını değerlendirdikten sonra en uygun olanını seçmek.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Karar verme sürecini özetlersek ; &lt;br /&gt;1. Sorunu Tanımlamak: Eski bir deyiş şöyle der: “Sorunun ne olduğu biliyorsanız yarı yarıya çözülmüş demektir.” Sorunu tam olarak belirlemek karar vermenin en önemli adımlarındandır. &lt;br /&gt;2. Hedeflerinizi ve değerlerinizi belirlemek: Kendinizi daha iyi tanımanız, değerlerinizi ve hayat felsefenizi belirlemeniz karar verme sürecinizi oldukça kolaylaştıracaktır. Hedeflerinizi bilmek ulaşacağınız adresi &lt;br /&gt;belirlemek gibidir. Yan yollara girip zaman kaybetmenize engel olur, hedeflerinizin somut, gerçekçi ve değerlerinize uygun olması önemlidir. Örneğin mutlu olmak oldukça soyut bir hedeftir. Sizi nelerin mutlu edeceğini somutlaştırmak hedefinize ulaşmanızda yardımcı olacaktır. &lt;br /&gt;3. Çözüm alternatifleri üretmek: Mümkün olduğunca çok çözüm alternatifi üretmeye çalışın. Bunun için beyin fırtınası yapabilirsiniz. Aklınıza gelen alternatifleri, etrafınızdakilerin de önerilerini alarak yazın. Bunu yaparken “ya ..., ya da... “ şeklindeki düşüncelerden uzak durmaya çalışın. &lt;br /&gt;4. Sağlıklı karar vermeyi engelleyen psikolojik faktörlerin farkına varmak: Kendine aşırı güven, kaygı, depresif bir ruh hali, başkalarına bağımlı olmak (etrafındakiler tarafından sevilmek ve kabul görmek için kendi istediklerini değil, onların istediklerini yapmak), mükemmeliyetçilik (hata yapmayı kabul etmemek, her şeyi aynı anda istemek gibi) sağlıklı kararlar almamızı engelleyebilir. &lt;br /&gt;5. Çözüm alternatiflerini değerlendirmek: Çözüm alternatiflerini değerlendirirken her seçenekle ilgili gerçekleri ve her seçeneğin size sunduğu gelecekle ilgili duygularınızı/hissettiklerinizi göz önünde bulundurmalısınız. İlk olarak her alternatifin yararlarını ve zararlarını topladığınız tüm nesnel bilgileri ekleyerek yazın. Daha sonra her alternatif için kendinize şu soruları sorun: &lt;br /&gt;A. Hedefime ulaşınca ne olur? &lt;br /&gt;B. Ne hissederim? &lt;br /&gt;C. Başkaları ne hisseder? &lt;br /&gt;D. Olabilecek en iyi ve en kötü şeyler neler? &lt;br /&gt;E. Önümdeki engeller neler? &lt;br /&gt;F. Ne kadar zaman, enerji, maddi kaynak gerekli? &lt;br /&gt;6. Alternatiflerden en uygun olanı seçmek: Şimdilik sizde olmayan beceri ve kaynakları gerektirdiği için uygulanamayacak olan seçenekleri elimine ederek seçim yapabilirsiniz. Bazı seçimler ve kararlar karmaşık olabilir. Pek çok alternatif ve düşünülmesi gereken pek çok avantaj ve dezavantaj olabilir. Mesela kariyer seçiminde pek çok faktörü göz önünde bulundurmak gerekebilir: eğitim süresi, iş bulma oranı, gelir, çalışma saatleri ve şartları, mesleki tatmin, statü gibi. Bu nedenle seçimizi yaparken en uygulanabilir olanını belirlemek önemlidir. &lt;br /&gt;7. Seçilen alternatifi kabullenmek: Bir seçim yaptıktan sonra diğer seçeneklere takılmamaya çalışmak çok önemlidir yoksa uygulamaya geçmek uzayabilir ve karar verme süreci gereğinden fazla uzayabilir. Bilmemiz gereken yaşamda “mükemmel seçim” diye bir şey olmadığı gibi, karmaşık kararların çoğunda mükemmel bir alternatifin de olmadığıdır. &lt;br /&gt;8. Adım: Seçimi uygulamak-Aksiyon zamanı: Uygulama olmadıktan sonra karar da bir işe yaramaz. Başarmak ve olası engellerin/zorlukların üstesinden gelebilmek için detaylı bir plan yapmanız iyi olacaktır. Planın tüm adımlarını önceden belirleyin, nasıl davranacağınızı, neler söyleyeceğinizi önceden prova edin, hayal edin. Böylece uygun olmadığını düşündüğünüz noktaları değiştirme fırsatınız olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kararsızlıkla Başetmek&lt;br /&gt;Çoğu zaman kararsızlık yanlış bir karar vermekten daha zararlı ya da yorucu olabiliyor. Bu süreç içinde karar vermekte geç kalabiliriz ya da kararımız oldukça yorucu bir süreç sonrası ortaya çıkabilir. Kararsızlık anında yaşadığımız belirsizlik, çözümü geciktirmeye, seçimi bizim değil koşulların belirlemesine neden olabilir. &lt;br /&gt;Bunun için: &lt;br /&gt;• Sorumluluk almaktan çekinmeyin.&lt;br /&gt;• Yeni fikirler yaratmak için sahip olduğunuz zamanı kullanın.&lt;br /&gt;• Karar verme ve hatalardan öğrenme yeteneğinize güvenin.&lt;br /&gt;• Kendiniz için gerçekçi olmayan beklentiler belirlemeyin.&lt;br /&gt;• Çok gerekmediği sürece, ani kararlar vermeyin.&lt;br /&gt;• Kendinizi kandırmayın: sadece daha çabuk ve rahat ulaşacağınız bir sonuç için daha az uygun bir seçim yapmayın.&lt;br /&gt;• Gereksiz yere harekete geçmeyin bazen de hiç bir şey yapmamak ve beklemek en iyi çözümdür.&lt;br /&gt;Yazan : Pelin Çetinkaya Atasoy&lt;br /&gt;Kaynak : www.bumed.org.tr&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-4897748248974108279?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/4897748248974108279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/04/dogru-karar-verebilir-miyim.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4897748248974108279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4897748248974108279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/04/dogru-karar-verebilir-miyim.html' title='DOĞRU KARAR VEREBİLİR MİYİM?'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S9aDy85r57I/AAAAAAAAAag/o4y2LzdgeTw/s72-c/picdump122-13.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-3390298146278936706</id><published>2010-04-09T10:25:00.001+03:00</published><updated>2010-04-09T10:26:42.448+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>BENİM DİZLERİM KANADI DİLARA (6)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S73XV4x4aRI/AAAAAAAAAaM/WJ3mZ7wdSb8/s1600/aile1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 225px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S73XV4x4aRI/AAAAAAAAAaM/WJ3mZ7wdSb8/s400/aile1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457755094461737234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dilara, sesimin tükeniş türkülerinin içinden gelen kurtuluş müjdesi gibiydi. Yürüyordum bir sahrada, ilk kez karşılaşmıştım Dilara ile. Ondan önce devam eden hayatım, bir boşluktan ibaretti. Feza’da dolanıp duran bir boşluk iken ben, evrenden süzülen bir su damlasına sığınıp düşmüştüm yeryüzüne. O ise karşılamıştı beni sıcacık gülüşü ile. Çöl akşamlarının kavurucu sıcağında, taa uzaklardan bakmıştı acemi ruhuma. Esen serin rüzgârlar eşliğinde yürüyorduk kumlar da. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;        Anlıyordum, bu yolda yol arkadaşımdı artık. Sokaklar aynıydı, her yer aynı inşa edilmiş beton yığıntısı evlerle doluydu, ağaçlar etrafa serpilmiş kuramlar yığını gibiydi. Küçük körpe varlığımla ben, dünyaya yeni açmıştım gözlerimi. Ve açtığım andan itibaren annemden evvel ellerimi tutmuştu Dilara. Etrafım dilini anlamadığım insanlarla doluydu. Sızılarımız farklı, gözyaşlarımızın akma sebebi farklıydı. Onların güldüklerine ağlarken biz, ağladıklarına gülüyorduk. Kim bilir Dilara’nın kaçıncı yolculuğuydu. Kim bilir kaçıncı feleğe ettiği refakatti ve büyütürken bütünleşme hikâyesiydi, kendini körpe ve taze bırakan serüveniydi bu, kim bilir?&lt;br /&gt;        Bense sığamıyordum çevreme, onların büründükleri elbiselere bürünemiyor, girdikleri oyunlara katılamıyor, yaşadıkları şehri benimseyemiyordum.&lt;br /&gt; Sıcacık bir güvendi elleri Dilara’nın, tutmuştu ve bakışmıştık boşluktayken, o yüzden yabancılık hissetmemiştim gördüğüm ilk anda. Su kisvesinden soyunup büründüğüm vakit ete kemiğe, bakışlarından tanımıştım. Çöl ortasında yanmaktan kurtaran serin bir volkan gibiydi gözleri. Her görüntü bir iğretiliğe yapışmışken, Dilara zırh gibi giyindirecekti kişiliğimi.&lt;br /&gt; Varlığımı kuşatan benliğimi gördüğüm bir öğle vaktinde viyaklamalarımın ardından, ruhumu bedenin mızmızlığından kurtarıp o’nun izini sürmüştüm yaşadığım her an.&lt;br /&gt; Birkaç yıl geçmiş ve ben yürümeye başlamıştım, insanların diline alışamasam da anlamaya çalışıyor, kâh gülüp kâh ağlıyor, başkalaşıyordum… Çay başının bakkalı, gök tepe’nin çaycısı, Yunus Emre’nin eğitim yılları devreye giriyor ve benliğimi unutuyordum… Tam unutmaya alıştığım sırada Dilara karşıma çıkıyor ve sunuyordu büyük bir özveri ile içselliğimi bana. Sesim hiç duyulmazdı, konuşamamanın sevinci ilk o zaman yapışmıştı dimağıma. Sukut eden ben, hep o konuşsun istiyordum, o konuşsun ve dinsin beynimin sorgusu, ben dinleyeyim…&lt;br /&gt;         Sütbeyaz saf yüzü, boncuk kara gözleri, kıvrımlı sevimli çehresi, hilâli andıran ince dudaklarından gamzelerine yerleştirdiği tebessümü ile Dilara, karşımda dikiliveriyordu. Zarif bir bedenin içinde, ne çocuk ne genç bir kızdı. Her an beyaz bir elbise giyer, martı kadar nağmeli çekiciliğini sergilemekten geri durmaz, uzun siyah saçları ise beline kadar inerdi. Çöl yürüyüşlerimiz olduğu vakit sıcaktan bunalır ve toplardı saçlarını arkaya, topuz yapardı beyaz çiçekli tokasıyla. Dilara hakkındaki en geniş bilgiyi yine Dilara verir, en gizemli var oluş türküleri ona daha bir yakışırdı. Türkülerden sıkıldığımız anlarda ‘ haydi bir şiir oku da cananımız mest olsun!’ der, ben okurdum o dinlerdi…&lt;br /&gt;   … Sen eyy Dilara, çöllerin yıldızı&lt;br /&gt;Savruldu hayallerim gözlere sığındı&lt;br /&gt;Meltemler önünde yığılan, yılgın yapraklar gibi&lt;br /&gt;Hangi fırtınada koparılmışsak, başımızda bir yığın sorular&lt;br /&gt;Hangi girdaba dönüşmüşsek, önümüzde çaresiz cevaplar&lt;br /&gt;Hangi karayel, poyraz, lodos, meltem uçurmuşsa bizi&lt;br /&gt;Toparlamak ki, belki Tanrı işi&lt;br /&gt;Ve… Nice kayboluşumuzdu bu kim bilir&lt;br /&gt;Sen eyy Dilara, çöllerin yıldızı&lt;br /&gt;Cevaplar ektik coğrafyamıza, sorular biçtik&lt;br /&gt;Öfkemizi süzdük sevdalardan, güneşler derledik&lt;br /&gt;Biz doğduk, çalkalandı ruhumuz girdaplara düştük&lt;br /&gt;Oysa ne kadar mahirsin toplamakta hilkat giysisini&lt;br /&gt;Nereler de damıttın fırtınalı umutların neşesini &lt;br /&gt;Ve… Kaybolduk derken, dertlerde buluşmuştuk, kim bilir&lt;br /&gt;Doğu dönüştü Kuzey’e, Güney kaçtı Batı’ya &lt;br /&gt;Vahdaniyet sırrı karmaşadan sıyrıldı, akıl geldi ferağa&lt;br /&gt;Topladın darmadağın sofralarımızı&lt;br /&gt;Oysa ne kadar mahirdin toplarken hilkat giysisini…&lt;br /&gt;Yıkıldı karmaşalarımız, kavgalar çaresiz kaldı&lt;br /&gt;Sen eyy Dilara çöllerin yıldızı…&lt;br /&gt;    Dilara ila aramızdaki söyleşiler, arkadaşlığımız ve sen… Sen gelince ruhumun gizli meralarına yüzünü döndü bana Dilara. Ve şöyle demişti kırık sesi ile bana: “ bazı yasak meraları vardır ruhun, girilmez!” ilk yanılgılı ve hayal kırıklığını o vakit görmüştüm gözlerinde Dilara’nın, ilk kavga olmasa da ilk kırgınlığıydı bana…&lt;br /&gt;    Yollara düşmeliydim artık, o ise sığınmıştı çatı katına, dönmüştü sırtını, küskündü Dilara. Çisenti yağan yağmurlarda sırılsıklam ıslanıp üşümeliydim. Aşk müptelası olmuş garip bir dilenciydim belki terbiye olmalıydım acılarla. Başıma giren ağrılar almalıydı tedirginliğimi, yokluğumla yüzleşmeliydim. Erguvan ağaçlarının yokluğunda bulmalıydım seni, Dilara’yı kaybetme pahası olsa da. Gölgesinde arınmalıydık günün yorgunluğundan, sızılarımızla bölünmeliydi rüyalarımız, sadece erguvanlar şahit olmalıydı gözlerimizdeki aşka…&lt;br /&gt;    Çökmüştüm bir duvar dibine. Avuçlarımda minik bir cesetti, cesedin gözlerinden sızan kanlı yaşlar, yanaklarına asılı kalmıştı. Ve tıpkı isyanı gibi geçmişi haykırıyordu evrene… &lt;br /&gt;     Sen kaçmıştın gözlerimden, kulaklarımdan, varlığımdan. Gizli takiplerinin devamında, gördüğüm ceset evlerinin kapılarına asılan ismin olmamalıydı. Acı veriyordu tükenişin verdiği serzenişin. Beden ağacının altında içilmiş antlara şahitti yapraklar, tam kaybettim seni dediğim anda yanında Dilara, dikiliyordun karşıma. &lt;br /&gt;Oysa benim dizlerim kanamıştı... Düşmüştüm, kaderin ara sokaklarında kaybolmuştum, ara ara gelip yerleşmişse de hayalime sessiz bir Ruhenâ, benim dizlerim kanamıştı Dilara…’ &lt;br /&gt; AYŞE BÜŞRA ERKEÇ…&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-3390298146278936706?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/3390298146278936706/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/04/benim-dizlerim-kanadi-dilara-6.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/3390298146278936706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/3390298146278936706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/04/benim-dizlerim-kanadi-dilara-6.html' title='BENİM DİZLERİM KANADI DİLARA (6)'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S73XV4x4aRI/AAAAAAAAAaM/WJ3mZ7wdSb8/s72-c/aile1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-8166269384695359380</id><published>2010-03-24T01:02:00.002+02:00</published><updated>2010-04-09T10:26:52.110+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>BENİM DİZLERİM KANADI DİLARA (5)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S6lFTB3vPrI/AAAAAAAAAZs/Xwx1QFZCpl8/s1600-h/dilara+%C3%A7at%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 206px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S6lFTB3vPrI/AAAAAAAAAZs/Xwx1QFZCpl8/s400/dilara+%C3%A7at%C4%B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5451965017130745522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;       Yeniden başlamak… Hangi olay gelip yerleşmişse kaygılarıma ve sonuçsuz kalmışsa bütün eylemlerim, bu nihayetsiz oluşumların getirdiği ön yargılarda gizliydi. İnsan hayatını kamufle etmekte ustalık gösteren bir yolcuydu. Bir cesedin üstünü örter gibi örterdi yaşadıklarını. Denizin balıklarını gizlediği gibi gizlerdi kaygılarını. Güneşin karanlığı boğması gibi boğardı örselenmişliklerini. İnsan hayatı nihayetsizliğe sürüklenmeye görsün, yıkımı göze alırdı da yinede gizlerdi asıl var oluşunu. Oysa olumsuzluğa demir atmış oluşumlarda gizlenen hayat iksirini tatmak gerekliydi. &lt;br /&gt;       Ben içmiştim senin ellerinden zehirli içkimi, uyuşmaya başlamıştı eylemlerim. Aklın egemenliğini yitirmesiyle şekillenir olmuştu yaşamım. Ne yaşadıklarım nede yaşayacaklarım geçit vermeden güzelliklere, sürdürmeye başlamıştı düşüncelerimi…&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Yonttuğum bir heykeldi oysa ruhum... Toparlanmadan yıkanlar arasına sende dâhil olmuştun. Oysa tek istediğim, gözlerine bakabilmekti korkmadan, sessizce… Sen ise yine sessizliklerde kayboldun… &lt;br /&gt;      Sebepsiz oluşumların ardındaki sır, bir duygu berraklığı ve loş ışıklar ardına gizlenmiş gölgeler çıkardı gün yüzüne. Dilara ise karanlıklar yolcusuydu. Yavaş yavaş aralanmaya başlamıştı güneşin kapıları. Çınarların yağmur karışımlı taşra kokusu sarhoş ederdi buğulanmış simaları. Aynaların yüzeyine çizdiğim gölgelerden ibaret bir hayat hikâyesi düşmüştü dillere. Bandırıyordum şimdi parmaklarımı şekilsiz siluetlere. Dalga dalga dağılan azaları karışmıştı bir hafif dokunuşumla, sonrasında başa dönmek kaçamadığımız bir gerçekti. Eylül sarartmıştı ağaçlarımı.  Yapraklarım sana gelip canlanmak isterdi oysa. Oysa Dilara kapılmıştı hazanın esintisine. Hırçın bir rüzgâr sarsa da ruhumu bakışlarıyla alıyordu cananımı. Dilara can veriyordu. Ucundaydı uçurumun. İradem sıfırlanmıştı işte. Tanrı bırakmıştı kaderimi. Belli ki kızgınlığının acısını çıkarmaya niyetlenmişti. İradem yoktu, belliydi. Kader terk etmişti hayatımı sefildi. Tanrı küskündü, Dilara verecekti son nefesini. Gün aydınlanmaya başlamıştı oysa. &lt;br /&gt;    Tutmuştum ellerini usulca… Bakmıştım gözlerine yavaşça… Terk etmişti aşkımı Ruhenâ… &lt;br /&gt;    Şimdi ben Dilara, düştüm… ‘Dizlerim kanadı Dilara... Düştüm, kaderin ara sokaklarında kayboldum, ara ara gelip yerleşmişse de hayalime sessiz bir Ruhenâ, benim dizlerim kanadı Dilara…’&lt;br /&gt;   Bakışlarımdaki mananın büyüsünden mutlu olmalıydın sen! Aynalarda titreyen gölgemin varlığından da. Dalgaların derinliği ile gelen ışıklar, aydınlatmalıydı beyninin yıkımlarını. Geçmişe dair bütün izlenimlerin değişmeliydi. Oysa Dilara can veriyordu, yoktu haberin…&lt;br /&gt;    Gün ilerlemişti… Saat an’ın 03.35’i… hayat mücadelem devam ediyordu. Ve iplerim Tanrının elinden kurtulma mücadelesi verirken, Tanrı halat misali atmıştı kemendi boğazıma sıktıkça sıkıyordu. Kurallar, yasaklar ve kederlerle dolu bir hayat yüzünü dönerken Dilara’ya, diğer taraftan iradem gerilip karşıma kahkahalarla gülüp; ‘ ben kaderin gülen yüzlü çocuğuydum, hep elde ettiğini zannetti garip insanlar! Oysa şımartan beni, Tanrı’nın ta kendisiydi…’ diyordu. Özgürlüğe aralanmış her kapı suratım da patlayan bir darbe gibiydi, kızarttıkça kızartıyordu. Hayal kapılarım ise daima açık kalan ikiyüzlü bir hayaletti… Mutluluğumu haykırırken sana, bana gelip yaşamımdan şikâyet ediyordu…&lt;br /&gt;    Şimdi…&lt;br /&gt;    Yüreğimi kaplayan bir acayip özlemlerle doluydu. Bir deniz kokusu ve bir martı çığlığı kadar ihtiyacım olan sessizliklerdi. Cesetlerden mütevellit bir dünyada, herkes yaşamaktan dem vururken hayâsızca, nefes alacak kadar bir mekânın özlemiydi ruhumu saran. Dünyada aidiyet arzusunun kâfi gelmeyecek boyutlarında yol alırken ben, Dilara kayboluşumun ifadesiydi… çatı katında gizlenmiş hayat yolculuğumda, kapı eşiğine uzanmış ucube kişiliğim arasındaki fark siyah ve beyaz kadar uçuruma taşıyordu varlığımı. &lt;br /&gt;İpek böceklerinin titizliğince yaşanmalıydı hayat. Kaygan, ince ve kusursuz bir kumaş gibi örülmeliydi aşk. Renkleri ise sonradan oluşturulmalıydı… İpek böcekleri renksizdi…&lt;br /&gt;     Dilara artık nefes almıyordu… Dilara… Dilara… Dilara…&lt;br /&gt;AYŞE BÜŞRA ERKEÇ…&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-8166269384695359380?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/8166269384695359380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/03/benim-dizlerim-kanadi-dilara-5.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/8166269384695359380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/8166269384695359380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/03/benim-dizlerim-kanadi-dilara-5.html' title='BENİM DİZLERİM KANADI DİLARA (5)'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S6lFTB3vPrI/AAAAAAAAAZs/Xwx1QFZCpl8/s72-c/dilara+%C3%A7at%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-2793453759616512852</id><published>2010-03-18T11:28:00.001+02:00</published><updated>2010-03-18T11:29:16.003+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>BENİM DİZLERİM KANADI DİLARA (4)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S6HwYP62YSI/AAAAAAAAAZk/vmjECuE1FaE/s1600-h/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC096.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 220px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S6HwYP62YSI/AAAAAAAAAZk/vmjECuE1FaE/s400/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC096.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449901323475902754" /&gt;&lt;/a&gt;Haykırma zamanı deyince sessizlikler zırha bürünüyor, daha bir yoğunlaşıyordu içimdeki sükut iklimi. &lt;br /&gt;    Dilara, ocak başında, gözleri henüz üzerinde dans ettiği korlarda çivilenmiş, ayakları ise yanmaktan hissiyatını kaybetmişti. Ne kor alevlerinin verdiği ızdırab ne de hayata dair içinde bocaladığı hezeyanlar geçit veriyordu, ruhunda öldürdüğü insani vasıfların canlanmasına. O anlatıyor ,ben kendimi buluyordum… Geçmişimdi Dilara… Unuttuğum, örselediğim, anımsamaktan utandığım, garipliğimde kaybettiğim, masum ve ürkekliğinin üstünü yaşamla kapattığım… Çocukluğumdu Dilara… &lt;br /&gt;     Efendilik, insanlar arası seçicilik ve var oluşlarının soylu geçmişi, sonraki hayatlarında oluşturdukları benlik için adapte olunmuşluklar dosyasıydı. Ruhların çizdiği yolda öne koydukları sebepsiz kavgaları, çığırtkanlıkları, ortaya sunulmuş hikâyenin özü ve geçmişin saf bilinci mi demekti? Yaşanılan hayatta, esas olan bu ise kavganın sonrasında serzenişten uzak birlik ve beraberlik öyküleriydi… Bu ruhları kişiselleştiren varsayımlardan çok benlik bulma savaşıydı. &lt;br /&gt;Dilara benliğimi ortaya çıkaracak olan rastlantıdan ibaretti şimdi. Hissiyatını kaybetmiş aciz bir çocukluktu o. Bulmalı, keşfetmeli ve yüzüme yerleştirmeliydim onu. Kapatmadan üstünü, örtmeden geçmişimi ve utanmadan özlemlerimden kabul ettirmeliydim. Masumiyetimdi Dilara…&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;    Sen! Erguvan çiçeklerini dökerken yollara, ardına düşmeliydim. Sızılarımı sermeliydim sonra. Hayata dair kuşku ve endişelerim yapraklar gibi dökülürken yerlere, ezip geçmeliydin ayaklarınla… Yeni kuşkularla, yeni sorularla, fırtınalara direnerek yürümeliydik, ayaklarımızı kan revan etse de dikenler, biz direnmeliydik… Cesaretimiz tükenmiş mi idi? Çok mu çaresizdik, ben hayatıma düşmüş yanlışlıklara bulanmışken, ölüm sessizliğini silmek çok mu zordu? Oysa biz, fırtınalara direnerek yürümeliydik güneşlere…&lt;br /&gt; Oysa aşka dair saf bir dua şekli yoktu. Aşkın duası yoktu… Açılan ellerimize gül yerine karlar yağmıştı… Üşümüştü avuçlarımız, donmuştu hayat damarlarımız, felç olmuştu…&lt;br /&gt;    Kucağıma doldurduğum kuru yapraklara can verme duasına çıkmıştım, çatı katında Dilara dua ederken, ben âmin diyecektim… Ve kurtulacaktı, aşk… &lt;br /&gt;    Yaklaştım yanına usulca, ‘Dilara yapraklarım soldu, bak!’ dedim… ‘Bak, tazeliğini kaybetti, karardı, gönüllere sadece hazan getirir oldu. Sararmış ömrümün hazan çağına dumanlı gölgeleri düşüyor şimdi… Dilara, oysa baharı bekledim hep, hep açsın istedim sevda çiçekleri. Kalktım ayağa derken tam, düştüm… Dizlerim kanadı Dilara…&lt;br /&gt;         Dua edelim, ben isteyeyim Tanrı’dan, sen ‘ver ona…’ de… Dua edelim Dilara…’&lt;br /&gt;Hareketsizdi Dilara… Tepkisizdi bir ceset gibi durağan. Ellerimle sildiğim gözlerinden yine kan sızıyordu… Yanaklarından süzülüp, beyaz elbisesini kırmızıya boyuyordu. Titremeye ve iniltili sesler eşliğinde ağıtlar yakmaya başlamıştı…&lt;br /&gt;‘Aşka ait saf bir dua&lt;br /&gt;Kalmadı hafızalarda&lt;br /&gt;Tanrı sildi beyinlerden&lt;br /&gt;Aşk düştü bataklığa’&lt;br /&gt;Tekrar tekrar söylüyor her tekrarında adeta inliyordu Dilara… &lt;br /&gt;      Dökülürken kaderim, inancım, yargılarım, yapraklar gibi yerlere, ezip geçtin sen var oluşumu…&lt;br /&gt;      Şimdi geride salt ben kaldım. Yargısız, infazsız, inançsız, insansız, sızısız, erguvansız, kuşkusuz ve endişesiz, biri dokunuverse titreyerek kendine gelmenin beklentisinden uzak, varlığımın esasına tuzak, tuzaklarınsa kavline yasak! Şekilsiz ve gölgesiz salt ben kaldım… İşte onun için; Benim dizlerim kanadı Dilara... Düştüm, kaderin ara sokaklarında kayboldum, ara ara gelip yerleşmişse de hayalime sessiz bir Ruhenâ, benim dizlerim kanadı Dilara…’ &lt;br /&gt;AYŞE BÜŞRA ERKEÇ…&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-2793453759616512852?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/2793453759616512852/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/03/benim-dizlerim-kanadi-dilara-4.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/2793453759616512852'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/2793453759616512852'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/03/benim-dizlerim-kanadi-dilara-4.html' title='BENİM DİZLERİM KANADI DİLARA (4)'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S6HwYP62YSI/AAAAAAAAAZk/vmjECuE1FaE/s72-c/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC096.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-4592231538944947633</id><published>2010-03-11T10:45:00.001+02:00</published><updated>2010-03-11T10:46:01.540+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>BENİM DİZLERİM KANADI DİLARA (3)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S5irbYjkAUI/AAAAAAAAAZc/R60oJZjnN7E/s1600-h/DSC01460.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 220px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S5irbYjkAUI/AAAAAAAAAZc/R60oJZjnN7E/s400/DSC01460.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447292236241043778" /&gt;&lt;/a&gt; Çatı katının o garip havası genzimi yakmış, öksürmeye başlamıştım. Boğuluyordum, sesim çıkmıyor yardım çağıramıyordum…  Dilara ise kayıtsızdı… Tepkisiz ve gayesiz, ölüm gibi hareketsizdi. Yavaş yavaş bana doğru gelen gölge şekillenmeye başlamıştı, o sendin. Gözlerinin içi gülüyor fakat konuşmuyordu. Kaybetmişti nihavendini. Besteler birbirine karışıyordu. Boğuluyordum ve sen ellerinde bir kadeh içinde soğuk bir su karşımda duruyordun, ruhum üşüyor kalbim alevlere düşüyordu. Ne bu dünyanın aydınlığı nede Ahiret karanlığı… Bütün bu keşmekeş tavırlara ve yarını olmayan şaşkınlıklara, bir garip sevda sarhoşluğuna yol alırken hızla ben, sen ışık tutup yol göstermiyordun, kararıyordu dünyam.&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Yalnızlık diz boyuydu, boğuluyordum…&lt;br /&gt;Sen bu dünyanın karanlığına aşinaydın, ben aydınlığı arıyordum, inanç sistemim çökmek üzereydi. Aydınlık türküleri ile oyaladığım kendi garipliğimdi oysa… Kuklaydım işte, iplerim Tanrı’nın elinde takılı kalmıştı. Kul olmayı seçiyorsan oynamalıydın, oynatmalıydı! Ya reddedersen? O zaman sızılar dinecek miydi?&lt;br /&gt;Yoksa büyük bir nezaketsizlikle aforoz mu edilecekti?&lt;br /&gt;‘Sizin inandığınız benim ayağımın altında’ desem, recme mi uğratılırdım?&lt;br /&gt;Ya kafamdan geçen asıl kervan! Kimse bilemeyecekti onları… Yunuslar saklanacak, Yusuflar kuyularda bulacaktı aşkı… Anlayanlarda sessizliğe müptela olacaklardı… &lt;br /&gt;Tek kural vardı burada, sessizlikti…&lt;br /&gt;Ellerin titriyordu, abı hayat değildi ellerindeki kadehte sallanan su… Zehrin pervasızlığıydı. Oysa şarap gibi kokardı ellerin… Ben zehre hibe etmiştim varlığımı, sen Dilara’ya… Dilara kor alevlerde dans ediyordu, ben ateşin koynunda can buluyordum…&lt;br /&gt;Özgürlük, kendi ruhunun efendisi olmakta gizliydi. Satın alınamaz, okunamaz ve gözlemlenemezdi… Yakmak için yanmak, anlamak için isyan gerekliydi…&lt;br /&gt;İradem O’nun ellerindeydi… Unuttuğu ve rüyaya daldığı evrede ben yapışmıştım ellerine… Kızsın istiyordum bana, kızsın ve azat etsin beni… Bıraksın!  Kendi kuklamı kendim sahipleneyim, ‘Dilara; bak, dizlerim kanıyor hala… Düştüm kaderin ara sokaklarına kayboldum, ara ara gelip yerleşmişse de hayalime sessiz bir Ruhenâ, bak dizlerim kanıyor Dilara’… &lt;br /&gt;Doğrularımla yanlışlarımla gelmiştim oysa… Kapıdaki gördüğüm ucube benliğim, çatı katına gizlenmiş masumiyetim ve sen! Doğrularımla, yanlışlarımla, öğretilmeden bana ahlak, kural, cennet, cehennem, kader, irade… Dizlerimin kanını silmek istiyordum… &lt;br /&gt;Benliğimin derinliklerine, saklı gizli mahzenlerine girebilmeliydim. Ruhların efendiliğinde yaşanan bir hayat, Özgürlük değildi oysa intiharıydı. Kendini kafeslere kapatan bir ruhun nihayetsizliğiydi…&lt;br /&gt;‘Dilara’ dedim… ‘Bak ve anlat bana gözlerindeki kan sızıntılarını… Daha küçücüksün sen, kim ağlattı seni… Kim hapsetti bu çatı katına?’&lt;br /&gt;‘Var oluşumun esrarı’ dedi… Boğuluyordum ben, o devam etti… ‘ Köktencilik!’&lt;br /&gt;‘Ya Tanrı? Tanrı değil mi bütün köklerin esası? Dilara, Tanrı nerde? Ortadan kaldırırsan Tanrıyı var oluşun tehlikeye girer. Tanrı, Dilara… O nerde?’&lt;br /&gt;‘Nietzsche’ nin dilinde’ dedi…&lt;br /&gt;Kanlı gözleriyle gözlerimin taa derinliğine alaycı bir bakışla bakmıştı Dilara… Gözlerinde ki hiddet yerini aşağılayıcı bir bakışa bırakmıştı, ezilmiştim… Nefesim kaçmıştı boğazıma, sesime ulaşamıyordum… &lt;br /&gt;Ne yollarım kalıyordu gerilerde beni takip eden, nede yolculuklarım vardı mutlak bir sona giden. Aşk, kutsaldı Dilara’nın gözlerindeki Tanrı kadar kutsal… Dilara’nın Tanrısı ise isyan mıydı? &lt;br /&gt;Aşk, isyan mıydı? Nietzsche’nin kalbini kim biliyordu? &lt;br /&gt;Ruhum sessizlik bitti! Şimdi haykırma zamanı! &lt;br /&gt;Benim dizlerim kanadı Dilara... Düştüm, kaderin ara sokaklarında kayboldum, ara ara gelip yerleşmişse de hayalime sessiz bir Ruhenâ, benim dizlerim kanadı Dilara…’ &lt;br /&gt;AYŞE BÜŞRA ERKEÇ…&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-4592231538944947633?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/4592231538944947633/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/03/benim-dizlerim-kanadi-dilara-3.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4592231538944947633'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4592231538944947633'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/03/benim-dizlerim-kanadi-dilara-3.html' title='BENİM DİZLERİM KANADI DİLARA (3)'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S5irbYjkAUI/AAAAAAAAAZc/R60oJZjnN7E/s72-c/DSC01460.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-843990836790267861</id><published>2010-03-04T10:39:00.002+02:00</published><updated>2010-03-04T10:41:20.478+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>BENİM DİZLERİM KANADI DİLARA (2)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S49u5CajIXI/AAAAAAAAAZU/EoI10vGLAdA/s1600-h/a%C5%9Fk1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S49u5CajIXI/AAAAAAAAAZU/EoI10vGLAdA/s400/a%C5%9Fk1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444692400694042994" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;‘ Benim dizlerim kanadı Dilara... Düştüm, kaderin ara sokaklarında kayboldum, ara ara gelip yerleşmişse de hayalime sessiz bir Ruhenâ, benim dizlerim kanadı Dilara…’ &lt;br /&gt;     Rüzgârlara küskündüm ve rüzgârlardan çıkmış yoğunluktandı sanki sınırsızlığı anlatırmışçasına yaşadığım hayat ve sanki varlığımı sorgulayan bir caniye dönüşmüştü. İki ruh arasında kalmıştım şimdi, kalbim iki umut arasında kalmış, hayata dair nefes alma nöbetlerinde savrulmuşluğu yaşıyordu. Bu bir güçlülüktü, hayatın ayakta kalabilme güçlülüğü.&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;  Bir kalp taşıyabilir miydi hem varlığı hem yokluğu? Barındıra bilir miydi hacminde sonsuzluğu? Yükselebilir miydi omuzlarına yüklenmiş ağırlıklarla beraber koskoca bir yolculuğun hikâyesini? Yürekler savrulmuştu o rüzgârın seferberliğinde. Yüreğim koskoca bir sevdanın içindeki küçük nefes alışlarına sığınan garip bir kızın ellerindeydi… Nefes verişleri yoktu…&lt;br /&gt;      Miskin bir yürek aralığında can bulan cesur ve kusursuz bir cesarete müptela yolculara gereksinimim vardı şimdi.  Şimdi sevda türküleri söylemek gerekiyordu, yeniden ve hiç denenmemiş ahenkli bir besteyle… Ellerine dokunmaya kıyamadığın sunulan şiir gibi, belki bir bakire masumiyetiyle dinlenmeliydi bu yorgun yolcunun aşk bestesi…&lt;br /&gt;Mum ışığına mahkûm etmiştim yarınlarımı, çatı katındaki küçük kıza eşlik eden haylaz bir çocuğun, haylazlıklarına tercüman olmalıydı zaman. Zaman, rüzgârların uçurduğu küllerden ziyade altındaki közlere de ışık tutabilmeliydi. Oysa ‘ Benim dizlerim kanadı Dilara... Düştüm, kaderin ara sokaklarında kayboldum, ara ara gelip yerleşmişse de hayalime sessiz bir Ruhenâ, benim dizlerim kanadı Dilara…’ &lt;br /&gt;Gözlerin Sevgilim, gözlerin mum alevinde ışıl ışıldı. Ben ki mum alevlerinden sıyrılmış gecelerin siyanürün de arıttığım hasretimle bekliyordum seni. Ateştim ben, deryaya dönüştüm sonra… Bir mum olmalıydın ve atılmalıydın ateş deryasına… Aşk o zaman büyütmeliydi bizi… Umutlarımızı, yarınlarımızı, inançlarımızı, ruhumuzu, mutluluklarımızı… Eritmeliydi aşkın ateşi… Gelmeden evvel birbirimize, erimeliydik aşk ateşinde!&lt;br /&gt;Korkuyordum. Cesaretimi bir altın tasa armağan etmiştim… Şarabın kokusunda sarhoş olsa da Rehenâm, rüzgârlarda savrulan kuru yapraklar gibi halsizdim oysa…&lt;br /&gt;Yaklaştım ocak başında oturan kıza… Gözleri, alev alev yanan ateşte sabit kalmıştı, yanaklarından kan sızıyordu… Dedim, ‘ben Dilara’yı arıyorum, sığınmalıyım onun masumiyetine, kaldırmalıyım eğik başını, sırrımı söylemeliyim ona ve hatta haykırmalıyım, ona aşkımı anlatmalıyım, de bana lütfen! Nerde Dilara?’  &lt;br /&gt;Sararmış yüzünde küçük kızın, güçsüz ve solgun bir ihtiyarın ihtiyatlı iç çekişleri ve gözyaşlarının eşlik etmesi gibi mazisine, gözyaşları eşlik ediyordu. Manasını algılayamadığım karmakarışık ifadeden yoksun yanaklarına gözyaşı diye kan sızıyordu… Kirli avuçlarında biriktirilmiş günahlarının aksine, temiz ve günahsız bir hikâye saklıyordu. &lt;br /&gt;Ölüm… Sonsuzluğa kaçışın kilitli kapısıydı… Oysa Dilara!  ‘ Benim dizlerim kanamıştı... Düşmüştüm, kaderin ara sokaklarında kaybolmuştum, ara ara gelip yerleşmişse de hayalime sessiz bir Ruhenâ, benim dizlerim kanamıştı Dilara…’ &lt;br /&gt;Pencere aralığından süzülen ışığın esrarına kapılmıştım, ruhumun emirlerine boyun eğmenin hoşnutsuzluğuyla beraber ve huzura koşar adımlarla gitmek isterken sanki bacaklarım güçten düşmüştü… Yıkılmıştım, tutmalıydın ellerimden! Sığınmalıydım sana, isyanlarına, ruhuna ve varlığına… Titreyerek düşkünlüğümü kabul etmiştim… Titriyor sarsılıyordum…&lt;br /&gt; Merhamet… Merhamet… Merhamet… Varlığıyla yokluğuna aşina eden kirli sakızdı merhamet… Çiğnendikçe, bir fahişenin şakırtılarına kulak kabartan öfkem gibi, midemi bulandıran yalan dönencesiydi, merhamet… Denizlerin içine zehri şırınga edip balıkları yok eden bir acılı siyanürdü, merhamet… &lt;br /&gt;Karanlıklar içindesin küçük kız! Dört bir yanın gariplikler ve kötü cümlelerin kurbanı olan silinmişler ülkesi olmuş. &lt;br /&gt;Bu gariplikler deryasında, hüznün şerbetini kendin mi aldın o minik ellerine?&lt;br /&gt;Senin seçimin miydi bunca yaşadığın kaos sahneleri? İraden neredeydi, sen seçimlerini yaparken, ya engel olamayan duaların garip serzenişi?&lt;br /&gt;Silahını mı kaybettin, yoksa dua yerine ettiğin o mısralar kocaman bir aldatmacamıydı?&lt;br /&gt;Dizlerini kim kanattı Dilara… Kim… &lt;br /&gt;Hikâyenin karanlığını takip eden ve geçmişten gelen terk edişlerin tortusunun temizlenmesi artık çok zordu. Uzanan ellerine yardıma koşan yürekler, yarınları özleyen gözler, küfürlü sözcüklerin kurbanı olmuştu… Sevgili, yorgun ve ihtiyar ruh! Seni ancak ölüm mü paklardı? &lt;br /&gt;Ve Ölüm! Sonsuzluğa kaçışın kilitli kapısıydı… Dinmeyen çığlıkların, duyulmayan ülkesiydi… Simsiyah ve belirsiz bir kapıdan, aydınlık ve belirgin bir kapıya geçme isteği vardı her ruhun gizli istekler dosyasında. Aydınlık bir ölüm olmalıydı ruhunun asil arzusunda… &lt;br /&gt;Ama korkuyordum Dilara, ‘ Benim dizlerim kanamıştı... Düşmüştüm, kaderin ara sokaklarında kaybolmuştum, ara ara gelip yerleşmişse de hayalime sessiz bir Ruhenâ, benim dizlerim kanamıştı Dilara…’ &lt;br /&gt;AYŞE BÜŞRA ERKEÇ…&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-843990836790267861?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/843990836790267861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/03/benim-dizlerim-kanadi-dilara-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/843990836790267861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/843990836790267861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/03/benim-dizlerim-kanadi-dilara-2.html' title='BENİM DİZLERİM KANADI DİLARA (2)'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S49u5CajIXI/AAAAAAAAAZU/EoI10vGLAdA/s72-c/a%C5%9Fk1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-1877655879986130466</id><published>2010-03-02T11:04:00.002+02:00</published><updated>2010-03-02T11:07:05.714+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>HATIRLA VE SIKI TUT</title><content type='html'>Gemi yaklaşınca sahile doğru birer ikişer inmeye hazırlandılar.&lt;br /&gt;Küçük olanı elini uzattı. Tutsunlar diye.&lt;br /&gt;Tutmadı kimse.&lt;br /&gt;Nasıl bindiğini de hatırlamıyordu. Ne yapacağını da bilemedi.&lt;br /&gt;Sadece tutunması gerektiğini bilmeden biliyordu. Eline baktı. Tutunmak için olsa gerek diye.&lt;br /&gt;Tutmadılar. Birkaç kez daha denedi. Yine aynı. Utandı. İçi burkuldu. Kendine acıdı.&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Sonra beklemeye koyuldu.&lt;br /&gt;Oturdu. Başını önüne eğdi. Bir daha hiç kaldırmadı.&lt;br /&gt;Elini de uzatmadı.&lt;br /&gt;Gemi tekrar yol aldı.&lt;br /&gt;Yeni limanlar. Yeni fırsatlar. O hiç birine bakmadı. İlgilenmedi.&lt;br /&gt;Sesleri duyabiliyordu. Konuşmaları.&lt;br /&gt;Kalk üşüyeceksin. Hastalanırsın. Fırsatları kaçırıyorsun. Daha iyisini yapabilirsin. Bak insanlar neler yapıyorlar. Çalış. Oku. Öğren. Dinle. Mutlu olabilirsin. Bağlan. Sev. Korkma. Güven.&lt;br /&gt;Bazen hafifçe kımıldatırdı başını.&lt;br /&gt;Mırıldandığı olurdu.&lt;br /&gt;Elleri izlerdi göz ucundan.&lt;br /&gt;Elini uzatmak isterdi.&lt;br /&gt;Gitmezdi yerinden. Elleri devinmezdi. Ağırlaşır da ağırlaşırdı. Gözleri yaşarırdı sonra.&lt;br /&gt;Ağladığı bir gün yeni bir fonksiyonunu daha keşfetti ellerinin. Sadece tutunmak için değildiler. O zaman devindiler. Gözlerine uzanıp gözyaşlarına dokundular. Sildi sonra ellerinin tersiyle gözyaşlarını.&lt;br /&gt;Ağlamak işe yaramıştı.&lt;br /&gt;Diğerleri hala konuşuyorlardı. Kalk. Elin kolun var. Çalış. Çabala. Oturma.&lt;br /&gt;Bir gün bir el başına dokundu. O zaman kaldırdı başını. Başka bir el okşuyordu onun başını. Önce ağladı sonra gülümsedi. Bir elin başka bir fonksiyonunu daha keşfetti o zaman. El başkalarına dokununca da iyi hissettiriyordu.&lt;br /&gt;O zaman devindi. Önce bir kediyi okşadı. Sonra yağmura dokundu. Rüzgara tuttu sonra ellerini. Sonra başka bir baş aramaya koyuldu.&lt;br /&gt;Buldu da. Çoktu kendisi gibi. Dokundu her birine. Dokunduğu her şeyi yüreğinde hissetti.&lt;br /&gt;Sonra duymaları arttı. Fakat seslerden önce yürekleri duyuyordu. Yüreklerle konuşuyorlardı insanlar. Ses sadece sesti.&lt;br /&gt;Elleri açık gezmeye başladı sonra. Öyle yapınca uzanmış küçük eller gördü. Tutabildiğince tuttu.&lt;br /&gt;Tutmak güzeldi.&lt;br /&gt;Tutmayı sevdi.&lt;br /&gt;Peki bu özlem neydi?&lt;br /&gt;Yüreğine sordu. Sen de tutun diyordu. Ara.&lt;br /&gt;Özlediği tutunacak büyük ellerdi.&lt;br /&gt;Çünkü yine bilmeden biliyordu.&lt;br /&gt;Tutunmak da güzel olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hatırla ve sıkı tut:&lt;br /&gt;korkardın küçükken&lt;br /&gt;serçe parmağın uçacak diye elinden.&lt;br /&gt;diğer çocuklara benzerdim bense&lt;br /&gt;benzemesi gibi, bir çinlinin diğerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şaşkınım, şehir açmıyor beni&lt;br /&gt;ve namım yürümüyor burada&lt;br /&gt;çünkü tuhaf burada her şey;&lt;br /&gt;denizi sel basıyor hayret&lt;br /&gt;hayret şehir sığmıyor taksiye&lt;br /&gt;ve terör estiriyor rüzgar&lt;br /&gt;kaldırıyor dağın eteklerini bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve burada sensiz bahar&lt;br /&gt;hem yatalak hem öpmeden geçiyor&lt;br /&gt;bir jeton&lt;br /&gt;yanağıma getiriyor da yanağını&lt;br /&gt;kokunu rüzgara salsan&lt;br /&gt;bana getirmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yoksun ya&lt;br /&gt;güvercin avlıyor avluda kedi&lt;br /&gt;kızlar gülüşüyor bahçede&lt;br /&gt;gül üşüyor –gül üşür-&lt;br /&gt;yoksun ya, bezden anne&lt;br /&gt;yapıyor öksüz&lt;br /&gt;öpmek için kendisine.(İbrahim Tenekeci)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül&lt;br /&gt;http://faikozdengul.wordpress.com &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-1877655879986130466?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/1877655879986130466/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/03/hatirla-ve-siki-tut.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1877655879986130466'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1877655879986130466'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/03/hatirla-ve-siki-tut.html' title='HATIRLA VE SIKI TUT'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-3826417217939092039</id><published>2010-02-24T17:22:00.000+02:00</published><updated>2010-02-24T17:23:00.902+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>BENİM DİZLERİM KANADI DİLARA (1)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S4VDD1FX0vI/AAAAAAAAAZM/645Z7UP_-Kg/s1600-h/dizlerim+kanad%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 225px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S4VDD1FX0vI/AAAAAAAAAZM/645Z7UP_-Kg/s400/dizlerim+kanad%C4%B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5441829457815393010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Rüzgâra sunduğum yüreğimin külleriydi. Yalnız bakışlardan yoksun yalnızlıkların acı iksiriydi… Acıklı hesaplaşmalardan muzdarip, gelen geçen bir seferberlik borusuydu zihnimde çalan. Ruhum, aşkın yorgun pusulasına takılmıştı, rotasını şaşırmıştı, savrukluğu takdire gebe bir oluşumun ardı sıra yürürken, hayatın derbederliğine kapılmış kuru bir yaprak gibiydi. Yalnızlıklarda dağıttı kendini… Vurdu yerlerden yerlere, bir asi çocuk gülüşü gelip yerleşti sonra hikâyeme, ‘ benim dizlerim kanadı Dilara... Düştüm, kaderin ara sokaklarında kayboldum, ara ara gelip yerleşmişse de hayalime sessiz bir Ruhenâ, benim dizlerim kanadı Dilara…’ &lt;br /&gt;    Oysa yalnızlığım seninle güzeldi. Yoksunluğum, acılarım, ızdırabım seninle yaşanası… Rüzgârlara küskündüm yüreğimi, ruhumu, varlığımı, varlığın kaynaklarını savurdu da bir beynime çakılmış mıh gibi, akla ziyan sorgularımı savuramadı… Oysa ne çok istemiştim, sessizlikler kurgusunda can bulsaydı kalbim.&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;     Seslerin bittiği anda büyüyen kalabalığa çevirmiştim gözlerimi… Kalabalık alıklaşmışken, etrafına alevler saçan yeni bir var oluşun çağrısına yönlenmiştim. Kalabalık silikleşmişti… Ayrışmıştı… Kaybolmuştu… Bir bina kalmıştı sonra tam ortada, merdivenler dik, kapı nöbetçisi dişleri çürümüş salyaları akan bir ucube, etrafına hoşnutsuzluk yaratacak düzeyde bir iğretilik sahipti… Yaklaştım yanına dedim, ‘ kimsin sen?’… ‘Sendeki sensizliğim’ dedi... Geçmek, adımımı içeri atmak için yeltendim ‘bu defalık izin var, sonrasında yüzleşmemiz gerek senle’ dedi. Ürkmüştüm bendeki benden, ‘yüzleşmek!’ tedirginliğimi artırmakla beraber, en azından o vakit gelene kadar kurtarmıştı beni. Basamakların her birinde bir tas vardı… İçi boş, içi dolu, yarına kadar dolu, yarısına kadar yokluk kokusu… Her birinin bir adı vardı. Bilgeliğin tortusu…&lt;br /&gt;           Sen… Altın bir tastı, içi kırmızı şarap dolu… Uzattım elimi dokunmak için, şarap fokurdadı, kaynadı, tas’a uzanan elimi yaktı… Feveran etmek çare mi? Burada tek bir kural vardı, Sessizlik!&lt;br /&gt;           Merdivenleri tırmanıyordum… Her basamak yeni bir tas ve içerik demekti… Özlem… Mutluluk… Sevinç… Hiç… Varlık… Tanrı… &lt;br /&gt;     Sıyrılmıştım hepsinden. Şeffaf bir zar gibi kaldı varlığım… Ruhum dönüştü sonra Ruhenâya… ‘ benim dizlerim kanadı Dilara... Düştüm, kaderin ara sokaklarında kayboldum, ara ara gelip yerleşmişse de hayalime sessiz bir Ruhenâ, benim dizlerim kanadı Dilara…’ &lt;br /&gt;        Merdiven kıvrımlıydı… Nefes nefese kalmıştım… Çatı katına gelmiştim… Karanlıktı, küçük bir cam vardı, naif bir ışık huzmesi aydınlığında gözlerim alışmaya başlamıştı karanlığı seçer olmuştum seni… Küçük bir kız çocuğu vardı ocak başında… Gözleri ışıl ışıldı. Gözlerinde yansıyan o enerji gerçek miydi? Ya aşk? Bendeki aşikar, onunsa bakışları isyankârdı. Kan sızıyordu yanaklarına. Hayatın yollarında savuracaktı bir rüziğar, anlamalıydım abı-ı hayattı içerime sızan… Bu gündeme gelen hayatın handikap’ı sanki kaderin levhlerine kazınmış bir utançtı. Hayatın bu sergüzeşti sanki rastlantıdan ibaret değildi. Kader neydi? Tanrı’nın unutarak bir rafa sakladığı dokümanlar yığını mı? Tanrı, hangi kader’e vakıf? Hangi insanın hayatını ne ölçüde takip edebiliyor? Edemiyorsa kaderi yürürlüğe koyan ne? Ediyorsa bu çile hangi kayıp türkünün bestelenmemiş sızısı? İşleten, döndüren, çarkları çeviren, yaşatan ne? Kader ne?&lt;br /&gt;      Bir kitabın kaybolmuşluğu, raflardaki karmaşa, unutulmuştu, unutturmuştum belki de. Terkedilmiş bir kaderin, kaybedilmiş bir ütopyasıydım… Yolculuklarım yokluğa açılmış bir dehlizdi… Yolculuğum, yollarını ortasından geçen sulara bırakmıştı. Islanmıştı kaderimin kirli defteri. Kan sızıyordu levhlerime. Ne temizlemeye kudretim vardı, nede yeniden yazmaya… &lt;br /&gt;   ‘ Benim dizlerim kanadı Dilara... Düştüm, kaderin ara sokaklarında kayboldum, ara ara gelip yerleşmişse de hayalime sessiz bir Ruhenâ, benim dizlerim kanadı Dilara…’ &lt;br /&gt;AYŞE BÜŞRA ERKEÇ…&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-3826417217939092039?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/3826417217939092039/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/02/benim-dizlerim-kanadi-dilara-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/3826417217939092039'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/3826417217939092039'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/02/benim-dizlerim-kanadi-dilara-1.html' title='BENİM DİZLERİM KANADI DİLARA (1)'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S4VDD1FX0vI/AAAAAAAAAZM/645Z7UP_-Kg/s72-c/dizlerim+kanad%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-6969968458794056553</id><published>2010-02-09T14:44:00.001+02:00</published><updated>2010-02-09T14:45:10.072+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>İSTEDİM Kİ YÜRÜDÜM!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S3FXyd_D1QI/AAAAAAAAAYs/AM92KKkR56I/s1600-h/22649_297284999518_554209518_3287569_3964745_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S3FXyd_D1QI/AAAAAAAAAYs/AM92KKkR56I/s400/22649_297284999518_554209518_3287569_3964745_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5436222749767095554" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Düşünürdüm; &lt;br /&gt;Ölen, neden sevimli olur birdenbire diye...&lt;br /&gt;Ona duyulan onca öfke, onca nefret hisleri nereye gider? &lt;br /&gt;Hayatı boyunca düşmanlık beslenen insanlara ölünce mersiyeler düzülür. &lt;br /&gt;İyi adamdı derler. &lt;br /&gt;İyi tarafları görünür olur düşmanlarına bile birdenbire. &lt;br /&gt;Düşmanlık, kin, nefret, sataşma biter. &lt;br /&gt;Neden? &lt;br /&gt;Çünkü ölmüştür, dedi. &lt;br /&gt;Bumu dedim? &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Bu mu sevimli yapan onu? &lt;br /&gt;Bu dedi. &lt;br /&gt;Sevilmek isteyen yığınla insanın bilmediği bu mu? &lt;br /&gt;Bu dedi. &lt;br /&gt;Ölmek. &lt;br /&gt;Cenaze törenlerini, bu törenlerde yapılan konuşmaları hatırlıyorum. Kötü demez kimse kolay kolay. &lt;br /&gt;Cenaze namazında sorar hoca. Nasıl bilirdiniz diye. Herkes rahmet diler. &lt;br /&gt;Sağlığında dilenmeyen. Ölünce münasip görülür. &lt;br /&gt;Öldü ve sevildi. &lt;br /&gt;Öldü ve kurtuldu. &lt;br /&gt;Garip, dedim. &lt;br /&gt;Garip, dedi. &lt;br /&gt;Sanırım sevgiyi esirgeten şey haset duygusu değil mi dedim. &lt;br /&gt;Onayladı. &lt;br /&gt;Varlık gösterene, büyüyene, meyve verene, saldırmak için bekleyen haset orduları var. Büyüyememiş, bodur kalmış, olgunlaşmamış, ilkel yok ediciler. &lt;br /&gt;Sözle, davranışla, gıybetle, dedikoduyla, kötü bakışla, su yerine zehir taşıyan köklere. &lt;br /&gt;Korktum. &lt;br /&gt;Nasıl ölünür dedim. &lt;br /&gt;Ölü taklidi yaparak başla dedi. &lt;br /&gt;Sonra yola çık. Kaf dağına doğru. &lt;br /&gt;Bir rehber bul. Tek başına kaybolursun. &lt;br /&gt;Gizlice ve gece yol al en çok. &lt;br /&gt;Sonra dedim. &lt;br /&gt;Aşk dedi. En hızlı yol aldıran. &lt;br /&gt;Sonra da tazarru ve niyaz yolunu seç. &lt;br /&gt;İstedim ki yürüdüm… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜŞ VE DUA &lt;br /&gt;yağmura,nisana ve yaşıma aldanıp &lt;br /&gt;uçurumları kıyı sanarak &lt;br /&gt;ve dağlar erişilmeyince acı verir &lt;br /&gt;sözünü unutarak &lt;br /&gt;kaf dağına gitmek istedim &lt;br /&gt;ırmak inadıyla yürüdüm uzaklara &lt;br /&gt;bir derviş olup yürüdüm uzaklara &lt;br /&gt;yanıldı denektaşım geriye döndüm &lt;br /&gt;Kutsal Sözler Panayırı'na sığınıp &lt;br /&gt;ipeksi bir sessizliğe büründüm: &lt;br /&gt;bir hayat, mahcup ve duru. &lt;br /&gt;Tanrım, gülleri &lt;br /&gt;ve sessiz harfleri koru. (İbrahim Tenekeci) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faik Özdengül &lt;br /&gt;fozdengul@gmail.com &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-6969968458794056553?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/6969968458794056553/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/02/istedim-ki-yurudum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6969968458794056553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6969968458794056553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2010/02/istedim-ki-yurudum.html' title='İSTEDİM Kİ YÜRÜDÜM!'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/S3FXyd_D1QI/AAAAAAAAAYs/AM92KKkR56I/s72-c/22649_297284999518_554209518_3287569_3964745_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-1820419726499920306</id><published>2009-12-29T17:07:00.004+02:00</published><updated>2009-12-30T08:55:45.740+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>HİÇLİK YARIŞI</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SzoapNvQSeI/AAAAAAAAAYM/WvL5wZD6ZoE/s1600-h/kainat.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 520px; height: 275px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SzoapNvQSeI/AAAAAAAAAYM/WvL5wZD6ZoE/s400/kainat.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420674396858632674" /&gt;&lt;/a&gt;İnsanı metafizik gerilime sürükleyecek üç temel unsurdan biridir hiçlik. Sevgi ve iyilik, ilk ikisidir ama, bizi hiçlik boyutuna hazırlayan bilinci veren sihirli duygulardır onlar yalnızca. Peki nedir hiçlik, nasıl bir düzeydir? &lt;br /&gt;İşin madde boyutunu düşünecek olursak, milyarlarca galaksi içinden biri olan Samanyolu galaksisini, bilinen gezegenleri, güneşi, dünyayı, ülkenizi, bulunduğunuz mekân içinde kendinizi ve o milyarlarca galaksinin oluşturduğu evreni düşünün. İşte size hiçlik yani diğer bir deyişle sonsuzluk. Bizler bu sonsuzluğun içinde birer nokta bile değiliz. Ve bir ruh varlığı olarak, bu sonsuz yolculukta tekâmül ederek, Yaradan’a doğru gidiyoruz.&lt;br /&gt;Bir spiritüel bilgi bakın bu sonsuzluğu nasıl anlatıyor:&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;“Enini bilmediğiniz bir genişlik, ucunu düşünemediğiniz bir uzunluktasınız. Ve biliniz ki, mutlaka şimdi sizin içinde bulunduğunuz o yer bile sınırlıdır, bir başka uçsuz bucaksızın içinde. Ve biliniz ki, öylesine uzanmıştır uzunluklar, genişlikler. Ve biliniz ki, en bilemeyeceğiniz yerin, en göremeyeceğiniz yerin en üstünde yalnız O, yalnız O’nun emri vardır. Ve şimdi siz küçüklüğünüzü böylece görüp, O’ndan, O’nun emrinden şüphe etmenin ne olduğunu düşünün.” &lt;br /&gt;Manevi anlamda hiçliğin tarifi şudur; “Hiçlik, Allah’ın yüceliği ve bilgisi karşısında, O’na hayranlık ve saygı duyarak, kendi küçüklüğünün farkındalığını yaşama halidir.” Hiçlikte bilginin getirdiği büyük bir tevazu da vardır. Hiçlik aynı zamanda büyük bir bilgeliktir. Ayrıca hiçlikte kendini, yerini ve haddini bilme hali de vardır. Daha önceleri yazdığım “farkındalık” başlıklı yazımda “…Olgunluğun en derin tarafı saf, bilinçli, farkındalıktır bence. Eğer olgunluk mertebesine ulaşmışsak farkındalıklarımız, acı ya da zevk verici deneyimlerimiz arasında hiçbir ayrım yapmaz. Sadece bunların farkında oluruz. Çevremizde olup biten olayların içinde yer almadan ve onlarla özdeşleşmeden, tanık pozisyonundaki gözlemleme tutumu farkındalıktır. Eylemsizliktir. Farkında olmak; hiçlik, yalnızlık ve acziyetimizi itiraf etmek, diğer bir yönüyle dua etmek dışında hiçbir şey yapmamaktır. Bu bir şekilde bizim müdahalemiz olmadan her şeyi olduğu gibi görebilmektir. Nerede olursak olalım ve ne yaparsak yapalım devamlı bir şekilde tanık pozisyonumuzu korursak yeni bir varoluş düzeyine geçeriz. Aslında gerçekleştirmemiz gereken tek radikal bakış açısı da budur…” demiştim. Bu teoreme göre olgunluk farkındalığı, farkındalık da hiçliği getiriyor ardında. Yazar Mehmet Doğramacı’nın kalemiyle; “Hiçlik yarışının yolcuları bazı farkındalık halleri açıldıkça içe dönmek, kendi derinliğine dalmak, her şeyden el etek çekmek isteyecekler. Yaşamışsınızdır. Dayanılmaz biçimde yalnız kalmak hatta uzaklara çekip gitmek istersiniz. Çevre açmaz olur. Ve bunu sadece ilk zamanlar değil yolun çeşitli evrelerinde dönem dönem yaşarız. Garip ve acayip mi? Hayır. Oldukça normal. İçe dönmeden, iç dünyayı seyredemezsiniz. Resul ve Nebilerin yalnızlık süreçlerini hatırlayın. Efendimiz (sav)’in HIRA sürecini düşünün! Yalnızlık; doğacak manaların mayası. Yalnızlık; açılacak esmaların kapısı. Her idrak eşiğinde zaman zaman yalnızlık ihtiyacı doğması bu yüzden. İbadetlerde yalnızlık belli ölçülerle önerilmiştir. Ramazanın son 10 gününde İTİKAF, her gece yarısı TEHECCÜD, tek başına ZİKİR , bir köşede Hakkı TEFEKKÜR işte bu nedenle önemli. Tarikat disiplinlerinde 40 günlük çile (Erbain) çok önemsenen bir terbiye metodu. Mevlevilikte bu sürenin 1001 güne kadar çıktığını biliyoruz. Her işte olduğu gibi yalnızlık konusunda da ölçülü ve dengeli olmak sırat-ı mustakimde sebat için çok mühim! Bünye için diyet ne ise seyrin sıhhati için de yalnızlık odur.”&lt;br /&gt;Evet, yalnızlık yaşamdır, yaşam da sonsuzluktur. Bunu bir bilebilsek!.. Korkularımızdan, kontrollerimizden, kendimizi “ben” dediğimiz duygularımızdan bir kurtarabilsek! Önce kendimizi, sonra herkesi, sonuçta hiçliği sevebilsek!.. Hiçlik kadar küçülebilsek, o noktaya varabilsek!.. O zaman neler olacağını, nerelere varabileceğimizi bir görebilsek!.. Bunu, şimdiki halimizle bir kıyaslayabilsek, bir karşılaştırabilsek! Ne makama ben geldim kalır, ne ben yaptım, ne de benim mülküm deme gafleti.&lt;br /&gt;Söylemek kolay dediğinizi duyar gibiyim. Bir çalışanımın çocuğuna beyin kanseri teşhisi konulmuş. Tedavisi sürüyor. Bazen iyiye, bazen kötüye gidiyor çocuğun durumu. Ebeveyn perişan, teselli istiyorlar ve belki de neden biz sorusunu sorarak, tedavi mücadelesi yanında isyan dalgasıyla mücadele ediyorlar. Gözümün önüne kendi evlatlarım geliyor, Allah korusun onlara öyle bir durum olursa ne yaparım diye düşünüyorum, teselli verecek mecalim kalmıyor. &lt;br /&gt;Bir dostum geliyor, eşinden boşanmış, mahkeme çocukları eşine vermiş. Dardayım, zordayım, çocuklarımı özledim, ruhum daralıyor, psikolojim bozuk, stresliyim, ne yapayım diyor. Kendime bakıyorum; derdim, sıkıntım herkesten çok. Kim verdi bunları diyorum, ben ne yaptım ki? Bir ingilizin intihar esnasında Allah’a yazdığı mektup geliyor aklıma. ‘Varsan bir mesaj gönder diyor, kapı çalıyor, adam boğazındaki ilmeği çözüp kapıyı açıyor, gelen kişi adama kutlu doğum haftası nedeniyle bir program için davetiye veriyor. Davetiyede “(Ey Muhammed!) Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik. Kullarım beni senden soracak olurlarsa, bilsinler ki ben pek yakınım” Mealindeki ayet var. Hemen hem nefsime, hem dostuma sesleniyorum; aç kapıyı, Allah’la dost ol, derdini dinlemeye, sana teselli olmaya gelmiş, hadi O’na doğru yol al’ diyorum.   Bizler de O’na doğru yol alan varlıklar değil miyiz? Bütün ruhsal çalışmalar bizi özümüze, Allah’a götürmüyor mu, hastalıklar, şifalar, doğumlar, ölümler bizim için değil mi zaten diyorum… Bütün narsistliğimden boşalıp, acizlikle doluyorum birden… Ve Sebahattin Zorlu’nun dizeleri geliyor aklıma:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey kendini küçük bir şey sanan,&lt;br /&gt;İnsanda doğar, batar iki cihan,&lt;br /&gt;Sen onu et kemik görürsün amma;&lt;br /&gt;Ondan başkası değildir yaşayan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçliktir huzur, sessizliktir lisan,&lt;br /&gt;Ne hikmetse bunu unutuyor insan, &lt;br /&gt;Ne zaman dalıp meyil etsem dünyaya, &lt;br /&gt;Hapishanem olur mekan, gardiyanım olur zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse; dua etmekten başka ne gelir elden. Dua hiçliğimizin itirafı değil mi ki zaten. Her şeyi veren O olduğu gibi, alacağı zaman bizi fiillerin sebepleriyle meşgul edip, kuluna kendini imtihan sırrına rağmen kabir başında yalnız tek başına kaldığımızda, yani en apansız, en zamansız bir anda kafamızı vurduğumuzda mezar çatısına, apaçık kendini aşikar gösteren de o değil mi? &lt;br /&gt;Şimdi gelin baştan alalım isterseniz; şeksiz şüphesiz sevgi ve iyilik, ardından olgunluk mertebesi, daha sonra farkındalık, farkındalığın kendini bilme boyutunda yalnızlık, evren içinde yalnızlığın dayanılmaz hiçlik duygusu ve Allah karşısında acziyeti anlayıp O’na ram olma, dua dua yalvarma.&lt;br /&gt;Bir hiçlik yolcusunun dizeleriyle son verelim isterseniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öylesine çoktular ve aslında yoktular.&lt;br /&gt;Kıl payı kaçırılmış zamanların ve bütün bir hayatın tortusu gibi, &lt;br /&gt;hep yanı başımızda ve göz hizamızda kaldılar. &lt;br /&gt;Sert kapaklı, ciltli ve kuşe kâğıda basılmış hayat hikâyeleri vardı her birinin.&lt;br /&gt;Gözler her yerde onları aradı.&lt;br /&gt;Var olmak biraz zaman alırdı, var kalmak bir anlık masal.&lt;br /&gt;Ya hiçlik.&lt;br /&gt;Bir ömür? Bir kaç ömür. Ömürler…&lt;br /&gt;Yola çıkmakla ‘hiç’ olunmuyor üstâdım.. &lt;br /&gt;Yolcu daha hiç nedir bilmiyor.&lt;br /&gt;Hiçlik O'na sunulmuş bir sırlı kapı.&lt;br /&gt;Bu kapının ardında neler var bilmiyor.&lt;br /&gt;Hiçlik zamanın çarklarından azâd edilmiş bir bilinmeyen, &lt;br /&gt;kontrollü bir yolculuk, &lt;br /&gt;hiç olabilme arzusu, &lt;br /&gt;hiç kalabilme cesareti.&lt;br /&gt;Hiç olma cesaretin var mı? &lt;br /&gt;Dokunmasalar kelimelerine, görmeseler, bilmeseler, canın yanar mı?&lt;br /&gt;Kalbin başka iklimleri arar mı?&lt;br /&gt;Soru sormayınız….. &lt;br /&gt;Hiçlikte yarışınız.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-1820419726499920306?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/1820419726499920306/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/12/hiclik-yarisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1820419726499920306'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1820419726499920306'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/12/hiclik-yarisi.html' title='HİÇLİK YARIŞI'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SzoapNvQSeI/AAAAAAAAAYM/WvL5wZD6ZoE/s72-c/kainat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-4992124580936017214</id><published>2009-12-24T12:21:00.002+02:00</published><updated>2009-12-24T12:23:17.084+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>BAKTIĞIMIZ GÖRDÜĞÜMÜZ MÜDÜR?</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418739537300097522" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 246px; CURSOR: hand; HEIGHT: 220px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SzM65kMjCfI/AAAAAAAAAX8/z98kOvoRX3g/s400/ozguven.jpg" border="0" /&gt; &lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SzM6eBIFrUI/AAAAAAAAAX0/WYRc6nXT0VI/s1600-h/ayna.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418739064029687106" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 276px; CURSOR: hand; HEIGHT: 220px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SzM6eBIFrUI/AAAAAAAAAX0/WYRc6nXT0VI/s400/ayna.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Bazen tek çareniz bir hikâyeye inanmaktır ve ben kendi hikâyeme inanmaya başladım...” Çağan Irmak’ın Ulak filminden bir replik. Hatırlarsınız, birkaç yıl önce sinemalarda gösterilen ve konusu çok alışık olmadığımız bir filmdi. Onu bir masal tadında çocuk ruhumla izleyip içimden kötülere ve kötülüklere yakınmıştım. Hatta bazen onlara seyirci kalabilecek kadar zayıf olabildiğime de üzülmüştüm! Zamansız ve mekânsız bir filmdi, masaldı. Kötülüğün zamanı ve mekânı olmadığı gibi. Umutsuzlara umut saçıyordu olmayan bir Ulak’ın hikâyesinde. Umut aşınızı olmadıysanız ve izlemediyseniz mutlaka seyretmenizi tavsiye ederim. Çünkü Çağan Irmak'ın filminde aşı bedavaya geliyor.&lt;br /&gt;Birkaç gün önce televizyonda yayınlandı, filmi tekrar özenle seyrettim.&lt;br /&gt;Film, Mevlana'nın Mesnevisinin önsözüne çok benziyor. Mesnevi de diyor ya; &lt;span class="fullpost"&gt;'Bu kitap hikâye olarak okuyanlara hikâye, hakikat olarak okuyanlara hakikattir.' Ulak da film olarak izleyenlere film, hakikat olarak izleyenlere hakikatti bir bakıma.&lt;br /&gt;Fakat bir başka şey geldi aklıma bu kez. Hikâyeyi izleyenler bilir. Sakat oğlu ile yaşayan Hekim Zekeriya’nın yaşam hikâyesi ve başına gelenleri Ulak İbrahim adında bir haberciyle masallaştıran piri faninin uğradığı bir köyde yaşadıkları. Normal hekimken, yaşadıkları neticesinde masallar uydurarak toplum ve insan psikolojilerini bu masallarla terapi eden ve iyileştirmeye çalışan bir adam, kahraman olarak kimsenin tanımadığı bir ulak seçiyor kendine. Filmden sonra yatağıma yatınca düşündüm. Mesnevi’deki hikâyelerle karşılaştırdım. Yakup (as), Yusuf (as) ve Züleyha kıssası canlandı zihnimde. Ardından danışanı olduğum bir danışmanım, doktorum, dostum ve aynası geldi aklıma.&lt;br /&gt;Hani bir söz vardır; “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” diye. Ben de danışmanımı sorguladım. Uzun yıllar bir şizofren ile yaşamak zorunda kalması, boşandıktan sonra kurtuluş umuduyla ikinci bir evlilik yapması, çocukları, annesi babası için katlandıkları, kendini ispata dair çabalamaları ve fakat bütün bunlara rağmen her şeyden izole etmeye çalışarak kendini, hastalarına yani bizlere uyguladığı terapisi ve ışık tuttuğu aynası geldi. İşte dedim filmdeki Hekim Zekeriya’nın aynısı. Masaldaki köy dünya, Ulak İbrahim Mesnevi, Ulak’ın getirdiği haberler mesnevi’deki hikâyeler, köylü biz hastalar, hekimde kendisi. Ama aslında hasta da, tedavi ettiği de kendisi, bizler sadece onun ayna tuttuğu köylüleriz. Aynanın bir tarafında biz diğer tarafında o. Aynada hep kendisini görüyor aslında. Ama köylülerin dertlerini, elemlerini, sorunlarını kendi derdine kamuflaj yaparak rahatlıyor, şükrediyor bir bakıma.&lt;br /&gt;Hem Yakub’u Yusuf’un, mutlu sonu bildiği halde, elemlerle, kederlerle kaybedişine ağlayan, sızlayan, eleminden kör olan, hem de Züleyha’sı bir anlık heves uğruna hata yapan, iftira atan, sevdiğini zindanlara attıran. Kıssanın sonunu bilirsiniz Yakup’ta kavuşuyor, Züleyha da.. Hem de Mısırın sultanı olan Yusuf’a. O da farkında aslında, her hikayenin sonunda mutlu sona ereceğini biliyor mutlaka danışman olarak.&lt;br /&gt;Aynaların fıtratı bozulmasın yeterki… Fıtrat bozulursa insan aynada kendini göremez. Anlatacak hikayeside kalmaz. İşte o zaman ayna da kırılır, kalpler de. Baktığımız gördüğümüz olmaz, aynalara suç buluruz.&lt;br /&gt;Hayır. Aynalara suç bulma. Hiçbir ayna sünnetullahının dışına çıkamaz. İnsan âdemliğini kaybedince gönül aynasındaki görüntüsünü de kaybeder. Gönül aynasının göstermediğini göz aynası nasıl gösterir ki? Gönül aynası gerçeği görmezse kesret gelir. Kesrete düşmüş gönül, sırları dökülmüş ayna gibidir. Orada insan artık kendini de göremez; çünkü insanlıktan çıkmıştır. Gönül aynası kararanın, göz aynası kör olur. Âdemliğini kaybedenler filmin sonundaki gafiller gibi bir tufanla yok olurlar, kıyamete duçar olurlar.&lt;br /&gt;Evet, Çağan Irmak filmde bunu anlatmaya çalışmış, Mevlana’nın Mesnevisinde ki her satırında anlattığı gibi. Danışmanlarda danışanlarına ve kendilerine aynı şeyleri anlatırlar. Ve aslında anlattıkları kendi nefisleri, ruhları ve yaşadıklarına aradıkları ilaçlardır bence.&lt;br /&gt;Hepsinin ortak yönü, hayatta okuduğumuz bazı şeylerin satır aralarını da okumamız gerektiğine, bazen baktığımız şeylerin gördüğümüz şeyler olmadığına vurgu yapmalarıdır. Kimin kabı ne kadarsa, ihtiyacı olanda o kadardır. Değil mi ki hayat insanın kendi kabınca yaşadığı bir haldir zaten. Kalın sağlıcakla… 24.12.2009 Şener İşleyen&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-4992124580936017214?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/4992124580936017214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/12/baktigimiz-gordugumuz-mudur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4992124580936017214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4992124580936017214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/12/baktigimiz-gordugumuz-mudur.html' title='BAKTIĞIMIZ GÖRDÜĞÜMÜZ MÜDÜR?'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SzM65kMjCfI/AAAAAAAAAX8/z98kOvoRX3g/s72-c/ozguven.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-4800558003644570731</id><published>2009-12-15T09:29:00.006+02:00</published><updated>2009-12-16T08:52:58.845+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>İYİLİK ENERJİSİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Syc7AzNRzBI/AAAAAAAAAXk/ugqW1QDDfNw/s1600-h/aile.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Syc7AzNRzBI/AAAAAAAAAXk/ugqW1QDDfNw/s400/aile.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415361961868250130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Enerjinizi kullanmayı öğrenin...&lt;br /&gt;Beyin öyle bir güçtür ki, neyi düşünürseniz dua oluverir tevilinde bir hadis bile var, beyin ile ilgili...&lt;br /&gt;Kafadan geçen her düşüncenin Allah katında bir talep olduğuna inanıyorum. İyi şey ister, güzel şeyler düşünürseniz cevabı aynen öyle gelir. Ama hep korku ve kuşkuyla yaşarsanız aynen bunları da çağırırsınız. Trafik kazasından korkan insanlar hep kazaya uğrarlar. Eğer siz korkuyla yola çıkar ve hep bunu beyninizde kurgulayıp etrafa negatif enerji yayarsanız mutlaka şoföre kaza yaptırırsınız ama arabayı siz kullanıyorsanız ve böyle korkularınız varsa eğer sakın araba kullanmayın… &lt;br /&gt;Çocuğuna aşırı korumalı ana ve babalarının çocuklarına hep bir şeyler olur yani biri bir taş atsa bile gelir sizin çocuğunuzun kafasını bulur o zaman siz şunu düşünürsünüz –onu kollayıp korumasam hep başına olumsuz şeyler geliyor – Neden acaba? &lt;span class="fullpost"&gt; Bu tıpkı (yumurta mı tavuktan çıkar, yoksa tavuk mu)'yu andırmıyor mu? &lt;br /&gt;Öyle mutsuz bir toplum olduk ki birbirimize günaydın diyemiyoruz, bir araya geldiğimizde hep olumsuz olaylar konuşuyoruz, biri bize nasılsın dese iyiyim demeye korkar olduk, işler nasıl deseler, derhal şikayet etmeye ve her şeyin kötü ve daha da kötüye gittiğini söylüyoruz, hastalıklarımızdan ve ölümlerden bahsediyoruz yani dostlarla da sohbetin güzelliği, keyfi kalmadı. Hep para olmadığından yakınıyoruz sanki bunu soran bizden para isteyecekmiş gibi. Aynen devam edin, neyi YOK diyorsanız, onu YOK etmeye devam edin, sürekli şikayet edip etrafa olumsuz ve zavallı görünerek her şeyin bereketini kaçırın, ayrıcada bu kadar mızırdanma sonunda dostlarınızı da kaçırdığınızı fark edeceksiniz.&lt;br /&gt;Hep hastayım diyen insanlar mutlaka hasta olurlar beyin şartlanmaya görsün hangi hastalıktan korkup çağırıyorsanız size onu getirir. &lt;br /&gt;Sürekli param yok diyen insanlar paralarının bereketini öyle kaçırırlar ki bir gün gelir bir de bakarlar gerçekten paraları bitmiş ama bu bitiş ani çıkan, hesapta olmayan mecburi harcamalarda olabilir, sağlığa harcanması gereken miktarlarda olabilir. &lt;br /&gt;Öyle bir toplum olduk ki karşımızdakini yargılamaktan sevmeye zaman bulamıyoruz.&lt;br /&gt;Oysa her yaşta sevgiye ihtiyacımız var. Sevgi sunulmazsa sevgi değildir. Neyi severseniz sevin ama içinizde yoğun sevgi duyguları olsun. Birisine sevginizi söylediğinizde hareketlerle bunu pekiştirdiğinizde ona öyle güzel bir enerji yollarsınız ki, onun mutluluğunun enerji şeklinde size geri dönüşünden aldığınız pozitifi başka hiçbir şeyde bulamazsınız. &lt;br /&gt;Yeni bebeği olmuş bir anne eğer sıkıntıları varsa veya olumsuz bir kişiliğe sahipse lütfen en olumlu olduğunda bebeğini kucağına alıp onu çıplak tenine değdirsin. Eğer bebeklerinizin huzurlu ve sağlıklı bir bebek olmasını istiyorsanız onu sakin kavgasız gürültüsüz ve pozitif bir ortamda büyütmeye çalışın. &lt;br /&gt;Kızgınken, sinirliyken kucağınıza almamaya çalışın ve ona sınırsız sevginizi gösterin. Öpün koklayın ve bilin ki bu günler çok çabuk geçecek ve bilin ki çok çabuk büyüyorlar. Bazı anne ve babalar çocuklarını çok sevdikleri halde bunu ifade edemez ve gösteremezler. Neden? Ne zaman göstereceksiniz? Tanrı'nın verdiği bu armağana sevgiyi en güzel şekilde göstermemiz bir şükür ve teşekkür değil mi ? &lt;br /&gt;Beyin öyle bir güçtür ki, insan beyin gücünü kullanarak isterse kendini felç de edebilir, öldürebilir de, kanserini de yenebilir. Yeter ki beynini şartlandırabilsin. Beynimizde yaklaşık 13 milyar civarında sinir hücresi vardır. Her bir hücre yaklaşık 7.3 kilo voltluk enerji açığa çıkarır. Pratikte mümkün değil ama teorikte beyindeki tüm sinir hücrelerinin aynı anda enerjilerini saldığını varsayalım, yaklaşık 350 milyon kilo voltluk bir enerji açığa çıkar ki bu da büyük bir metropolün tüm elektrik ihtiyacını karşılayacak güce sahiptir. Size tıp kitaplarına girmiş bir olayı anlatmak istiyorum:&lt;br /&gt;Et taşımaya yarayan soğutuculu bir tren, temizlenmek için bir istasyonda duruyor. İşçiler vagonları temizlemeye başlıyorlar, işçinin biri bir vagonu temizlerken diğer işçi o vagonu boş sanıp kapısını dışardan kilitliyor. Biraz sonra tren hareket ediyor, ve bir durak sonra et almak üzere bir istasyonda duruyor. Kapalı kalan işçinin vagon kapısı açıldığında işçinin donarak öldüğü görülüyor. Fakat bir bakıyorlar ki, vagonun ısısı normal ısıda yani dondurucuya geçirilmemiş. Ama kapalı kalan işçi bunu bilmediği, donarak öleceğini sandığı için beyin aynen donmanın şartlarını hazırlayarak, donmanın tüm belirtilerini göstererek vücudunu buna uyduruyor. &lt;br /&gt;Yani beyninizi olumlu şeylere kanalize edin. Bazı insanlar vardır, hep konuşurken daha yaşasam 1-2 sene daha yaşarım diye konuşup sık sık bunu tekrar ederler ve kendilerine adeta bir ölüm zamanı belirlerler. Ben bu laftan çok korkarım, eğer bunu inanarak söylerlerse beyinlerini öyle bir şartlarlar ki , öyle bir kurgularlar ki gerçekten dedikleri zamanda ölürler. Bu yüzden kaç yaşında olursanız olun hep bir hedefiniz ve hayalleriniz olsun ki uzun yaşayabilesiniz. İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış. Ne doğru bir laf değil mi? &lt;br /&gt;Dün bitti. Dünün tekrarı yok aynı rüyalar gibi. &lt;br /&gt;Yarın, hiç bilmiyoruz, iyi şeylerde olabilir kötü de . &lt;br /&gt;Ama şu anımı biliyorum,ayağım kırık bu yazıyı yazıyorum ama eşim yanımda çocuklarım sağ ve ben bu yüzden dünyanın en mutlu insanıyım ve yarınımı da bilmediğim için bu anımı en iyi, en keyifli ve en pozitif şekilde değerlendiririm. &lt;br /&gt;Bilmediğim bir geleceği düşünerek de bu anımı zehir edemem. &lt;br /&gt;Siz de böyle yapın ve hayatınızı birbirine karıştırmamak kaydıyla 3'e bölün. &lt;br /&gt;Dün, bugün, yarın diye… Biz ani stresleri çok severiz. &lt;br /&gt;Çünki ani streste vücutta Adrenokortikotrop hormon (ACTH) artar ve hafıza, algılama, enerji süper olur. &lt;br /&gt;Yani bu hormon strese karşı vücudun bir sigortasıdır. Ama siz bu stresi kısır döngüye çevirirseniz yani sürekli beyninizde kurarsanız, hep bunu düşünürseniz, gelen olumlu şeylerin hepsi geri gider. &lt;br /&gt;Yani unutkanlıklar, enerji kayıpları, isteksizlikler, migren, mide-bağırsak şikayetleri, uykusuzluklar, beyin tümörler, tansiyon iniş-çıkışları, vücudun muhtelif yerlerinde uyuşmalar, mutsuzluk, hatta depresyon ,kalple ilgili şikayetler ve kansere zemin hazırlamış olursunuz. Bunları kendinize niye reva göreceksiniz ki ? &lt;br /&gt;Akıllı, kontrollü ve olumlu olmak yeterli. &lt;br /&gt;Eğer büyük bir strese girdiyseniz kendinize hobiler bulun, yani kafanızı dağıtın. &lt;br /&gt;Başka işlere kanalize olun ki stres yaratan faktörün etkisi azalsın veya sevdiğiniz, sizi mutlu eden şeylerle uğraşın. &lt;br /&gt;Bunları da yapamıyorsanız dua edin, duaların insanlarda yarattıkları mistik etki onların pozitiflenmesini sağlar. &lt;br /&gt;Ben evde sokakta bile hep iyilik diler ve hayır için dua ederim.&lt;br /&gt;Prof. Yıldız Batırbaygil&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-4800558003644570731?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/4800558003644570731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/12/iyilik-enerjisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4800558003644570731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4800558003644570731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/12/iyilik-enerjisi.html' title='İYİLİK ENERJİSİ'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Syc7AzNRzBI/AAAAAAAAAXk/ugqW1QDDfNw/s72-c/aile.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-4531540562444932473</id><published>2009-11-02T09:06:00.002+02:00</published><updated>2009-11-02T09:06:18.385+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>KİŞİLİKLERE DİKKAT</title><content type='html'>Kişiliklerle ilgili daha çok şey yazmam gerektiğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bir hastamla konuşurken başka birisinin bir davranışından şikayet etti. O davranışın kendisini nasıl kırdığından. Kendini kötü hissettirdiğinden bahsetti. Şöyle söyledim: &lt;span class="fullpost"&gt; “Neden diğerinin nasıl bir kişilik olduğunu bilmeden bunu kendine yapılmış bir davranış olarak niteliyorsun?”  Herkes aynı değil. Farklı kişilikler ve farklı davranacaklar. Böylece tanıyabiliyoruz zaten biz diğer insanları. Ve bunun üzerine konuşmaya devam ettik. Eğer farklıysak neden diğerinin öyle davranması bizi şaşırtıyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğeri biz olmadığına göre farklılık normal. O zaman karar veririz. Bize uyar ya da uymaz. Tahammül kapasitemize bağlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden bizim ülkemizde özellikle erkeklerde çokça rastlanan pasif agresif kişiliği yeniden yazıyım istedim ve bununla ilgili bir alıntıyı aşağıda sizinle paylaşıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikolojide aynı zamanda negatif kişilik bozukluğu olarak da tanımlanır ve kişinin sürekli ‘hayır’ cevabını pasif bir tavır ile belirtmesinde görülür. Genelde çocukken bireyin kızgınlığını, kendi düşüncelerini ve negatif duygularını direk olarak ifade edemeyişinden kaynaklanır. Aynı zamanda bazı bulgular bu rahatsızlığa sahip insanların çocukluklarında ailelerinin kararsız, belirsiz ve hatta ihmalkar davranışlarına maruz kaldıklarını gösteriyor. Ailenin davranışı sebatsız, düzensiz ve sinirleri yıpratıcı olduğu için çocuk kızgınlık ve küskünlük duygularının esiri olur. Nitekim bu duyguları ne ifade edebilir ne de gitmesine izin verebilir. &lt;br /&gt;Eğer siz pasif-agresif kişilik bozukluğuna sahipseniz, çevrenizdekilerin en ufak talepleri karşısında bile kendinizi ağır yük altında gibi hissetme ihtimaliniz yüksektir. Genel olarak çevrenizdeki otorite sahibi kişilere (ne kadar iyi niyetli olursa olsun) hem kızar hemde imrenirsiniz. Çoğu zaman kendinizi taciz edilmiş, bezmiş ve aşırı derecede yorulmuş hissedersiniz. Hem işinizde hem özel ilişkilerinizde hep yanlış anlaşıldığınızı, değerinizin verilmediğini ve limitlerinizin aşırı derecede zorlandığını düşünürsünüz. Çoğu zaman kızgın ve gücenmiş halde olduğunuz için dışarıya otomatik olarak negatif bir insan olarak yansırsınız. &lt;br /&gt;Pasif-agresif kişiliği olan bireyler kötümser, kuşkucu ve insanların iyi olmadığına inanırlar. Genelde olaylarda imkansızı ve hayal kırıklığına uğramayı beklerler. Kendilerini aldatılmış, değer verilmemiş, kurban edilmiş ve çaresiz hissederler. İşler arzu ettikleri gibi gitmediği zaman daha fazla somurtkan, kızgın, muhalif ve sinirli hale gelirler. &lt;br /&gt;Bu tip kişiler diğer insanlarla yüzleşmekten çekinirler ve fikir ayrılıklarını, kırgınlıklarını yada kızgınlıklarını dolaylı yoldan ifade ederler.. Sürüncemede bırakma, inatçılık ve verimsizlik gidi davranışlar bu probleme sahip insanların tipik davranışlarıdır. &lt;br /&gt;İş yerinde pasif-agresif kişiler kendi yeteneklerini aşağı gördüklerinden dolayı kariyerlerinde yükselmek konusunda zorluk yaşayabilirler. Çoğunlukla kendilerine yardımı olabilecek kişileri davranışları ile uzaklaştırırlar. &lt;br /&gt;Bu kişiler genelde huysuz kişilerdir. Kolaylıkla kızar, alınır yada kışkırtılırlar. Davranışları kolaylıkla saldırganlıktan pişmanlığa dönüşür. Sürekli çevrelerinde hata bulur, işbirliği etmez ve küskün dururlar fakat aynı zamanda aşırı derecede bağımlıdırlar. &lt;br /&gt;Pasif-agresif kişilik bozukluğu olan kişiler derinlerinde güçsüz olduklarını, başka insanların merhametine kaldıklarını, haksızlığa uğradıklarını, yanlış anlaşıldıklarını ve ızdırap içinde olduklarını hissederler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtiler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıradan işlerde bile beklenen çabaya karşı negatif yaklaşım ve pasif direnç göstermek. &lt;br /&gt;Değerinin verilmediğini ve hep yanlış anlaşıldığını düşünmek &lt;br /&gt;Küskün, asık suratlı ve tartışmacı davranışlar &lt;br /&gt;Otorite sahibi kişileri ve kurumları sürekli eleştirme ve küçümseme &lt;br /&gt;Başkalarını kıskanma ve kendi şanssızlığını vurgulama &lt;br /&gt;Bir yandan saldırgan ve küstah davranırken diğer taraftan pişmanlık gösterme. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikolojik Kişilik hastalıklarının erken yaşlarda gelişiyor olması ve insanların kendilerini bu hastalık ile tanımlıyor olması tedavinin çözümünü zorlaştırmaktadır. Tedavinin başarılı olabilmesi için kişinin kökleşmiş davranış şekline, yaklaşımlarına, bakış açılarına, ilişki yapılarına ve kapasitelerine değinilmesi gerekir. Genelde kişilik problemleri psikoterapi ile çözümlenebilmesine rağmen, uzun zaman içinde yerleşmiş olan bu duygu, düşünce ve davranış alışkanlıklarını değiştirmek yoğun ve sürekli tekrarlanan bir tedavi ve öğrenme süreci gerektirir. &lt;br /&gt;Bazı zamanlar, özellikle kriz anlarında kişi intihar teşebüssünde bulunabilir. Bu durumda kişinin kısa bir süreliğine hastaneye yatırılması gerekebilir. Eğer kişinin hastalığı ilerlerse ve evde ihtiyacı olan bakım ve ortam sağlanamıyorsa, daha uzun süreli olarak hastanede kalması istenebilir. &lt;br /&gt;Araştırmalar bazı kişilik sorunlarının kişide devam ettiğini ama bazılarının yok olduğunu göstermektedir. Görünüşe göre hayat tecrübeleri ile birlikte kişi karakterinin temel özelliklerini değiştirmeyi öğreniyor. Psikolojik veya Psikiyatrik Tedavi uygulandığı zaman ise hastalığın gelişmesi hızlanıyor. Özellikle kişi tedaviye gönüllü olarak geliyorsa, iyileşmek için çaba sarf ediyorsa ve problemlerinin sorumluluğunu üstleniyorsa hastalığın iyileşmesi daha hızlı oluyor. Ama diğer tarafta kişi sorunlarının başkalarından yada çevresinden kaynaklandığına inanıyorsa, sorumluluğunu üstlenmeyi reddediyorsa ve problemlerini çözemeyecek kadar güçsüz ve zayıf olduğunu iddia ediyorsa iyileşme süreci biraz daha uzun zaman alıyor.&lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül&lt;br /&gt;fozdengul@gmail.com &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-4531540562444932473?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/4531540562444932473/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/11/kisiliklere-dikkat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4531540562444932473'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4531540562444932473'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/11/kisiliklere-dikkat.html' title='KİŞİLİKLERE DİKKAT'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-8295412216733894754</id><published>2009-10-06T09:39:00.002+03:00</published><updated>2009-10-06T09:39:18.700+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>UZAKLARDA</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SsrlMJHNYYI/AAAAAAAAAW0/SgCOh1tpGU0/s1600-h/uzaklarda.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 281px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SsrlMJHNYYI/AAAAAAAAAW0/SgCOh1tpGU0/s400/uzaklarda.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389371900869566850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sanki müzik yazıdan daha etkili.&lt;br /&gt;Zihnime böyle bir cümle geldi. Yazıyı yazmak için balkona oturmuş çayımı yudumlarken.&lt;br /&gt;İçimde yazmaya karşı bir direnç mi oluştu birden?&lt;br /&gt;Uzaklarda gökyüzünü şimşek aydınlatıyor. Birden bir varlık belirtisi gösteriyor. Sonra yok oluyor. &lt;br /&gt;İçimde bir yas. Bir şeylerin yasını tuttuğumu hissediyorum. Kendimi zayıf hissediyorum birden.&lt;br /&gt;Yazın nasıl geçtiğini bile anlamadan sonbahar kendini gösterdi. &lt;br /&gt;Pinhani’yi dinlerken oluştu bu duygulanım:&lt;br /&gt;“Yalnız kaldıysan, kalkıp pencerenden bir bak. Güneş açmış mı, yağmur düşmüş mü? Dön bak dünyaya.&lt;br /&gt;Herkes gitmişse, sakince arkana dön bir bak. Dostun kalmış mı, aşkın solmuş mu? Dön bak dünyaya. &lt;br /&gt;Bir sonbahar kadar yalnız, bir kış kadar savunmasız&lt;br /&gt;Ya da ilkbaharsan, yolun başındaysan,&lt;br /&gt;Asla vazgeçme, kalkıp da pencerenden bir bak,&lt;br /&gt;Güneş açmış mı? Yağmur düşmüş mü?&lt;br /&gt;Dön bak dünyaya.”&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Gün boyu problemlerini dinlerken insanların hep yüzleşirim kendimle. Etik olarak nötr duyguyla dinlemek zorundayızdır. Hep öyle söylerler bizi eğitenler. Mümkün mü? Zor. &lt;br /&gt;Anlatanlar anlaşılmak isterler. Bir duyguyu anlamanın yolu da empati yapabilmektir. İnsan yaşamadığı bir duyguyu anlayabilir mi? En iyi dinleyici, en iyi terapist tüm bu duyguları bizzat deneyimleyendir. Öyle olmasa Hz Mevlana der mi: “Ayrılıktan parça parça olmuş bir kalp isterim ki iştiyak derdi mi anlatayım.” &lt;br /&gt;İçimden bir ses yanlış yapıyorsun diyor. Zayıflığını gösteriyorsun insanlara. Kim değil ki? Ona öyle söylüyorum. Zayıf olduğumuzu aciz olduğumuzu öğrenmek değil mi yaşam? Hep birer Tanrı gibi doğarız. Gerçekle temas ettikçe bir hiç olduğumuzu öğrenip veda ederiz dünyaya. İnsanlara hiç olmayı, ölmeden önce ölmeyi öğretmeye çalışırken bir yandan güçlü durmaya ve güçlü görünmeye çalışmak aldatmaca değil mi? Öğrendiklerimiz en temel ilkenin dürüstlük olduğunu söylerken. &lt;br /&gt;İnsan kendini yasını tutmayı da becerebilmeli. Yas tutmanın en iyi yolu seni dinleyecek sevecen bir kulak bulmaktır der Dr. Vamık Volkan. Ben de öyle yapıyorum aslında. Sevecen kulaklara anlatıyorum. Siz de öyle yapın. Hz Pir “Ney yarinden ayrılmış olanın arkadaşıdır. Ney gibi hem zehir hem panzehir kim görmüştür.” Der. O olgun bir gönül bulmayı önerir. Bu daha da iyi. Hayatın kendisi bir yas reaksiyonudur. Asıl anavatanımızdan ayrılığımızın yası. Diğerleri ana yasın yansımaları. İşte bizi olgunlaştırıp hiç yapan da budur. Gittiğimiz zaman cilalanmış, ayna gibi parlayan gönüller götürelim diye Yusufumuza. Kendi güzelliğini seyretsin diye o aynada. &lt;br /&gt;Hz Pir’den bir şiirle bitirmeli sözü, hem şiir ama asıl niyaz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah’ım bu vuslatı hicran etme&lt;br /&gt;Aşkın sarhoşlarını nalan etme&lt;br /&gt;Sevgi bahçesini yemyeşil bırak&lt;br /&gt;Bu mestlere bahçelere kasdetme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalı yaprağı vurma hazan gibi&lt;br /&gt;Halkın başı dönmüş zelil etme&lt;br /&gt;Kuşunun yuvasının ağacını&lt;br /&gt;Yıkmada kuşlarını Perran etme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kumunu ve mumunu karıştırma&lt;br /&gt;Düşmanları kör et de şadan etme&lt;br /&gt;Hırsızlar aydınlığın düşmanıdır&lt;br /&gt;Onları asan etme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkbal kıblesi yalnız bu halkadır&lt;br /&gt;Umut kabesin öyle viran etme&lt;br /&gt;Bu çadır iplerini öyle katma&lt;br /&gt;Çadır senindir eya sultan etme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok dünyada hicrandan daha acı&lt;br /&gt;Ne istiyorsan et de onu etme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül&lt;br /&gt;fozdengul@gmail.com&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-8295412216733894754?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/8295412216733894754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/10/uzaklarda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/8295412216733894754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/8295412216733894754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/10/uzaklarda.html' title='UZAKLARDA'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SsrlMJHNYYI/AAAAAAAAAW0/SgCOh1tpGU0/s72-c/uzaklarda.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-7782095175386292336</id><published>2009-10-02T17:15:00.006+03:00</published><updated>2009-10-02T17:44:55.307+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>KAÇIŞ NEREYE KADAR?</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-ec8f0378ed5603bf" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v23.nonxt3.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dec8f0378ed5603bf%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331262909%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D6F09F7C2ADAF2851975A262CA12014E4EB460B7F.7D6718215DE8584315BE739A2F14E9B4A10FAAA7%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dec8f0378ed5603bf%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DUfjPdF9qaVfOCRYK0Nz7-5lOwcs&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v23.nonxt3.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dec8f0378ed5603bf%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331262909%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D6F09F7C2ADAF2851975A262CA12014E4EB460B7F.7D6718215DE8584315BE739A2F14E9B4A10FAAA7%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dec8f0378ed5603bf%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DUfjPdF9qaVfOCRYK0Nz7-5lOwcs&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;Kendisinden kaçanlar için önce sizlerle bir video paylaşacağım. Sessizce ve dikkatlice, sabırla izleyin. Ardından Dr. Ümiz Yazman'ın kendisinden kaçanlarla ilgili bir yazısını paylaşacağım. &lt;br /&gt;Kendisinden kaçan insanlar. &lt;br /&gt;Belki de hayattan kaçış ama nereye kadar. &lt;br /&gt;Bu video bir çok şeyi özetliyor aslında, tam bir terapi. &lt;br /&gt;Kendinden kaçanlara, sonundan kaçanlara. &lt;br /&gt;Ve hayatla barışık olmayanlara… &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Hoşlanmadığımız durumlar karşısında en sık başvurduğumuz çözüm yöntemlerinden birisi kaçıştır. Bu kaçış bazen bilerek ve planlayarak yapılır. Örneğin; hiç hoşlanmadığı bir iş arkadaşının yemek davetine, bahane uydurup gitmemek gibi. Bazen ise biz bilinçli olarak, farkında olmasak da, ruhumuz istemediği durumla karşılaşmamak için kendi kaçışını gizlice planlar. Örneğin, aradığı zaman kavga edeceğini bildiği sevgilisini telefonla aramayı unutmak gibi. Ruh her iki durumda da karşılaşmak istemediği duruma karşı kendi savunmasını oluşturmuş, kendince dış tehdide çözüm üretmiştir. Peki, ama ya aslında karşılaşmak ve yüzleşmek istemediğimiz kendimiz isek? Her insanın bir “gerçek öz”ü olduğunu biliyor ve kabul ediyoruz, ama bunun yanında her insanın bir de kendisi için yarattığı “ideal imaj”ı vardır. Eğer o kişinin kendisine biçtiği imaj, aslında varolan gerçekten uzakta ise, içinde çatışmalara sebep olur. Kendisini dış dünyaya sunma şekline kendini o denli kaptırmıştır ki, gerçekte yaşadığının bunun tam tersi olduğu gerçeği, görmemesi gereken bir bölümdür. Böyle durumlarda kişi, adeta kendi yaşadığı olayları veya yaptıklarını, kendi dışında oluyor gibi algılamaya başlar. Savunması budur. Kendi gerçeği ile yüzleşmekte güçlük çektikçe, kendisinden kaçmaya başlar. Olabilecek en zor kaçışlardan birisidir, kendimizden kaçmaya çalışmak. Kendisiyle yüzleşmenin ağır yükünden kurtulmanın yolu güçlüklerinin sorumluluğunu dış etkenlere yıkmaktır. Yani her şey dışsallaştırılır. Kendisinden kaçan insanlar, kendi eğilimlerinin başkasında olduğundan kuşkulanan insanlardır. O kadar ilginçtir ki, kendilerindeki zayıflık, onların başkalarında en fazla eleştirdikleri ve lanetledikleri konular olurlar. Bizler, başkalarının küçümsemelerine karşı türlü çeşit savunmalar oluşturabiliriz. Savunulması en zor yer kendi kendimizi küçümsememizdir. Çünkü kendimizi küçümsememize kaçacak yer yoktur. Dış dünyaya karşı bir cengaver ve hakların savunucusu rolünde iken, kendi zaafları ile yüzleşme konusunda korkak olan insanların zaman içinde kendilerine yönelik öfkesi birikmeye başlar. Kendisine yönelik öfkeden kurtulmak isteyen insanlar için en sık başvurulan savunma mekanizması gene aynıdır: Dışsallaştırma. Yani kendi içindeki kendisine yönelik öfkeyi, kendisinden kaçarak, kendi dışındaki insanlara yönlendirir. Kendisinin haksızlığını bildiği için zihnin en derinine ittiği ve kendisine öfkelendiği konuyu, birileri kendisiyle yüzleştirdiği an, öfke nöbetleri yaşayabilir. Bazen ise kendine öfkelendiği konu, başkaları bunu yapıyor (kendi değil) ve o da bunlara öfkeleniyor, gibi ortaya koyduğu bir durum haline gelebilir. Kendisinden kaçma çabası içinde olan insanın, öfkesini dışsallaştırmasının bir diğer yöntemi ise bedenselleştirmesidir. Bilinç dışında kendisine yönelttiği öfkeden kurtulma yolu olarak, bedeninde bazı şikayetler yaşamaya başlar. Geçmek bilmeyen baş ağrıları, sıkıntılı mide ve bağırsak problemleri, cilt rahatsızlıkları en çabuk kendini gösteren savunmalardır. Buradaki en enteresan nokta, psikolojik terapi süreci içinde eğer o kişi öfkesini görür, bilinç düzeyine getirirse, yani yüzleşirse, tüm bedensel rahatsızlıkları bir anda yok olur.&lt;br /&gt;Dr. Ümit YAZMAN&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-7782095175386292336?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=ec8f0378ed5603bf&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/7782095175386292336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/10/kacis-nereye-kadar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/7782095175386292336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/7782095175386292336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/10/kacis-nereye-kadar.html' title='KAÇIŞ NEREYE KADAR?'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-5302593453756098838</id><published>2009-09-29T14:06:00.001+03:00</published><updated>2009-09-29T14:06:30.024+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>GÜNEŞE BAKMAK</title><content type='html'>Güneşe Bakmak, Ölümle Yüzleşmek Irvin D. Yalom’un en son okuduğum kitabıydı. Bu yüzden yazmak istediklerime uygun bir başlık olur diye düşündüm.&lt;br /&gt;Geçtiğimiz günlerde Konya depremlerle sarsıldı. İlk sarsıntıda Konya’daydım. Balkonda arkadaşlarla otururken sarsıldık birden. Sonra o akşam eğitim toplantısı için İstanbul’a doğru yola çıktım ve diğer sarsıntıları sadece telefonla öğrendim. İnsanlar iki günü dışarıda geçirmişler. Hala panik halindeler. &lt;span class="fullpost"&gt; Yaşadıkları zeminin altlarından kaydığı duygusu çok temel bir korku. Çoğu deprem bölgesi olan yerlerde sık sık yaşanan ve kanıksanan bu durum Konya’da müthiş bir yankı uyandırdı. Zira deprem açısından en güvenli bölgelerdendi Konya. Tıpkı ikiz kulelere yapılan saldırılarda Amerikalıların yaşadıkları gibi bu deprem de yaşadığım şehirde temel bir travma etkisi yarattı. En güvenli alanda vurulmak.&lt;br /&gt;İnsanoğlunun ilk öğrendiği ve en temel duygu, Temel Güven Duygusudur. 0-1 yaş arası dönemde edinilir. Daha doğrusu edinilmelidir. Temel Güven Duygusu basit bir tanımla, yaşadığınız her travmada içinizden bir sesin “ evet zor bir durum ama hayat devam ediyor” şeklinde seslendiğini duyup kendinizi yatıştırabilme kabiliyetinizdir. Bu duygusu yetersiz olanlarsa her zor durumda eyvah her şey bitti korkusuna kapılıp yıkılırlar. Baştan temel güven duygusu eksik olanlar zaten yaşamlarında çok fazla zorlanırlar. Şanslı olanlar ise ileriki yıllarda yukarıda saydığım benzer nedenlerle bu duygularının sarsılması nedeniyle birden o şanssızlar arasına katılır ve yaşadıkları dünya aniden emniyetsiz bir yer haline dönüşür. Eric Ericson’a göre bu dönem (0-1 YAŞ)Freud’un oral döneminin karşılığıdır. Çocuğun bu dönemde ilişki kurduğu en önemli kişi anne veya anne yerine geçen kişidir.Anne-çocuk ilişkisinde süreklilik,tutarlılık ve aynılık sağlanabilirse;çocuk,annesinin kendisini hep seveceğinden,isteyeceğinden ve terk etmeyeceğinden emin olma duygusu geliştirebilirse,çocukta temel güven duygusunun çekirdeği oluşur.Bebekteki sosyal güvenin ilk belirtisi,bebeğin beslenmesinin rahat ve tabii hale gelmesi,uykusunun derinleşmesi,bağırsaklarının rahatlamasıdır. &lt;br /&gt;Bu dönemin tehlikesi, temel güven duygusunun sağlıksız gelişmesidir &lt;br /&gt;Ericson’a göre,en sağlıklı şekilde yetişmiş çocuklarda bile geçmişte bir zamanlar ana kucağında yaşanmış güzel bir cenneti yitirmiş olma duygusu ile bu cennete karşı bir özlem kalıntısı vardır.Bu cenneti yeniden bulma gereksinimi,Tanrıya inançta simgelenmiştir.Din, Ericson’a göre,insanda temel güveni sağlar. &lt;br /&gt;İlk öğrenilen duygu son yaşanacak olana karşıdır. Nedir o son? Ölüm. İnsanın en son kalesidir yaşamı ve ilk amacı her zaman canlı kalmaktır. Bu yüzden ölümle hep başı derttedir. Yaşayabilmek için ölüme karşı savunmalar geliştirir. Savunmaların en başta geleni de onu yok saymak ve inkar etmektir. Onu hatırlatan her şey de tehlikelidir. Medeniyetler ölümü inkar üzerine kurulur. İnsan ebedi olmak ister. Ancak o hep hatırlatır kendini. Dünya görüşü ne olursa olsun; yani ister öldükten sonra bir yaşam olduğuna inansın, isterse ölümün bir son olduğuna ve hayatın sadece bu dünyadan ibaret olduğuna inansın, ölüm ‘düşünen’ her insanın arada bir zihnine misafir olur. A. Sachs  der ki: Ölüm yaşamdan daha evrenseldir; herkes ölür ama herkes yaşamaz.&lt;br /&gt;O zaman ölümü gözden geçirip yeniden anlamlandırmak ta fayda var. Hz Mevlana’ya kulak verelim: Herkesin iki gözü de toprağa ve ölüme saplanmış. Abı hayat var mı yok mu ? Yüz türlü şüphesi var herkesin. “Eğer içini tam olarak doldurmuşsa, bir ceviz kırılmaktan neden korksun ki?” &lt;br /&gt;Peki korktuğumuz şey ölüm mü? Ya da ölüm neden korkutucu? Soralım Hazret’e: A ölümden korkan ! Aslında ölümün rengi yoktur, onda gördüğün çirkinlik kendi çirkinliğin. Lakin bu çirkinlik de kendi eserin. Üstündeki kirli paçavrayı kendin eğirip kendin diktin, yüzündeki gözündeki karaları yine kendin çaldın. Şimdi hayat perdesi aradan kalktı ve ölüm aynasında kendi gerçek kimliğinle yüz yüze geldin. Seni bu kara yüzünle,bu düşkün halinle cennete kabul etmezler. İşte seni korkutan ölümün bu gerçekleri haykıran dili. O halde layığı o ki sen ölümden değil kendinden kork! Yine Fih-i Ma-fih adlı eserinde şöyle der: Biri “Ne hoştu dünya, ortada eteğimizi çeken ölüm olmasaydı” demekteydi. Başka biri de dedi ki “Ölüm olmasaydı ıstıraplarla dolu olan bu dünya, hiçbir şeye yaramazdı.” Hiçbir ölü, öldüğüne hayıflanmaz; azığın azlığına hayıflanır. Yoksa (ölen), bir kuyudan ovaya, devlete, yaşayışa ve genişliğe çıkar. Orası öyle bir doğruluk makamıdır ki orada onunla oturan Allah’tır. Ateşe tapanların mabedi olan şu balçıktan kurtulmuştur. Hz Mevlana’ya göre kişi ölürken ve ölümü tecrübe ederken bundan dolayı üzüntü duymayacaktır. Çünkü ölüm onun için şaşırtıcı veya bilinmeyen bir durum olmayacaktır. Aksine onu bir ‘gerçek’ gibi görüp bu gerçeği ‘seyredecektir’. Onun içinde pişmanlık hasıl edecek olan, bu dünya hayatında neden iyi şeyler yapıp, yeni bir hayata doğru yaptığı bu yolculuğa daha donanımlı çıkmadığı olacaktır.&lt;br /&gt;“Ömrün altın kesesine benzer. Geceyle gündüz de para sayan adam. Bilmeden anlamadan sayar durur,nihayet kese boşalır. Ay tutulur.” Hz Mevlana. Yalom da der ki: “İyi yaşamayı öğrenmek iyi ölmeyi öğrenmektir. İyi ölmeyi öğrenmek te iyi yaşamayı öğrenmek.” Gerçekte asıl ölümden korkanlar yaşamayanlardır. Mış gibi yaşayanlardır. Bir sürü yarım bırakanlar. Madem temel güven duygusu annenin sağlamlığına ve güvenilirliğine bağlı, hayatımızın bu döneminde Ericson’un da dediği gibi belki anne yerine Tanrı’yı koyma zamanı gelmiştir ne dersiniz?&lt;br /&gt;Bir başka konu da bizim kültürümüzde zaten yüzyıllardır ölmeden önce ölme eğitiminin verilmiş olması. Aşığın hayatı ölümdedir der Mevlana. Hiç ölmeyecek ve hep güvenilir olan bir nesneye dayanıp yaşamın her iki kıyısını da güvenceye almak. Amacımız bu olsun. Öyle olunca ölüm sadece asıl evimize giderken geçilecek son kapı olur hepsi bu.&lt;br /&gt;Aradığımız şey emniyet ve konu uzun, biz yine Hz Mevlana’ya kulak kesilip konuyu burada bitirelim.&lt;br /&gt;Bu dünyanın genişliği, bize gözbağıdır. Halbuki o, pek dar. Gülmesi, ağlamaktan ibaret; övünmesi ardan ayıptan başka bir şey değil! Ey yiğit! Ölmeden önce ölmek emniyettir; bize Mustafa (a.s.) böyle buyurdu. Dedi ki: “Size ölüm, sınamalarla gelmeden önce hepiniz ölün!” Ölüm günü, bütün bu bilgiler içinde işe yarayan ve yol azığı olan da mahiv (yokluk) bilgisidir. İyi bil ki burada mahv bilgisi lâzım, nahiv bilgisi değil. Eğer mahv bilgisini biliyorsan tehlikesizce denize dal! Deniz suyu, ölüyü başında taşır. Fakat denize düşen adam diri olursa, nasıl kurtulur? Sen de eğer beşeriyet vasıflarından öldünse hakikat sırlarının denizi, seni başının üstüne koyar.&lt;br /&gt;Esenlik dileklerimle…                                                                                                              &lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-5302593453756098838?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/5302593453756098838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/09/gunese-bakmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/5302593453756098838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/5302593453756098838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/09/gunese-bakmak.html' title='GÜNEŞE BAKMAK'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-6121365737541452865</id><published>2009-08-27T14:05:00.001+03:00</published><updated>2009-08-28T14:05:43.297+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>ÇALIŞMAK-PAYLAŞMAK-GÜVEN</title><content type='html'>&lt;strong&gt;ÜÇ HİKÂYE - ÜÇ DERS - BİR SÖZ &lt;br /&gt;1.Hikâye &lt;br /&gt;Kavak Ağacı ile Kabak &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa: &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç? &lt;br /&gt;-On yılda, demiş kavak. &lt;br /&gt;-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak. &lt;br /&gt;-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak! &lt;br /&gt;-Doğru, demiş kavak. &lt;br /&gt;Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa: &lt;br /&gt;-Neler oluyor bana ağaç? &lt;br /&gt;-Ölüyorsun, demiş kavak. &lt;br /&gt;-Niçin? &lt;br /&gt;-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için. &lt;br /&gt; &lt;strong&gt;1.Ders:&lt;/strong&gt; Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir.  Her işte alın teri ve emek şarttır. &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. Hikâye &lt;br /&gt;En iyi Buğday &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi: &lt;br /&gt;-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi. &lt;br /&gt;-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda, &lt;br /&gt;-Neden olmasın, dedi çiftçi. &lt;br /&gt;-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. Ders:&lt;/strong&gt; Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir. &lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. Hikâye &lt;br /&gt;Geleceğini biliyordum… &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti, &lt;br /&gt;-Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma. &lt;br /&gt;Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı; &lt;br /&gt;-Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın. &lt;br /&gt;-Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi… &lt;br /&gt;-Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun? &lt;br /&gt;-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim. &lt;br /&gt;Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı: &lt;br /&gt;-Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum… &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. Ders:&lt;/strong&gt; Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ATASÖZÜ &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;'Her sabah Afrika'da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir. &lt;br /&gt;Her sabah Afrika'da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır. &lt;br /&gt;Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur.' &lt;br /&gt;Afrika Atasözü &lt;br /&gt;Çok çalışmak, emek harcamak, güven vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar. Her sabah uyandığımızda bir de böyle bakalım dünyaya. Unutmayın hayat uzun bir öyküye benzer. Ancak öykünün uzun olması değil, iyi olması önemlidir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-6121365737541452865?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/6121365737541452865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/08/calismak-paylasmak-guven.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6121365737541452865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6121365737541452865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/08/calismak-paylasmak-guven.html' title='ÇALIŞMAK-PAYLAŞMAK-GÜVEN'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-6454880394633574040</id><published>2009-08-18T09:59:00.002+03:00</published><updated>2009-08-18T10:01:35.168+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>POZİTİF DÜŞÜNME SANATI</title><content type='html'>POZİTİF DÜŞÜNMEK LAZIM &lt;br /&gt; İnsan ancak belirli şartları oluşturarak ve önce kendisini tanıyarak pozitif düşünmeyi ve bunu alışkanlık haline getirmeyi başarabilir &lt;br /&gt;Sadece söyleyerek pozitif düşünemezsiniz. Bunu yapmak için kendinize zaman ayırmalı, çatışmalardan uzak durmalı, korkularınızla yüzleşmelisiniz. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Her geçen gün hayatından memnun olmayan insan sayısı artıyor. Sorunlarıyla uğraşmaktan fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak yorgun düşmüş bir çok insan, hiçbir şeyin düzelmediğinden ve her gün işlerin biraz daha kötüye gittiğinden yakınıyor. &lt;br /&gt;Oysa sorunlarla başa çıkabilmek için yapılması gereken ilk şey; pozitif düşünmek. Ancak pozitif düşünebilmek öyle kendiliğinden olabilecek bir şey değil. Günümüz dünyasının koşullarında binlerce farklı uyaran tarafından etrafımız sarılmışken pozitif düşünebilmek için doğru şekilde hareket etmek gerek. &lt;br /&gt;Öncelikle pozitif düşünebilmek için uygunabilecek tek bir formül olmadığını belirtmekte yarar var. İnsan ancak belirli şartların oluşması sonucunda pozitif düşünebilmeyi başarabilir. Diğer bir deyişle, bazı şartlar gerçekleşmeden pozitif düşünmek için gerekli şartların oluşması mümkün değildir. &lt;br /&gt;Pozitif düşünebilmek için kişinin öncelikle içinde bulunduğu koşulları analiz etmesi, genel psikolojik ve fiziksel durumunu kontrol altına alması gerekir. İnsanların sadece kendi kendilerine telkin yoluyla pozitif düşünebilme noktasına ulaşması, diğer bir deyişle insanın sadece kendi kendisine "pozitif düşün" mesajı vererek pozitif düşüncelere yönelmesi çok zordur. &lt;br /&gt;Bu nedenle kişisel yaşamımızda devamlılık gösterecek bir kaç sağlam hamle ile hayata daha pozitif yaklaşmayı daha kolay bir biçimde başarabiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KENDİNİZE ZAMAN AYIRIN &lt;br /&gt;Hayatımızın çoğunu kuru kalabalık içerisinde oradan oraya sürüklenerek geçiririz. Kişisel süreçlerimizi daha sağlıklı yaşayabilmek için arada sırada hayatın içinde mola vermek ve kendimizle baş başa kalmak; zihinsel, duygusal ve fiziksel açıdan kendimizi daha iyi hissetmemiz için oldukça yararlıdır. &lt;br /&gt;Kendinize zaman ayırarak, kişisel süreçlerinizi daha yakından tanıyıp, pozitif düşünmek için ihtiyacınız olan adımları daha iyi planlayabilirsiniz. Kişinin kendisine zaman ayırması, kendisini yüceltmesi demektir. Pozitif düşünebilmek için kendinizi yüceltmekten kaçınmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇATIŞMADAN KAÇIN &lt;br /&gt;Çatışma, hayatımızın bir parçası olarak her an her şekilde karşımıza çıkabilir ve doğası gereği olumsuz özellikler gösterdiği için de pozitif düşüncenin tam anlamıyla düşmanıdır. Çatışmanın kaçınılmaz olması, ondan uzak durulamayacağı anlamına gelmez. &lt;br /&gt;Negatif enerjinin varlığını hissettiğiniz an, negatif enerji kaynağından uzak durmak, çatışmanın ortaya çıkıp olumsuz sonuçlar doğurmasını engellemek için etkili bir yöntemdir. Sebep ne olursa olsun, çatışmaya girmeden önce, kaybedeceğiniz enerjiyi hesaba katarak olumsuz düşüncelerden uzak durmanız gerektiğini asla aklınızdan çıkarmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NEDEN SORUSUNA CEVAP VERİN &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne şekilde hareket ederseniz edin, ne yaparsanız yapın ya da ne düşünürseniz düşünün, her zaman "neden" sorusuna cevap verebilmelisiniz. Bu şekilde kendi hayatınız üzerinde kontrol sahibi olma gücünüzü daha çok arttırmış olursunuz. İnsan, çoğu zaman davranışlarının sonuçları ortaya çıktıktan sonra gerekli analizleri yapar. &lt;br /&gt;Oysa daha önce "neden" sorusuna verilecek cevaplar, pozitif düşünebilmek ve hayata daha pozitif yaklaşabilmek için gerekli ön zemini hazırlayacaktır. Hayatta her şeyin bir nedeni vardır ve bu nedenlerin farkında olmak, bizi olumlu düşünebilmek için hayat karşısında daha güçlü kılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KORKULARINIZLA YÜZLEŞİN &lt;br /&gt;Olumsuz düşüncelerin arkasında genellikle içimizde fark edilmeden ortaya çıkan ve gelişip büyüyerek hayatımızı kontrol altına alan korkularımız vardır. Pozitif düşünebilmek için önemli bir adım bu korkular ile yüzleşmektir. Korkmak tutsak olmakla aynı şeydir. Korkularımız kendilerini göstermezler. Sadece gerekli olduğunda ortaya çıkarlar. &lt;br /&gt;Onların farkına vardığımız an onlarla başa çıkmak için mücadele etmeye başlamamız gerekir. Aksi takdirde korkular olumsuz düşünceleri yaratır ve güçlendirir. Pozitif düşünebilmek için korkularımızla yüzleşip onları tanımamız, onlarla başa çıkmak için harekete geçmemiz gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BAŞKALARINI ÖNEMSEMEYİN &lt;br /&gt;Hayatımızın hemen her alanında başkalarıyla birlikte olmak zorunda kalırız. Bu nedenle içinde bulunduğumuz grupların diğer üyelerinin üzerimizde etkili olması farkında olmadan kapılabileceğimiz bir durumdur. &lt;br /&gt;Diğer insanların bizim ne düşündüğümüz ve ne yaptığımızla yakında ilgilendikleri fikri, olumsuz düşüncelerin çok çabuk ortaya çıkmasına yol açabilir. Kendimize olan güvenimizi arttırmak ve etrafımızdaki insanların üzerimizde yarattığı baskıdan kurtulmak için atılan her adım, pozitif düşünmek için bize yardımcı olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAĞLIK VE SPOR &lt;br /&gt;Sağlıklı beslenmek ve spor yapmak insanın fiziksel açıdan kendisiyle ilgilenmesi ve zihinsel süreçlerini kendi kontrolü altında daha olumlu bir seviyeye ulaştırması için önemlidir. &lt;br /&gt;Kendinizi fiziksel olarak rahat ve iyi hissederseniz, düşüncelerinizin de pozitif olması ve daha olumlu bir bakış açısına sahip olmanız kolaylaşır. Daha pozitif düşünceler için sağlıklı beslenmeniz ve spor yapmanız gerektiğini unutmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GEÇMİŞ GEÇMİŞTE KALSIN &lt;br /&gt;Kötü anılar, olumsuz duyguların ortaya çıkmasına yardımcı olma özelliğine sahiptir. Geçmişte yaşadığımız kötü şeyleri hatırladıkça, hissettiğimiz olumsuz duyguları da hatırlar ve zihinsel olarak o günlere geri döneriz. &lt;br /&gt;Önemli olan böyle bir durumda kötü şeyleri unutmak değil, onların hafızalarımızda edindiği mevcut önemi azaltmaktır. Geçmişin önemini azaltarak onun düşüncelerimizi olumsuza çevirmesine engel olabiliriz. Geçmişi geçmişte bırakıp, geleceğe bakmak dönmek iyi bir başlangıçtır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYATA KARŞI ESNEK OLUN &lt;br /&gt;Esneklik, hayat karşısında daha rahat hareket etmemizi sağlar; sert ve kesin tavırlar zorlanmamıza ve kırılıp yok olmamıza yol açar. &lt;br /&gt;Esneklik, pozitif düşünebilmek için çok önemli bir ön koşuldur; çünkü farklı alanlara hareket edebilme yeteneğimizin olması alternatif açılardan bakabilmemizi ve farklı şekillerde düşünüp daha kolay bir şekilde pozitif düşüncelere odaklanabilmemizi sağlar.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-6454880394633574040?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/6454880394633574040/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/08/pozitif-dusunme-sanati.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6454880394633574040'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6454880394633574040'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/08/pozitif-dusunme-sanati.html' title='POZİTİF DÜŞÜNME SANATI'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-8377185792107149433</id><published>2009-08-06T10:53:00.002+03:00</published><updated>2009-08-06T10:54:27.163+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>MESLEK SEÇİMİ ÖNEMLİ Mİ?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SnqK18xbEdI/AAAAAAAAAWM/gnQ4FKiAtgI/s1600-h/labirent.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SnqK18xbEdI/AAAAAAAAAWM/gnQ4FKiAtgI/s400/labirent.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366754565416489426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Geleceğin gözde meslekleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;ÖSS adayları "yanlış bir dersane bir yıl, yanlış bir üniversite dört yıl, yanlış bir meslek kırk yılınıza mal olur" sözüne kulak asmak istiyorsanız bu yazının tamamını mutlaka okuyun... &lt;br /&gt;Türkiye, nüfusu itibariyle oldukça genç bir ülke. 2023 yılında da her üç kişiden birinin 22 yaş altında olacağı hesaplanıyor. Bugün ilköğrenim çağında olan çocuklar Cumhuriyet’in 100. yılını kutlayacağımız 2023 yılında birer iş insanı olacaklar. Peki onları nasıl bir iş dünyası bekliyor? &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Her şeyden önce çoğu iyi eğitimli, yetkin ve geliştirilebilir yetenekleri olan bu gençleri bugünden farklı bir iş yapış şeklinin beklediğini söylemek doğru olur. Yaratıcı bir iş hayatı modelinin öne çıkacağı bu dönemde, meslek farklılaşmasının azalacağından bahsediliyor. Çalışmanın mekandan bağımsızlaşmasının yanında, yatay iş örgütlenmesi ve iş hayatındaki kararların giderek otomatize olması söz konusu olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yıldızı parlayacak meslekler &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bugün olduğu gibi gelecekte de bazı meslek ve pozisyonların gözde olması bekleniyor. &lt;br /&gt;Gelecekte ön plana çıkacak sektörler, gözde mesleklerin hangileri olacağının bir göstergesi. Geçmişte, gıda sektörü çok fazla teknoloji gerektiren bir sektör olmamasına rağmen, günümüzde tüketicilerin hijyen standartları yüksek ortamlarda üretilmiş sağlıklı ürünleri talep etmeleri bu sektörde ileri teknolojiyi gerekli kılıyor. Dolayısıyla gelecekte gıda ve beslenme mühendisliği, diyetisyenlik mesleğinin ön plana çıkacağını söylemek hiç de zor değil. &lt;br /&gt;Değişim gösteren ve tüketici talepleri doğrultusunda şekillenen bir diğer sektör de perakendecilik. Bu alanda hizmet kalitesi ön plana çıkarken, firmaların başarısında hız ve müşteri memnuniyeti de giderek artan bir şekilde sektörde belirleyici rol oynuyor. Uzmanlar özellikle bu sektörde yöneticilere gelecekte ihtiyacın artacağını vurguluyor. &lt;br /&gt;Sağlık da yıldızı parlayacak sektörler arasında sayılıyor. Estetik cerrahi, sağlık yönetimi, fizik tedavi uzmanlığı popülerliği artacak branşlar olarak gösteriliyor. Bilgi güvenliği, müşteri güvenliği, alt yapı ve kimlik güvenliği ile klasik anlamda güvenlik hızla gelişecek pozisyonlar arasında yer alıyor. &lt;br /&gt;Uzmanlar gelecekte elektronik medyanın, evlere yönelik bilgiye erişme ile bilgiyi kullanma ürünlerinin yükselen ürünler olması bekleniyor. Bu nedenle de elektronik ve haberleşme mühendislerinin ulusal ve uluslararası boyutta birçok iş imkanı bulabileceği söyleniyor. &lt;br /&gt;Avrupa Birliği’ne entegrasyon süreciyle birlikte, Türk iş mevzuatının birliğin yapısına uyumu konusunda ciddi çalışmalar başlayacak. My Danışmanlık şirketinin sahibi Müge Yalçın bu çalışmalar kapsamında çok sayıda yetişmiş insan gücüne ihtiyaç duyulacağını söylüyor. “Özellikle proje ve dil uzmanlığı, birliğin üye ülkeleriyle yazışmaların yürütülebilmesi ve insan kaynakları süreçlerinden üretime birçok konuda entegrasyonun gerçekleştirilebilmesinde önem kazanacak uzmanlıklar arasında yer alacak´´ diyen Yalçın şöyle konuşuyor: &lt;br /&gt;Egon Zehnder İstanbul Yönetici Ortağı Murat Yeşildere gelecek yıllarda öne çıkacak dört pozisyon olduğunu söylüyor. Uzun dönem varlık yöneticisi, sivil toplum örgütü yöneticisi, hukuk uzmanı ve yönetim kurulu üyeliği olarak sıraladığı bu pozisyonları ve onlar için gerekli bilgi ve yetkinlikleri ise Yeşildere şöyle anlatıyor: &lt;br /&gt;“Türkiye’de finans piyasalarında derinliğin artması, inişli çıkışlı hareketlerin azalması ve yatırımların vadesinin uzaması, bunlara uygun yönetim kaynakları ihtiyacını da arttıracak. Özel emeklilik sektörünün gelişmesi ile Türkiye’de uzun dönemli varlık yöneticisi ihtiyacı tam anlamıyla patlayacak. Önümüzdeki onbeş yılda sivil toplum örgütlerine artacak talebin de körüklemesi ile sivil toplum örgütlerinde her seviye ve fonksiyondan genel müdür, genel sekreter, fon yönetimi koordinatörü, gönüllü koordinatörü, stratejik planlama koordinatörü, gibi yönetim kaynağına ihtiyaç olacağı gözükmekte . Ülkemizde hukuk konusunda yetişmiş birçok değerli uzman ve yetkin yönetici bulunmakla birlikte, iş ortamlarında hukuk konusunu analitik platformlarda dile getirmiş ve kendisini bu konularda geliştirme becerisi kazanmış, yabancı dil bilen ve bunu mesleki alanda kullanmış, yöneticilik tecrübesi kazanmış hukuk uzman sayısının sınırlı olduğunu gözlemliyoruz.´´ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;IT de gelecek var &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda bazı şirketler AB bölgesine hizmet veren Call Center’larını ve IT departmanlarını Türkiye’ye kaydırmaya başladılar. Gelecekte finans, otomotiv, elektronik, ilaç gibi tüm sektörlerdeki firmaların IT ve Ar-Ge departmanlarını Türkiye’ye taşımasını beklediklerini dile getiren Data Expert yönetim kurulu başkanı Hasan Altunkaya bunun nedenini şöyle ifade ediyor: &lt;br /&gt;“Türkiye Avrupa’ya yakın, saat farkı yok. (Human-touch) Yönetimde insan iletişim mesafesinin yakınlığı söz konusu. Avrupa’ya göre maliyet avantajına sahip özellikle de ücretlerde. Genç ve dinamik bir nesil var. İş ortağı ve yan saniyi mevcut. Çalışanlardan daha fazla verim alınabiliyor.Bu yüzde şirketler Türkiye’yi tercih ediyorlar.´´ Türkiye’de gençlerin çoğunun bilişim ile ilgili lisans düzeyinde bölümleri tercih ettiğine de dikkati çeken Altunkaya ancak hala bazı alanlarda yetişmiş insan kaynakları açığı olduğunu dile getiriyor. Altunkaya sözlerine şöyle devam ediyor: &lt;br /&gt;“Yazılım Mühendisi, Uzman Yazılım Mühendisi,Yazılım Mimarı, Yazılım Geliştirme Uzmanları’na özellikle JAVA/C ve deneyimi olanlara ihtiyaç var. Ayırca sofware tasarım ve hardware tasarım uzmanları da şimdi olduğu gibi gelecekte de aranan pozisyonlar arasında olacak. Bunun dışında IT güvenlik, IT teknik analist, IT businnes analist, Network mühendisleri, veri tabanı uzmanları, destek elemanları da bugün olduğu gibi gelecekte de aranan pozisyonlar olacak.´´ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uzmanlık daha çok kazanç getirecek&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Gelecekte bilgi teknolojileri ve genetik gibi yeni nesil alanların ön plana çıkacağı tüm İK danışmanlarınca söyleniyor. Human Resources Management İstanbul Ofis Yöneticisi Alihan Irmakkesen bunun insan kaynakları, pazarlama, satış, üretim teknolojileri, halkla ilişkiler, finans türü nispeten “geleneksel´´ fonksiyonların öneminin azalacağı anlamına gelmediğini belirtiyor ve “Teknolojik dönüşüm, her sektörde ve her alanda, “çok daha nitelikli´´ profesyoneller gerektirecek´´ diyor. &lt;br /&gt;Amrop International Türkiye Yönetici Ortağı Yeşim Toduk Akiş ise gelecekte matriks organizasyonlarda çalışma becerisi ve insan yönetiminin sanal yapıldığı proje yöneticiliği işlerinin çoğalacağını öngörüyor. &lt;br /&gt;Peki bu yeni döneme nasıl hazırlanmak gerekiyor? İK yöneticileri başta olmak üzere, stratejik süreçlerde rol alan tüm yöneticilerin izleyecekleri yol haritasının birinci adımının, geleneksel zihin haritalarını dönüştürmek ve yeniden ayarlamak olduğunu söylüyor Alihan Irmakkesen. “Zihin haritaları değişmeden, yol haritasının bir anlamı yok´´ diyen Irmakkesen, yöneticilerin bugünden, “yarının kriterlerini´´ belirlemeleri gerektiğini vurguluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HANGİ MESLEKLER NEDEN GÖZDE OLACAK?&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Elektronik ve haberleşme mühendisliği:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Gelecekte elektronik medyanın, evlere yönelik bilgiye erişme ile bilgiyi kullanma ürünlerinin yükselen ürünler olması bekleniyor. Bu nedenle de üniversitelerin ilgili bölüm mezunlarının ulusal ve uluslararası boyutta birçok iş imkanı bulabileceği söyleniyor. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uluslararası hukuk:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecine girmesi ve yabancı sermaye girişinin daha da artması bu alanda yetişmiş hukukçulara olan ihtiyacı sürekli kılacak. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uluslararası ilişkiler:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Farklı ülkelerle profesyonel platformlarda ilişkilerimizin artmasıyla birlikte bu alandan mezun kişilerin kamu ve özel sektörde iş bulma olanakları artacak. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bilgisayar bilimleri mühendisliği: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayar teknolojisi geliştikçe bilgisayar mühendislerine olan ihtiyaç da sürecek. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Veri madenciliği ve analistliği: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bankalar, telekom operatörleri, perakendeciler ve ISP’ler gibi yoğun olarak verilerle çalışan firmalar, bu verilerini çıkarıp analiz eden veri madencilerine ve analistlerine ihtiyaç duyuyor ve duymaya da devam edecek. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kod Kırıcılar: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bugün birçok şirket bünyesinde çalıştırılan kod kırıcılar, bilgisayarların iş ve özel hayatımıza daha çok girmesiyle beraber önemlerini artıracaklar. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bilgi Mühendisliği:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Bilgilerin sistemde bildirimlerinin interaktif şekilde kullanılmasını ve kodlama işlemlerini gerçekleştiren bu kişiler gelecekte de ön planda olacak. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Güvenlik hizmetleri (Bilgi güvenliği dahil güvenliğin her dalı): &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Özellikle bankalarda, perakende sektöründe ve devlet kademelerinde büyük miktarda iş yapan firmalar güvenliği onlar için kritik olduğundan Elektronik Güvenlik Yöneticisi pozisyonuna önem veriyorlar. Bunun haricinde yeni kurulan siteler ve alışveriş merkezlerinde de güvenlik önemli bir pozisyon haline gelecek. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Genetik bilimleri mühendisliği: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tıpta kalıtsal hastalıkların tanısının konması ve tedavisi ile ilgili çalışmalar artarak devam ederken istenilen niteliklere sahip bitki ve hayvanların yetiştirilmesi konusunun da üzerinde duruluyor. Bu da genetik mühendislerine ihtiyacı sürekli kılıyor. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Endüstri mühendisliği:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Bütünleşik üretim ve hizmet sistemlerinin tasarımını yapan, planlayan, bu sistemleri yöneten ve çevrimini sağlayan, girdilerin en efektif şekilde kullanılması ve süreçlerin performansının yükseltilmesi ve kalitenin artırılması konusunda çalışan bu kişilere bugün olduğu gibi gelecekte de ihtiyaç olacak. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Biyoteknoloji uzmanlığı:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Gelecekte üçüncü nesil ürünlerin üretilmesi söz konusu olacak. İşte bu nokta biyoteknoloji uzmanlarına ihtiyacın artacağı söyleniyor. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Psikoloji: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de hızla gelişen bir disiplin olan psikoloji bölümünden mezun olanlar, ilgi alanlarına göre insan kaynakları uzmanlığı, kamuoyu ve Pazar araştırma şirketleri ve diğer kurumlarda araştırmacı olarak çalışabilecekleri gibi yuva psikoloğu gibi görevler de üstlenebiliyorlar. Dolayısıyla bugün olduğu gibi gelecekte de bu meslek popülerliğini sürdürecek gibi görünüyor. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Koruyucu hekimlik: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sağlık konusunda insanların bilinçlenmesiyle hastalıkların bulaşma yollarının engellenmesi, aşılama ve sağlık eğitimine olan ilgi arttı. Bunun sonucunda günümüzde olduğu gibi gelecekte de koruyucu hekimliğin öneminin artacağı düşünülüyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sağlık yönetimi: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sağlık kuruluşlarındaki modernleşme ve dünya standartlarına uyum gösterme çabaları sağlık yönetimini günümüzde yönetim biliminin çok spesifik bir alt dalı haline getirdi. Özel sağlık sektöründe artan yatırımlar da sağlık yöneticilerine olan ihtiyacın artmasına neden oluyor. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Estetik cerrahi: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İnsanların güzellik konusunda gösterdiği hassasiyet sürdükçe bu alanda iş hacmi hep söz konusu olacak. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evde bakım hizmetleri:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Evde bakım hizmetleri sektörü geliştikçe bu alanda çalışacak uzmanlara olan ihtiyaç da artacak. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fizik tedavi uzmanlığı: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ortalama yaşam beklentisi artarken, yaşam kalitesi de ön plana çıkıyor. Yaşamı daha kaliteli hale getiren branşlardan biri olan fizik tedavi de bu doğrultuda gelecekte de önemli olacak. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Diyetisyenlik:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Beslenme konusunda bilinçlenmeyle beraber diyetisyenlik Türkiye’de gelişen bir meslek olarak karşımıza çıkıyor. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Danışmanlık:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Son yıllarda yaygınlaşan hem bireysel hem de kurumsal danışmanlık alanı gelecekte de iş hacmi yüksek meslekler arasında yer alacak. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Perakende sektöründe yöneticilik: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu alanda hizmet kalitesi ön plana çıkarken, firmaların başarısında hız ve müşteri memnuniyeti de belirleyici rol oynuyor. Uzmanlar yeni markaların oluşması ve alışveriş merkezi yatırımlarıyla birlikte sektörde kendini geliştirmiş yöneticilere gelecekte de ihtiyacın artacağını vurguluyor. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gıda ve beslenme mühendisliği: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde tüketicilerin hijyen standartları yüksek ortamlarda üretilmiş sağlıklı ürünleri talep etmeleri gıda firmalarının gıda mühendis ihtiyacını sürekli kılacak. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Finans uzmanı ve yöneticisi: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yabancı yatırımcıların da bu sektöre girmesiyle beraber özellikle bireysel hizmetler alanında uzman ve yönetici pozisyonunda kişilere ihtiyaç olacak. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gayri menkul hizmetleri ve yönetimi:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda artan gayrimenkul yatırımları gelecekte bu alanda hizmet verecek yönetici ve uzman ihtiyacını da artıracak. &lt;br /&gt;Fatoş Bozkuş / Ekonomist Dergisi&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-8377185792107149433?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/8377185792107149433/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/08/meslek-secimi-onemli-mi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/8377185792107149433'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/8377185792107149433'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/08/meslek-secimi-onemli-mi.html' title='MESLEK SEÇİMİ ÖNEMLİ Mİ?'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SnqK18xbEdI/AAAAAAAAAWM/gnQ4FKiAtgI/s72-c/labirent.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-1436186972893487734</id><published>2009-07-22T14:11:00.001+03:00</published><updated>2009-07-22T14:11:57.396+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><title type='text'>KARAR VERMEK</title><content type='html'>Karar vermekle ilgili bir danışanım duygu ve düşüncelerini yazmış. Bunları paylaşmak istiyorum sizinle. Ancak bu paylaşımdan önce konu ile ilgili aşağıda kaynağını vereceğim bir çalışmadan bazı başlıklar aktarmak istiyorum. &lt;br /&gt;Her birimiz sürekli kararlar almak ve uygulamak zorundayız. Bu büyümenin bir göstergesi. &lt;span class="fullpost"&gt; Tersi durumda karar almaz, aksine hep onay bekleriz. Böylelikle de risk alamayan, büyümeyen yapılar olarak hep bilmediğimiz bir öfkeyle yaşar dururuz. Karar almanın çeşitli mekanizmaları var. Akıl danışmak da bunlardan biri; fakat akıl danışmakla onaylanma isteği farklı. akıl danışsak da sonuçta kararı yine biz veririz. Onaylanmada ise sorumluluk almaktan kaçınma isteği vardır. Sonuçta karar alabilme ve uygulayabilme bir olgunluk ve büyümüşlük belirtecidir. &lt;br /&gt;"Karar vermek önemli bir yaşamsal beceridir. &lt;br /&gt;Verdiğimiz kararların sonucuna katlanmamız bu kararlara sahip çıktığımızın açık bir göstergesidir. &lt;br /&gt;İnsanların karşısına hiç umulmadık anlarda çıkan fırsatlar eğer amaçlarına uygunsa kişi bunları değerlendirmeye alacak, kararlarını olumsuz yönde kullanmayacaklardır. Teklif kabul edilecek asla reddedilmeyecektir. Bu durum kararlar içerisinde uzun düşünme gerektirmeyen, kafa patlatmanın gereksiz olduğu kararlardır. &lt;br /&gt;Hayatımızda karşılaştığımız bütün problemlerin çözümleri kolay ve belirgin değildir. Bazen zor ve karmaşık problemlerimiz de olacaktır. Bu problemlerimiz sadece bizi etkilemekle kalmayıp aile, arkadaş, meslektaşlarımızı da etkileyecektir. Böyle durumlarda karar verebilmek için mantıklı bir yol seçmemiz gerekmektedir. Mantıklı karar verebilme yeteneğimiz önemli bir yaşamsal becerinin göstergesidir. &lt;br /&gt;Karar verme konusunda amaçlarımız rehber olmalı. &lt;br /&gt;Karar vermemiz gereken bir durumda amaçlarımızı gözden geçirmeliyiz. Amaçlarımız doğrultusunda vereceğimiz karar hem bizi yanlıştan uzaklaştırır hem de doğru yani bizim için faydalı olan kararı vermemizi sağlar. Bazen de almamız gereken kararlar amaçlarımızdan birine uygun iken diğer amacımızla çakışabilir. Bu durumda da bize en iyi faydayı sağlayacak amacımız doğrultusunda karar vermeliyiz. &lt;br /&gt;Amaçlarımız; &lt;br /&gt;• Karar verirken neleri araştıracağımıza &lt;br /&gt;• Seçimlerimizi başkalarına açıklamamıza &lt;br /&gt;• Bir karar almanın ne kadar önemli bir husus olduğunu belirtir &lt;br /&gt;Bu durumda yaşam alanında amaçlarımızın ve hedeflerimizin olması gereği ortaya çıkıyor. Yaşamımızı anlamlı kılacak değerlerdir bunlar. &lt;br /&gt;Karar alırken yapılabilecek hataları engellemenin yollarından da kısaca söz edelim: &lt;br /&gt;Bir karar verirken düşünülen ve en çok hata yapmamıza sebep olunan faktörleri ortadan kaldırmanın sekiz anahtarı vardır; &lt;br /&gt;• Yanlış problem üzerinde çalışmak &lt;br /&gt;• Ana hedeflerimizi belirlemekte başarısız olmak &lt;br /&gt;• İyi ve yaratıcı alternatifler dizisi geliştirmekte başarısız olmak &lt;br /&gt;• Değiş-tokuşlar üzerinde yeterince durmamak &lt;br /&gt;• Belirsizliği yeterince göz önüne almamak &lt;br /&gt;• Risk toleransınızı hesaplama başarısız olmak &lt;br /&gt;• Kararlarınızın zaman içerisinde birbiriyle bağlantılı olması halinde önceden plan yapmakta başarısız olmak &lt;br /&gt;Bütün bunların dışında tüm dikkatimize rağmen hata yaptığımız bir kategori daha var. Bunlara ‘ psikolojik tuzaklar’ denir. Psikolojik tuzakların çıkış nedeni beynimizin bize oyun oynamasıdır. &lt;br /&gt;Yarım yüzyıldır psikologlar karar verme üzerinde çalışan araştırmacılar beynimizin nasıl çalıştığını inceliyorlar. Laboratuar ve gerçek dünyada yapılan bu araştırma , pek çok kararda gizli olan karmaşıkla başa çıkmak için bilinç altı rutinler geliştirildiğini gösterdi. &lt;br /&gt;(HAMMOND, J.; KEENEY, R.; RAİFFA, H., 1998, “Karar Verme Sanatı”, Beyaz Yayınları, 1-10 s.)" &lt;br /&gt;Kararlar alabilmek de hep başından beri söz ettiğimiz ruhsal olgunluğun bir sonucu. iyi ve doğru kararlar alabilmek de ruhsal olgunlaşmayı gerektiriyor. Bununla ilgili belki çok daha çok yazılıp söylenebilecekler var. Bu aşamada karar vermekle ilgili içinde hem duygu hem de bilgiyi birlikte barındıran danışanımın mesajına geçmek istiyorum şimdi: &lt;br /&gt;"Bu gece yazayım dedim size. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrı ayrı anlatmak zor oluyor da! Hepiniz biryerlere dağıldınız :)) . Akıl danışıyorum doğru- onay almak istiyorum doğru. Ah bu ben ve kendilik kavgam :))) Amma velakin yok muydu öğrendiklerimizden haberimiz. Şükür var sanırım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece eve dönerken Faik Hoca'nın paylaştığı Yolname yazısını düşündüm sürekli. Korkuyorum. Çünkü yaşamımın hiçbir döneminde şimdiki gibi huzurlu olmadım ben. Ne devlet garantisi dedikleri şeyden ayrılmak ne de daha çok çalışmak . En büyük korkum bu huzurun benden akıp gitmesi. &lt;br /&gt;Sonra kılavuzu düşündüm. Tek bir şeye sığın O'na. Korkaklıktan ve tembellikten sana sığınırım demiş ya peygamber. Niyetini belirle ve düş yola. Menzilin zaten belli ...Huzurun ne orada ne burada olmakla ilgisi yok. Burada olmanın sana verdiği rahatlık duygusunun yerine karşılığında o tarafın egosal kazançlarını koyma. Ama bir kapı açılıyorsa vardır elbet bir nedeni... &lt;br /&gt;İş değişikliğim konusunda sohbet ettiğim bir arkadaş bana Hz. Ali'nin bir sözünü söyledi. Bi gün Hz. Ali'ye bi adam gelir. Bir olay olmuştur ya da olacaktır. Bu hayır mıdır şer midir diye sorar ? Hz Ali hiçbir şey şer değildir der. Olayın hayır mı şer mi ? Sınav mı fırsat mı olduğunu bilemeyiz. Doğru. &lt;br /&gt;Bilmemiz gereken tek şey zaten menzilin şaşmaması. Fırsat dediğimiz şeyler sınavlarımız, sınav dediğimiz şeyler fırsatlarımız olacak belli ki.. Fırsat dediğimiz şeyin tanımını içimizde doğru yapacaksak eğer; aslında “karar vermek zorundayım” ların yok bir anlamı. &lt;br /&gt;Kızkardeşimin eşi anlatmıştı bir kez. Belki anlatmışımdır size de . Pilotlar kabinin içinde kendilerini güvende hissederlemiş. Dışarısı; soğuk- belirsiz- güvenli değil - olarak algılanırmış zihnlerinde İşte bir çok acil durum anında pilotlar bu güvenli- sıcak ortamı bırakıp belirsizliğe fırlatamazlarmış kendilerini.Halbuki o koltuktan -bağlardan kurtulmak yolculuklarını değiştirecek belki. Onun için son dakikaya kadar uçağı kurtarmaya çalışırlarmış. Buna kabin sıcaklığı - rehaveti demişti. &lt;br /&gt;Yaşam da biraz öyle değil mi gözüm? &lt;br /&gt;kabin sıcaklığı dediğimiz şeyi alışkanlıklarımız, hobilerimi, fobilerimiz, egolarımızla biz yaratmadık mı? Bir gün kendimizi dışarı atma gerekliliği gördüğümüzde yeni uçağın koltuk bağlarına da fazlaca bağlanmadan (!) yapmalıyız bunu gibi geliyor şimdi. &lt;br /&gt;Kimin yolda nasibi neyse onu yaşayacak. Yol emniyeti için gerekli olan şey sadece O'na duyduğumuz inanç ve güven. &lt;br /&gt;Hep dedik ya Kerim olanla iş yapmak kolay diye...Yolllarınız da- yolayrımlarınız da hayırlar versin hepinize. &lt;br /&gt;Bu gecelik budur yazacaklarım :) &lt;br /&gt;Öğrettikleriniz ve öğreneceklerim için yürekler dolusu teşekkürler &lt;br /&gt;Allah'a emanet olun ! &lt;br /&gt;Sevgiler" &lt;br /&gt;Ben de teşekkür ediyorum. &lt;br /&gt;Hepimiz sürekli birbirimizden öğreniyoruz. &lt;br /&gt;Gelin yine O'na sığınalım. Doğru ve rızasını kazanabileceğimiz kararlar alabilmeyi de yine O'ndan isteyelim. &lt;br /&gt;Dr. Faik ÖZDENGÜL&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-1436186972893487734?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/1436186972893487734/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/07/karar-vermek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1436186972893487734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1436186972893487734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/07/karar-vermek.html' title='KARAR VERMEK'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-1598538682362258582</id><published>2009-07-21T14:07:00.002+03:00</published><updated>2009-07-22T14:08:22.291+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><title type='text'>HER ŞEY YAĞMURLA BAŞLADI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SmbyUWvuC6I/AAAAAAAAAV0/shxVHGLac_A/s1600-h/a%C5%9Fk%C4%B1nterapi.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SmbyUWvuC6I/AAAAAAAAAV0/shxVHGLac_A/s400/a%C5%9Fk%C4%B1nterapi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361238837948189602" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi öğleden sonraydı. Poliklinikteydim. Ercan Uslu aradı. Yeni kitabın çıktı elimde, hayırlı olsun dedi. Görmek istersen?&lt;br /&gt;Hemen geliyorum dedim. Çok heyecanlandım. Tam arabaya binerken gitmek için, kafamı arabanın kapısına çarptım. Bu ne şimdi dedim kendi kendime. Ödipal mi?&lt;br /&gt;Gördüm. Çok sevdim. Şükrettim. Hemen hızlıca göz gezdirdim. Çok sıcak geldi. Yanında da hızlıca bir burukluk, sanki öncekini göz ardı etmişim gibi bir tarafım suçlamaya çalıştı. Şimdi ikisi de masamda. İkisini de seviyorum.&lt;br /&gt;Yeni bir çocuğunuzun olması gibi. Hangisi daha sevimli diye kıyaslamak yanlış. Her birinin fonksiyonu ayrı. Sizlerin de beğeneceğinizi umuyorum. &lt;br /&gt;Aslında bu yeni kitabı yazalı da çok oldu. Ancak basılması çeşitli nedenlerden dolayı zaman aldı. Yazılmasında sizlerden gelen geri bildirimler çok fonksiyonel oldu. O yüzden hem sizlere hem de yayınlanmasında emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum. &lt;br /&gt;Aslında kitapla ilgili gerçekçi değerlendirmeleri okuyucular yapacak. &lt;span class="fullpost"&gt; Hemen sıcağı sıcağına okuyan 3 okuyucumun değerlendirmelerini de yazının sonuna ilave edeceğim. Onlara da kısa sürede beni kırmayarak kitabı okuyup düşüncelerini paylaştıkları için ayrıca teşekkür ediyorum. Sıkboğaz ettiğim için helallik istiyorum. &lt;br /&gt;Hem danışanlarımdan edindiğim hikayeler hem de Hz Pir yol gösterdi ve kılavuzluk etti kitabın oluşması sırasında bana. &lt;br /&gt;Kitabın başında da belirttiğim gibi düşünce ve dualarınızda var olabilmek dileğiyle O’nun rızasını kazanma vesilesi olsun istiyorum ve öylece dua ediyorum. &lt;br /&gt;Şimdi bahsettiğim okuyucu yorumlarıyla baş başa bırakıyorum sizi:&lt;br /&gt;"Bir fenerin aydınlığı sanki... Sana kayalıkları ve çakılları göstermiyor. Hangi yönden o kayalıklara çarpacağını çakıllara takılacağını söylemiyor. Sadece ışığını çakıl ve kayalıkların üzerine yansıtıyor. Kayalıklara çarpmadan çakıllara takılmadan yolunu kendin bulmanı sağlıyor. Ne hakikatli bir görev ki kendi benliğin içinde hiçliğe giden yolu sana aydınlatarak sunuyor. &lt;br /&gt;H. Ç"&lt;br /&gt;“Bilinmezliklerle dolu sandığımız yeryüzünde,soru işaretlerini aydınlatmaya,aydınlanmaya,arınmaya,hayat dediğimiz bu uzun ve meşakatli yolda bize yoldaşlık etmeye yaren bu kitap..Masalsı diliyle sizi etkileyen düşündüren ve kimileyin uyanmak istemediğiniz uykudan sizi uyandıran ...Farkına varmanın farkındalığı...ve daha bir sürü..sabırla ve şükürle okunmalı….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Nohutun hikayesi beni çook üzdü..uzun bir süre nohut yiyemicem sanırım:))&lt;br /&gt;E.G”&lt;br /&gt;“Aydınlık için dua ettiğiniz çaresiz gecelerinizde içinizde gizlenmiş umut ışığının üstünü kapatan isleri silen görünmez bir el yaz yazmış gibi kitabı…&lt;br /&gt;Hangi duyguların nereden geldiğini fark etmenizi o duyguları nasıl yönetmeniz gerektiğini net şekilde koyuyor ortaya..&lt;br /&gt;Surette küçücük bir cilt, ama hakikatte büyük alemi sığdırıyor içine; insanı:&lt;br /&gt;Kendini bilmezi; bilip de düşünmezi; düşünüp de hareket etmezi….Dolayısıyla kendini bilmeyi – fark etmeyi, düşünmeyi ve davranmayı kılavuzluyor…&lt;br /&gt;Bir akarsu yaratılmış kitapla. Farklı farklı vadilere dokunup geçmiş ama nereye girse orayı yeşertiyor… Birbirinden ayrı gibi görünse de her bir sayfasında bir önceki sayfayı hatırlatan bir tekrarcı var. Her bir sayfada yeni bir ruh durumuyla karşılaşıyor gibi olup aslında bütün bir kimyanın ezberini yapıyor gibisin….&lt;br /&gt;Geldiği yer güzelliklerle dolu olmalı. Birilerinin hayatına bilerek ya da bilmeyerek dokunan ve kelimeleriyle aracı olan kişinin yüreği gibi… &lt;br /&gt;Kullanılan metaforların yarattığı etkiyi harf sıracıkları ile anlatmak büyük haksızlık olur. Ne özeti çıkarmak ne de bütün olarak anlatmak mümkün görünmüyor. Kitabın tamamı bir özün yolculuğu çünkü.Özlere yolculuk için mütevazi bir görkemi var…&lt;br /&gt;Bir ihtiyacı fark ettirmiş o ihtiyacın çözümünü de sunuvermiş aslında. Başucu kitaplarının vaadi de bu olmalı sanki. Başucu kitapları arasında da baş tacı edilesi bir pınar gibi…Yağmur damlalarıyla beslenen bir pınar…&lt;br /&gt;A.G”&lt;br /&gt;Kitaba erişim için: 0 332 3528111&lt;br /&gt;Esenlik dileklerimle&lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül&lt;br /&gt;fozdengul@gmail.com&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-1598538682362258582?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/1598538682362258582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/07/her-sey-yagmurla-basladi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1598538682362258582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1598538682362258582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/07/her-sey-yagmurla-basladi.html' title='HER ŞEY YAĞMURLA BAŞLADI'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SmbyUWvuC6I/AAAAAAAAAV0/shxVHGLac_A/s72-c/a%C5%9Fk%C4%B1nterapi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-819318986029256660</id><published>2009-07-14T11:03:00.003+03:00</published><updated>2009-07-14T11:15:29.837+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>ZOR KİŞİLİKLERLE BAŞETME YÖNTEMLERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Slw8SqX_ZkI/AAAAAAAAAVk/Jcp_WB1xatY/s1600-h/aile1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 225px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Slw8SqX_ZkI/AAAAAAAAAVk/Jcp_WB1xatY/s400/aile1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358223947974272578" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dünya yaratıldığından beri insanlar birbirinden farklı özelliklerde yaratılmışlardır. Anne karnından başlayan olgunlaşma süreci yaşam boyunca devam eder ve bu süreç insanoğlu öldüğünde inanışına göre ahrette devam eder yada toprak olarak olgunluğun en üst mertebesinde cesette kalır. Burada anlatılan dünya hayatında kişilikleri belli seviyeye gelmiş insanların problemleri, çözüm önerileri ve onlara verilen isimlerden ibarettir. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LOKOMOTİFLER: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür insanlar mutsuzluklarını başkalarından çıkarmaya çalışırlar. &lt;br /&gt;Genelde sinirli ve düşmanca davranırlar. &lt;br /&gt;Çözüm: Kabullenmemek gerekir. Bu tür davranışların işi olumsuz etkilediği belirtilmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÜKEMMELİYETÇİLER: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bir şey mükemmel değilse olumsuz davranışlar gösterirler. &lt;br /&gt;Onların standartları gerçekçi değildir, başkalarının övdüğü bir iş onlara göre kabul edilebilir dahi olmayabilir. &lt;br /&gt;Çözüm: Söylediklerini fazla ciddiye almamak gerekir. Aslında kendi yetersizliklerine hayıflanıyorlardır, &lt;br /&gt;sizinkine değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİNSİ DİRENİŞÇİLER: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En ufak değişiklik canlarını sıkar. Mevcut düzenin değişmesini asla istemezler. &lt;br /&gt;Çözüm: En iyi strateji bu tipleri de değişimin içine dahil eder. Eğer sürecin parçası olurlarsa &lt;br /&gt;davranışlarında ani değişiklik olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BENİM İŞİM DEĞİLCİLER: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kişiler olumsuzlukları iş tanımına uymuyor düşüncesiyle kesinlikle yapmayarak gösterirler. &lt;br /&gt;Çözüm: Aslında kendilerini geliştirip daha iyi hakimiyet kurma isteği vardır. Ancak kariyerleri &lt;br /&gt;açık değil diye yapılan işe heyecan kalmamıştır ve az uğraşı verirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AYAKLI GAZETELER: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kişiler mutsuzluklarını etrafa söylenti çıkararak yansıtırlar. &lt;br /&gt;Çözüm: İlgili kişiler gerçek bilgileri vermek en iyi çözümdür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARAMSARLAR: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyayı zevksiz bir yer gibi görürler. Dünyanın tepelerine yıkılmasını beklerler, &lt;br /&gt;yıkılmazsa yıkmak için elinden geleni yaparlar. &lt;br /&gt;Çözüm: Davranışı değiştirmek çok zordur. Başlangıç olarak negatif alışkanlıkların yerine &lt;br /&gt;birkaç iyi alışkanlık sunulabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MIZMIZLAR: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tipler çocuk gibi davranır. İstediği şeyler olmayınca geri çekilir, kaş çatar, tiradına başlar, vs. &lt;br /&gt;Çözüm: Bu kişiler destek göreceği çevre arar. Birileri onlara sürekli ne kadar iyi iş yaptığını söylemelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CİDDİYETSİZLER: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir işi ciddiye almazlar, başkalarının işini de zorlaştırırlar. &lt;br /&gt;Çözüm: Açık hedefler, standartlar ve beklentileri belirlenmeli, kendisine iletilmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ELEŞTİRİCİLER: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olursa olsun kendi söylediklerinin doğru olduğuna inanırlar. &lt;br /&gt;Çözüm: Örnek vermeleri, kanıt göstermeleri istenebilir ya da konuya niçin muhalif oldukları sorulabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FEDAKARLAR: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken gelir, geç giderler. İstenen her işi yaparlar. &lt;br /&gt;Çözüm: Pozitif geri bildirim isterler. Güzel sözler söylenmesi hoşlarına gider. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KENDİNİ SUÇLAYANLAR: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendilerine kızarlar. Hatayı her zaman performanslarında, görünüşlerinde, sosyo-ekonomik &lt;br /&gt;statülerinde vb. bulurlar. &lt;br /&gt;Çözüm: Kendine güvenlerini yeniden kazanmaları için herhangi bir strateji bulmak gerekir. Egolarını &lt;br /&gt;harekete geçirecek bir nedene ihtiyaç vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIRILGANLAR: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok hassastırlar, iyi ifade edilememiş bir cümle hemen kırılmalarına neden olur. &lt;br /&gt;Çözüm: Önemli bir şey söylemek gerektiğinde kısa ve direkt hedefe yönelik olmasına dikkat edilmelidir. &lt;br /&gt;Konu kişiselleştirilmemeli ve tam anladığından emin olunmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-819318986029256660?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/819318986029256660/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/07/zor-kisiliklerle-basetme-yontemleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/819318986029256660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/819318986029256660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/07/zor-kisiliklerle-basetme-yontemleri.html' title='ZOR KİŞİLİKLERLE BAŞETME YÖNTEMLERİ'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Slw8SqX_ZkI/AAAAAAAAAVk/Jcp_WB1xatY/s72-c/aile1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-3838592202666633784</id><published>2009-06-26T10:37:00.002+03:00</published><updated>2009-07-03T10:44:41.552+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>İHTİRAS VE YENİLİK</title><content type='html'>Başarılı Olanlar İçin En Önemlisi, İhtiras Ve Yenilik.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir başarı? Çok para kazanmak mı? Çok yükseklere çıkmak mı? İşini iyi yapmak mı? Mutlu olmak mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başarı, "başarma işi" ve "bir işte elde edilen yararlı sonuç, muvaffakiyet" başarmak ise "bir işi istenilen biçimde bitirmek" olarak tanımlanıyor. Yani başarmak için önce ne istediğinizi bilmeniz, ne istediğinizi bilmeniz için ise kendinizi iyi tanımanız gerekiyor. Peki başarıyı getiren özellikle neler? Hırs mı? Çok çalışmak mı? Disiplin mi? Bilgi mi? Yoksa bunların hepsi mi? &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanmak, olumlu düşünmek, kaybetmeyi kabul etmemek, sorumluluk almak, saygılı olmak, işini severek yapmak, bağlılık duymak başarının altın kurallarından. Etrafınıza baktığınızda gerçek başarının sevdiğiniz, inandığınız bir işi yapmadan gelmediğini görüyorsunuz. Geçtiğimiz günlerde TheBox Konferansı’na katılmak üzere ülkemize gelen 17 yıl boyunca "Good Morning America"nın sunuculuğunu üstlenmiş ve siyasetten, iş dünyasına bir çok liderle görüşme fırsatı yakalamış olan Joan Lunden "Artık ABD’de boş gezen zenginler yerine işkolik zenginler var. Milyarder olsalar bile çalışmaktan vazgeçmiyorlar. Paradan daha önemlisi, bu insanlar yeniliğe ve fark yaratmaya odaklanmış durumdalar. Bu insanlar için ihtiras çok önemli. Steve Jobs, Bill Gates gibi isimlerin hepsi ’Benim için becerilerimi kullanmak ve ihtiras önemli’ diyorlar. Tabii ki milyarlarını harcıyorlar ama onlar için her şeyden önemlisi fark yaratmak" diyor. Lunden, yaptığı görüşmelerde liderlerin ortak özellikleri olduğunu farkettiğini ifade ediyor. Başarılı kişilerin ortak özelliklerinden bazıları şunlar: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azim: Fortune 500’deki belli başlı şirketlerin yöneticileri ve sahipleri başarılarını azme bağlıyorlar. Lunden, ABD’nin önde gelen zenginlerinin ya üniversiteyi bırakmış olduklarını ya da liseyi zar zor bitirmiş olduklarını hatırlatıyor. Yani tüm diplomalardan önemlisi azim ve kararlılık. Bilgelik, gelişmeleri izlemek, sorular sorarak insanların göremediği ilişkileri farkedebilmek önemli unsurlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şans: Başarılı liderler, hayatlarında şansın önemini kabul ediyorlar. Doğru zamanda, doğru yerde olmanın önemi büyük ancak yeterli değil. Şansı doğru kullanmak için çok çalışmak gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vizyon ve öngörü sahibi olmak: Başarılı olan liderler öngörüye sahipler ve projelerini sahipleniyorlar. Blackberry’i çıkaran RIM’in kurucusu Mike Lazerides "Şans, ileriyi öngörebilmektir" diyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Risk almaktan kaçmamak: Günümüzün en zenginlerinin doğasında bu özellik var. Örneğin Warren Buffet, Bill Gates brici çok seviyorlar. Öyle bir özgüvenleri var ki başarısız olmaktan korkmuyorlar. Kişisel gelişim uzmanı Mümin Sekman bir görüşmemizde "Öğrenilmiş çaresizlik, hepimizin içinde az ya da çok vardır. Hepimiz bir şeyleri defalarca deniyor, yanılıyor, başaramıyoruz. Sonra bir daha yanılmamak için, bir daha denememeyi öğreniyoruz" demiş ve öğrenilmiş çaresizlik psikolojisi içerisinde uzun süre yaşayan insanların ortak davranışlarından bahsetmişti. Lunden de başarılı olan kişilerin bu anlamda korkusuz olduklarını ve bunun başarı olasılığını artırdığını hatırlatıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde bulunulan piyasayı yakından tanımak: İçinde bulunduğunuz sektördeki gelişmeleri tespit etmeli, trendleri öngörebilmelisiniz. Ancak bu şekilde iş fırsatlarını yakalayabilmek ya da yaratabilmek mümkün oluyor. İçinde bulundukları sektörün dinamiklerini anlayamayan, trendleri izleyemeyerek buna ayak uyduramayanlar takip ediciler olarak kalıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıntılarla ilgilenmek: Çok başarılı liderler aslında sürekli küçük şeylerle uğraşıyorlar. Müşterilerini ellerinde nasıl tutacaklarını biliyor ve ayrıntılarla ilgileniyorlar. Başarı, detaylarla ilgilenmenizi gerektiriyor. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-3838592202666633784?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/3838592202666633784/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/06/ihtiras-ve-yenilik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/3838592202666633784'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/3838592202666633784'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/06/ihtiras-ve-yenilik.html' title='İHTİRAS VE YENİLİK'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-2367764873171871286</id><published>2009-06-15T08:53:00.003+03:00</published><updated>2009-06-15T09:02:57.697+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>BAŞARMAK İÇİN EĞER İLE BAŞLAMAYIN</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SjXhKVX8hRI/AAAAAAAAAU0/xncZUic1wy4/s1600-h/e%C4%9Fer.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 293px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SjXhKVX8hRI/AAAAAAAAAU0/xncZUic1wy4/s400/e%C4%9Fer.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347427700224853266" /&gt;&lt;/a&gt; Eğer daha akıllı olsaydım… &lt;br /&gt;Eğer daha güçlü olsaydım… &lt;br /&gt;Eğer daha zengin olsaydım… &lt;br /&gt;Eğer daha ünlü olsaydım… &lt;br /&gt;Eğer daha bilgili olsaydım… &lt;br /&gt;Eğer bütün bunlara uzun zamandır sahip olan köklü bir ailenin üyesi olsaydım… &lt;br /&gt;Eğer bütün bunlardan dolayı daha geniş, daha etkili bir çevrem olsaydı… &lt;br /&gt;Eğer bu çevreyi dilediğim zaman harekete geçirebilseydim ve o çevrenin imkânlarını kendi isteklerim doğrultusunda kullanabilseydim… &lt;br /&gt;Bu tür dileklerin basit birer hayâl olmaktan çok daha ileride belki de geride bir yönü yok mu? Kabaca sıralamaya çalıştığım bu listeye hemen eklenmesi gerekenler de var mutlaka… Mesela, kimse beni kırmasa, üzmese, anlamazlık etmese… &lt;br /&gt;Musluklar bozulmasa, elektrikler kesilmese, takılıp hiç düşmesek de eklenirse komik mi olur bilmiyorum… Hele sevgi girdi mi işin içine komikten drama hemen bir kol uzanıveriyor… Kimi sevsem beni sevse… Kimi sevmesem de o beni sevmeyi sürdürse, mesela… &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Karşıtlıklardan, zıtlıklardan da bir sıra soru var aklıma geliveren, iştahım varken leziz yemeklere rastlasam, güzel şeyleri canımın çekmediği, denizin, gökyüzünün kıymetini bilmez küs duygularla bakmasam dünyaya, gibi… &lt;br /&gt;Sadece özlediğim insanlarla karşılaşıversem, kaçıp gizlendiklerim beni bulamasa… &lt;br /&gt;Her dilediğinin olmasını isteyen bir benin düşünceleri olmaktan başka özellikler de taşımıyor mu bu dediklerim, hele benden daha çok sayıda insanda yok mu aynı istekler? &lt;br /&gt;İsteklerimizin olmamasının nedeni belki de istemememiz gereken şeyleri istememiz... &lt;br /&gt;Başarmak, işte bunlardan kurtulmayı başarmaktır… &lt;br /&gt;Bunlara rağmen başarmak, asıl başarmaktır… &lt;br /&gt;Benim bunca önemsiz olmamın hiç önemi yok diyebilmek, sahte önemlerden daha önemli şeyler için yorulmak, içtenlikle gülebilmek, yalansız ağlayabilmek, hırslarından, kinlerinden kurtularak kazanmak, bölüşmeyi, sahiplenmemeyi basit bir hayatın sade akışı içinde olabildiğince duymak, duyurmak... &lt;br /&gt;Sesine, bedenine, hayallerine uygun, gösterişsiz ve temiz elbiseler giydirebilmek... Sayılardan çok daha başka şeyleri saymak, menfaatsiz sevmek, bilginin oburu olmamak, tıpkı yemeğin, paranın, iktidarın, gücün sürekli aç talibi olmamak gibi... &lt;br /&gt;Sessiz, sakin mutlulukları olmak, bir fincan kahve, bir dost sesi, vazoda bir demet kır çiçeği, kitapların, çocukların, sokağındaki ağaçlar ve yaprakları, deniz, yağmur, bulutlar, evinin loş akşam aydınlığı, her şeyi örten gece, yine gelen sabah, yine gelen, uyan diyen, büyük bir armağanı her günkü gibi ezmeden, kırıp dökmeden getiren sabah, yıkanmış çamaşırlar, saçları beyazlamış, geleceğimizin öncülerinin yüzündeki çizgiler, gözlerindeki hareler... &lt;br /&gt;Değiştirmediğiniz selamlaşmalarla tanıdık şehir, içindekiler, dükkanlar, vitrinler hatta, yanından, içinden, üstünden, ortasından geçip gitmekte olduğun ne varsa onları kendi genişliğince, kendi derinliğince sevmek, anlamak, ellerinin sıcaklığını özel güneşin bilmek… Başarmak budur… &lt;br /&gt;Damla damla insin gözlerinden sevinç… &lt;br /&gt;Gözyaşlarının gözbebekleri gülsün, sınırlarını, yatağını zorlayan nehrin kıyılarını da sev, başını çarptığın taşlarını da, durup beklemesi gerektiği yerleri, ovaları, ürperdiği yalnızlık yollarını, dağları, vadileri, nehrin düşmelerini de sev, suyun buluttan indiğini, yüksekliği unutmaması gerektiğini bilerek, hayatı sev, kendi akarsuyunu başka ırmaklarla kıyaslamadan, henüz akmaktayken, dereciklerin de berrak sularını sonunda denize taşıdığını düşün, su vermekten korkmadan geç yeter ki geçtiğin yerlerden, serinleterek, besleyerek, can vererek… &lt;br /&gt;Bu gördüklerini ne bir daha görürsün bu alemde, bu alemde ne bir daha görünürsün… &lt;br /&gt;Sen sonsuza kendi açık penceren ol, bırak rüzgarlar gibi gelip geçsin devirler perdelerini kımıldatarak, cam önünde oynayan çocuklar gibi neşeyle bak uzaklara, ölümün bile üzemediği bir neşedir yaşamak, çünkü bütün yıldızlarıyla birliktedir gök, çünkü bütün gök sığar senin pencerene… &lt;br /&gt;Başarmak, sonsuza açılan bir pencereyi küçük görmemektir…&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-2367764873171871286?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/2367764873171871286/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/06/basarmak-icin-eger-ile-baslamayin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/2367764873171871286'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/2367764873171871286'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/06/basarmak-icin-eger-ile-baslamayin.html' title='BAŞARMAK İÇİN EĞER İLE BAŞLAMAYIN'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SjXhKVX8hRI/AAAAAAAAAU0/xncZUic1wy4/s72-c/e%C4%9Fer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-1434065065129401336</id><published>2009-06-13T08:59:00.003+03:00</published><updated>2009-06-15T09:03:18.267+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>İDDİALI İLETİŞİM VE HEDEFE VARMA</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SjXi4CRxO2I/AAAAAAAAAU8/YviBXLjzpEk/s1600-h/18.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 100px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SjXi4CRxO2I/AAAAAAAAAU8/YviBXLjzpEk/s400/18.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347429584884284258" /&gt;&lt;/a&gt; Onları diğerlerine eşit ve değerli olduklarını düşündüren şey nedir?&lt;br /&gt;“Kimlikleri” elbette; yani kendilerini algılayış biçimleri. Geçmişimiz, yetiştirilme tarzımız, genetik kodlarımız ya da eğitimimiz ne olursa olsun, hepimiz kimliğimizi değiştirebiliriz. &lt;br /&gt;Kimliği biçimlendirmenin temel bileşenlerinden birisi iç konuşmalardır. İç konuşma, kaydedilmiş bant kayıtları gibi zihnimizde sürekli tekrarlanan mesajlardır. Bir an için bunun anlamını düşünün. Aşağıdaki durumları yaşadığınızda kendi kendinize ne diyorsunuz? &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Hata yaptığınızda (“Hay Allah, salağın tekiyim ben” mi “Bunu yapabilirim” mi?) Zor bir işin üstesinden geldiğinizde (“Vay, amma da şanslıyım” ya da “Çok zekiyim, çok”) Övgü aldığınızda (“İndirimden aldığım eski bir gömlek sadece” ya da “Ya evet, ben de seviyorum”) Başarısız olduğunuzda ( “Bunu yapmayı asla başaramıyacağım” ya da “Hımm, bu işe yaramadı –başka nasıl yapılabilir acaba?”) &lt;br /&gt;İnsanlar özgüvenlerini kendilerine başarıyı içselleştiren mesajlar (Heyoo, başardım! Bu bende yetenek olduğunu gösteriyor) ile başarısızlığı dışsallaştıran (Kişisel bir şey değil, sadece kötü gününde) mesajlar yollayarak oluştururlar. Özgüvenimizi olumlu ya da olumsuz anlamda kimliğimizi doğrulayan iç konuşmalarımızla pekiştiririz. &lt;br /&gt;“Benim neyim eksik ki?” görüşünü geliştirmek, iç konuşmanızı etkin biçimde yönetmenizle başlar. İç mesajlarınıza dikkat edin. Olumsuzlarsa, değiştirin ve yerlerine olumlu olanları koyun. Bu mesajları önce yüksek sesle söyleyin, sonra da zihninizde tekrarlayın. O eski ve yararsız mesajların yerini alıp yeni kimliğinizin parçası olana kadar bu mesajları tekrarlayın. Eski alışkanlıkları değiştirmek yaklaşık sekiz haftalık etkin uğraşı gerektirir; bu nedenle aksatmadan bu süreye uyun. Sonuçta, onlarca yılda yerleşmiş bir süreci tersine döndürmeye çalıştığınızı unutmayın. &lt;br /&gt;Kendinizle yaptığınız konuşmaları etkin biçimde denetim altına almanız kendiniz hakkında sahip olduğunuz inançları değiştirecektir. Dahası, inançlar edimleri etkilediğinden, davranışlarınızın da değiştiğini göreceksiniz. Daha güvenli olacak ve diğerleriyle denkliğiniz konusunda daha “eşitlikçi” bir görüş edineceksiniz. &lt;br /&gt;Kendiniz ve fikirleriniz konusunda güven duygunuzun arttığını hissettiğinizde, kendinizi daha etkin ve iddialı biçimde ifade etmenize yardımcı olacak bazı yetenekler geliştirmeniz gerekir. &lt;br /&gt;İddialı insanlar görüşlerinin duyulduğu duygusuna sahiptir, çünkü güç mesajları karşılarındakilerin kişilik zırhlarını kuşanmalarını gerektirmeyecek biçimde iletebilirler. Bunu yapmak biraz pratik gerektirir, ama hiç de &lt;br /&gt;zor değildir. İddialı kişileri bunu yaparken tarafsız bir dil ile “Ben” dili karışımını kullanırlar. &lt;br /&gt;İşte iddialı iletişim için size basit bir reçete: &lt;br /&gt;Bir seferde sadece tek bir konuyu ele alın. Karşınızdakini yaralama ya da lafı ağzına tıkayıp zafer kazanma arzunuzu bastırın. “Sen” dili yerine “Ben” dilini kullanın. Dilinizi “Hep” ya da “asla” gibi sözcükler dahil, kışkırtıcı ya da duygusal ifadelerden arındırın. Kişiye değil, olaya ya da davranışa odaklanın. Fark ettiğiniz ya da doğru bildiğiniz konular hakkında konuşun. Davranışın siz dahil insanlar üzerindeki somut ve soyut etkilerini açıklayın. Gerçekleşmesinden hoşnut olacağınız şeyleri ifade edin. Dinleyin ve karşınızdakilere temel ölçüde saygı gösterin &lt;br /&gt;Olumlu iç konuşma ve iddialı iletişim becerilerini birlikte kullanabilirseniz düşlerinizi gerçekleştirme ve ilişkilerinizi geliştirme yolunda ilerlemeye başlarsınız. &lt;br /&gt;Unutmayın, başarısızlık sadece işe yaramayan yöntemlerden biridir, öyleyse kaybedecek neyiniz var ki?&lt;br /&gt;Yazar : Alana Billingham (Liderlik Becerileri Eğitmeni)&lt;br /&gt;Çeviren: Özcan Kabakçıoğlu&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-1434065065129401336?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/1434065065129401336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/06/iddiali-iletisim-ve-hedefe-varma.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1434065065129401336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1434065065129401336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/06/iddiali-iletisim-ve-hedefe-varma.html' title='İDDİALI İLETİŞİM VE HEDEFE VARMA'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SjXi4CRxO2I/AAAAAAAAAU8/YviBXLjzpEk/s72-c/18.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-1064539242667567115</id><published>2009-06-05T09:30:00.001+03:00</published><updated>2009-06-05T09:31:16.119+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>BEYİN FIRTINASI NEDİR? NASIL YAPILIR?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sii65s-qYGI/AAAAAAAAAUU/R5UiUAYunnI/s1600-h/beyin+f%C4%B1rt%C4%B1nas%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 346px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sii65s-qYGI/AAAAAAAAAUU/R5UiUAYunnI/s400/beyin+f%C4%B1rt%C4%B1nas%C4%B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343726458364387426" /&gt;&lt;/a&gt; BEYİN FIRTINASI NEDİR?&lt;br /&gt; Basit anlamda, bir grup insanın yaratıcı bir şekilde düşünerek fikir üretmesi tekniğidir. &lt;br /&gt;Beyin Fırtınası, mevcut bazı kural ve teknikleri kullanarak yeni fikirlerin teşvik edilmesi ve oluşturulması yöntemidir. &lt;br /&gt;1941 yılında “Alex Osborn” tarafından geliştirilen bu yöntem, özel bir grup oturum şeklinde olup değerlendirme ve geliştirme için bir soruna çok sayıda çözüm bulma tekniğidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEYİN FIRTINASININ YARARLARI &lt;br /&gt;Beyin Fırtınası, ekip içerisinde yer alan bireylerin ürettiği fikirler ile eski, etkisiz ve önemini kaybetmiş fikirlerden kurtulmayı sağlar. Bu serbest çalışan mekanizma problemlere, görünüşte basit ancak uygulamada orijinal ve etkili çözümler bulunmasını sağlar. &lt;br /&gt;Beyin Fırtınasının sağladığı yararları şu şekilde sıralamak mümkündür: &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;- Üretkenliği teşvik eder, &lt;br /&gt;- Kısa süre içerisinde birçok fikrin üretilmesini sağlar, &lt;br /&gt;- Problemi genele yayar ve ekipteki tüm bireylerin problem ile aynı düzeyde ilgilenmesini sağlar, &lt;br /&gt;- Paylaşımı geliştirir, &lt;br /&gt;- Diğer problem çözme metotlarına girdi teşkil eder, &lt;br /&gt;- Uygun çalışma ortamı yaratır, &lt;br /&gt;- Çalışanların sorumluluk bilincini geliştirir, &lt;br /&gt;- Çalışanların iletişimini iyileştirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin Fırtınası aşağıda yer alan unsurların gelişiminde de oldukça etkilidir: &lt;br /&gt;- Kuruluş Yapısı ve Politikası, &lt;br /&gt;- Yeni Endüstriler, &lt;br /&gt;- Yönetim Metotları, &lt;br /&gt;- Hükümet Politikası, &lt;br /&gt;- Fabrikalar, &lt;br /&gt;- Süreçler, &lt;br /&gt;- Servisler ve Hizmetler, &lt;br /&gt;- Yazılı Doküman ve Makaleler, &lt;br /&gt;- Patentler, &lt;br /&gt;- Araştırma Teknikleri, &lt;br /&gt;- AR-GE Prosedürleri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEYİN FIRTINASI TEKNİĞİ UYGULAMA ALANLARI &lt;br /&gt;Toplam Kalite Yönetimi içerisinde yer alan ve İstatistiksel Süreç Kontrolü’nün de uygulanması için bilinmesi gereken yedi temel sorun çözme tekniği, diğer adıyla “7 Kalite Aracı” bulunmaktadır. Bu kalite araçları, karşılaşılan problemlerin: &lt;br /&gt;- Belirlenmesi, &lt;br /&gt;- Çözümlenmesi, &lt;br /&gt;- Yönlendirilmesi, &lt;br /&gt;- Kolaylaştırılması, &lt;br /&gt;- Sistematik bir yaklaşımla bilgi ve verilerin değerlendirilmesi amaçlarına yönelik olarak tasarlanmışlardır. &lt;br /&gt;Bu kalite araçları aşağıda sıralanmıştır: &lt;br /&gt;a. Akış Diyagramları, &lt;br /&gt;b. Histogramlar, &lt;br /&gt;c. Pareto Analizi, &lt;br /&gt;d. Sebep Sonuç Diyagramları, &lt;br /&gt;e. Kontrol Kartları, &lt;br /&gt;f. Veri Toplama, &lt;br /&gt;g. Dağılım Diyagramları. &lt;br /&gt;Bu yedi amacın paralelinde, yöneticiler ve operatif düzeyde çalışanlar tarafından araştırma ve problem çözme sürecinde yaratıcılıklarını ve becerilerini konu üzerinde yoğunlaştırmak, yeni fikirler üretmek ve yeni çözüm yolları bulmak için kullanılan “7 Yönetim Aracı” mevcuttur. &lt;br /&gt;Bu araçlar şu şekilde sıralanmıştır: &lt;br /&gt;a. İlgi Diyagramı, &lt;br /&gt;b. Matris Diyagramı, &lt;br /&gt;c. Ağaç Diyagramı, &lt;br /&gt;d. İlişkiler Diyagramı, &lt;br /&gt;e. Matris Veri Analizi, &lt;br /&gt;f. Proses Karar Diyagramı, &lt;br /&gt;g. Ok Diyagramı. &lt;br /&gt;Kalite ve Yönetim Araçları’nın uygulanmasında Beyin Fırtınası Tekniği kullanılmaktadır. Beyin Fırtınası, konu seçimi, olası sorunların önceden belirlenmesi, bir soruna yol açan nedenleri saptama (sebep sonuç analizi), bir sorunla ilgili hangi verilerin toplanacağının saptanması ve bir sorunu ortadan kaldıracak çözüm önerilerinin belirlenmesinde başarıyla kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEYİN FIRTINASININ TEMEL KURALLARI &lt;br /&gt;Beyin Fırtınasına tüm bireylerin etkin, üretken ve yaratıcı bir şekilde katılabilmesi için koyulmuş bazı kurallar mevcuttur. Bu kuralların uygulanması ve oturumun bu kurallar doğrultusunda gerçekleşmesini oturum yöneticisi sağlar. Burada amaç, eşitliğin sağlanması ve bireylerin motivasyonudur. Bu temel kurallar aşağıda sıralanmıştır: &lt;br /&gt;- Yönetici oturuma geçmeden önce, katılımcıların ortama ısınmasını sağlamak amacıyla güncel bir sohbet konusu açar. Üyelerin motivasyonunun sağlanmasıyla birlikte oturuma geçilebilir, &lt;br /&gt;- Öncelikle üzerinde beyin fırtınası yapılacak konu ortaya koyulur, &lt;br /&gt;- 4–15 katılımcıdan oluşan bir grup, beyin fırtınası oturumu için idealdir, &lt;br /&gt;- Takım üyelerinin aktif katılımı sağlanır, &lt;br /&gt;- Üretilen fikirler, paylaşım esnasında yorumlanmaz, &lt;br /&gt;- Üyeler fikirlerini sırayla söylerler ve bu fikirler harfiyen not edilir, &lt;br /&gt;- Üretilen fikirlerin tüm bireyler tarafından anlaşılması sağlanır; fikirler netleştirilir, &lt;br /&gt;- Aynı mesajı veren fikirler birleştirilir ve tek bir “sonuç fikir” oluşturulur, &lt;br /&gt;- Değerlendirme bütün üyelerin katılımıyla yapılabileceği gibi oluşturulacak bir değerlendirme ekibiyle de yapılabilir, &lt;br /&gt;- Her üye ve her fikir eşit değere sahiptir, &lt;br /&gt;- Belirli bir zaman sınırı olmalıdır, &lt;br /&gt;- Üretilen fikirler gereksiz olarak nitelendirilmez. Fikirlerin oylama yoluyla eliminasyonuna gidilir, &lt;br /&gt;- Çok sayıda fikir üretilmeye çalışılmalıdır. Bu aşamada öneri kalitesi değil, öneri miktarı önemlidir, &lt;br /&gt;- Her birey, aklında kaç fikir olursa olsun sırası geldiğinde yalnız bir fikir önermelidir, &lt;br /&gt;- Beyin Fırtınası bir turda herkes pas deyince biter, &lt;br /&gt;- Beyin fırtınası oturumunda mutlaka bir sonuç elde edilme şartı aranmaz. Bu durumda sonuca ulaşmak için yeni bir seans tertip edilmesi gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEYİN FIRTINASINDA KARŞILAŞILABİLECEK PROBLEMLER VE ÇÖZÜM YÖNTEMLERİ &lt;br /&gt;Beyin Fırtınası tekniğinin temelinde “yaratıcı düşünmek” yer almaktadır. Oturumun başarılı olabilmesi için önce yaratıcı düşünmenin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Bu engeller : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Fazla hızlı değerlendirme, &lt;br /&gt;- Aptal gözükme korkusu, &lt;br /&gt;- Muhafazakar davranma; yani kendisinden önceki yöneticiler tarafından oluşturulan davranış standardına uyma zorunluluğu hissi, &lt;br /&gt;- Açıkça gözüken şeyleri sorgulamama, &lt;br /&gt;- Kalıplar ya da tek bir geçerli sonuç bulma zorunluluğu hissi, &lt;br /&gt;- İnsanların yapılarından kaynaklanan ve kendi kendilerine koydukları engeller. &lt;br /&gt;Yaratıcı düşünmenin önündeki engellerin kaldırılması, beyin fırtınası oturumuna yeni bir vizyon katacaktır. Beyin Fırtınası oturumunda karşılaşılabilecek diğer problemler ve çözümleri aşağıda maddeler halinde sıralanmıştır: &lt;br /&gt;a. Katılımcıların hata yapma korkusu: Beyin Fırtınası tekniğinden hedeflenen sonucu alabilmek için, fikirlerin özgürce beyan edildiği, fikirlerin tenkit edilmediği bir “özgür düşünme-paylaşma” ortamı yaratılmalıdır, &lt;br /&gt;b. Yönetici korkusu: Katılımcıların düşüncelerini paylaşması sırasında kısıtlanmadığı, fikirlerinden dolayı tepki almayacağı, fikirlerinin kariyer gelişimlerini olumsuz etkilemeyeceği, herkesin eşit olduğu bir paylaşım ortamı yaratılmalıdır, &lt;br /&gt;c. Bilgi yetersizliğinden dolayı beyin fırtınasına olan güvenin kaybedilmesi: Beyin Fırtınası tekniğinin başarı ile uygulanması için, tekniğin tüm kurallarının çok iyi bir şekilde bilinmesi ve uygulanması gerekir. Aksi takdirde, beyin fırtınası uygulamasından bir sonuç elde edilemez ve bu tekniğe karşı bir güvensizlik oluşur, &lt;br /&gt;d. Verimsiz bir beyin fırtınası oturumu yapma riskinin her zaman varoluşu: Beyin Fırtınası toplantılarında, iyi sonuç alınamaması riski her zaman mevcuttur. Uygun teknik, yazılım ve kuralların uygulanması ile bu risk asgari seviyeye indirilebilir. Bu noktada oturum yöneticisinin izleyeceği yöntem ve katılımcıların özverili yaklaşımları oturumun kaderini belirleyecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEYİN FIRTINASI TEKNİĞİNİN UYGULANMASI &lt;br /&gt;Temel kurallar doğrultusunda uygulama basamakları aşağıda sıralanmıştır: &lt;br /&gt;a. Beyin Fırtınası oturumunda koordinasyonu sağlayacak, oturumun amacını takdim edecek ve kuralları özetleyecek oturum yöneticisi başkanlığında oturum açılır. Bu yönetici katılımcılar arasından seçilebilir veya beyin fırtınası tekniğine hakim bir kişi de görevlendirilebilir, &lt;br /&gt;b. İşlenecek konu açık ve kesin bir biçimde belirlenir. Oturumun hemen başında konu (sorun) tanımlanmalı; gerekli görüldüğünde yeniden tanımlama yapılmalıdır, &lt;br /&gt;c. Beyin Fırtınası kuralları tüm bireylere yönetici tarafından hatırlatılır. Katılımcılara oturumdan önce beyin fırtınası tekniği hakkında mutlaka bilgi aktarılmalı, eğitim verilmelidir. Bu şekilde oturumdan yüksek verim alınması sağlanacak ve gereksiz konularla vakit kaybı önlenmiş olacaktır, &lt;br /&gt;d. Beyin Fırtınası oturumuna geçilir. Üyelerden biri veya görevlendirilecek bir sekreter (yazıcı), yapılan önerileri herkesin görebileceği büyük bir kağıt, tahta, flipchart, vb. üzerine yazar, &lt;br /&gt;e. Değerlendirilecek önerilerin sayısını azaltmak için 1.tur oylamaya geçilir. Tüm öneriler oylanır. Oylamaya katılanlar doğru olduğuna inandıkları öneriye hakları doğrultusunda oy verirler, &lt;br /&gt;f. Oylama sonucunda, en çok oy alan öneriler, bir daire içine alınarak işaretlenir. Hangi önerilerin (oy miktarına göre) 2. turda oylamaya alınacağına oturum yöneticisi veya katılımcılar karar verir, &lt;br /&gt;g. Oturum yöneticisinin inisiyatifine bağlı olarak, öneriler herkes tarafından anlaşılana kadar üzerinde tartışılır, öneriler değerlendirilir. Oturumun çeşitli aşamalarında bu işlem tekrarlanabilir, &lt;br /&gt;h. 2. tur oylamaya geçilir. Bu oylamada geri kalan öneriler değerlendirilir. Geriye 3-4 öneri kalıncaya kadar oylama devam eder. Oylamalar sonunda öneriler (çözümler) önem sırasına göre belirlenmiş olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇOKLU OYLAMA TEKNİĞİ (MULTIVOTING) &lt;br /&gt;Beyin Fırtınası uygulamalarında, önerilerin önem sırasına göre dizilmesinde ve seçilmesinde kullanılan, çabuk ve kolay bir eliminasyon yöntemidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoklu Oylama Tekniği yardımıyla, aşağıdaki sonuçlar elde edilmektedir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yüksek miktardaki öneri adedini, üzerinde kolayca çalışılabilir sayıya indirmek, &lt;br /&gt;- Kazanan ve kaybedenin olmadığı bir ortamda önerileri, önem derecesine göre sıralamak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇOKLU OYLAMA TEKNİĞİNİN UYGULANMASI &lt;br /&gt;Çoklu oylama tekniğinde aşağıdaki basamaklar takip edilir: &lt;br /&gt;a. Beyin Fırtınası ile elde edilen tüm önerilere (verilere) birer harf veya numara verilerek düzgün bir sıra oluşturulur. &lt;br /&gt;b. Oylama: &lt;br /&gt;(1) Her takım üyesi, listede yer alan öneri adedinin üçte biri (veya en fazla yarısı) kadar öneriye oy verir. &lt;br /&gt;Örneğin 30 öneri mevcutsa her üye 10 veya 15 oy verme hakkına sahiptir. Oturumun süresinin kontrol edilebilmesi ve daha çabuk sonuca ulaşılabilmesi için oy adedi, oturum yöneticisi tarafından da tespit edilebilir. &lt;br /&gt;(2) Üyeler her öneri için sadece bir oy verebilirler. &lt;br /&gt;(3) Oy verme işlemi, üyelerin ellerini kaldırmaları ile veya basit bir oy pusulası yardımıyla yapılabilir. &lt;br /&gt;c. Oyların Sayılması ve Eleme: Oyların sayılması ile birlikte bazı önerilerin elenmesi durumu ortaya çıkar. &lt;br /&gt;Bu noktada, inisiyatif oturum yöneticisindedir. Elenecek önerilerin tespiti için kendi belirleyeceği oy adedini kullanabilir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-1064539242667567115?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/1064539242667567115/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/06/beyin-firtinasi-nedir-nasil-yapilir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1064539242667567115'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1064539242667567115'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/06/beyin-firtinasi-nedir-nasil-yapilir.html' title='BEYİN FIRTINASI NEDİR? NASIL YAPILIR?'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sii65s-qYGI/AAAAAAAAAUU/R5UiUAYunnI/s72-c/beyin+f%C4%B1rt%C4%B1nas%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-1271066006380970096</id><published>2009-06-04T09:24:00.002+03:00</published><updated>2009-06-05T09:25:45.444+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>EKİP ÇALIŞMASI VE İŞ YAŞAMINDA SİNERJİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sii5J-rCQoI/AAAAAAAAAUM/svpgWmjf_K0/s1600-h/DSC00721.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 225px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sii5J-rCQoI/AAAAAAAAAUM/svpgWmjf_K0/s400/DSC00721.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343724538968556162" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sinerji, son yıllarda tüm dünyada sıkça kullanılmaya başlanılan bir kavramdır. &lt;br /&gt;İkiden fazla kişinin bir araya gelerek çalışmaları sonucunda, tek tek oluşturacakları etkilerin toplamından daha fazlasını elde etmeleri anlamına gelen sinerji, değişen üretim ilkeleri ve tüketici tercihleri sonucu işletmelerde kullanılma gereksinimi doğurmaktadır. &lt;br /&gt;Bunun sonucu olarak da günümüzde, bireysel becerilerin yerini çalışan bireyler arasındaki karşılıklı bağımlılık duygusu almıştır. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Artan rekabet, azalan kar ve çeşitlenen müşteri ihtiyaçlarıyla birlikte,iş dünyasının gündemine giren matriks yapılanma ya da başka bir deyişle yassılaşan yönetim anlayışı, yatay ilişkileri ve iletişimi gerektiriyor. Ama ne var ki sadece işletme yapılarını yassılaştırmak, yatay iletişimi etkin kılmaya tek başına yetmemektedir. Bu şekilde de ortaya sinerji kavramı çıkmıştır. &lt;br /&gt;Sinerji kavramı berberinde yassılaşan yönetim anlayışını, iç müşteri kavramını ve ekip çalışmasını getirmiştir. &lt;br /&gt;Günümüzde, iç müşteri kavramına önem vermeden ve iç müşterinin mutluluğunu sağlamadan, dış müşterini mutluluğunu sağlamak mümkün değildir. İç müşterinin mutluğu dışında, ekip çalışmasını sağlamak işletmenin verimliliği açısından zorunlu duruma gelmiştir. &lt;br /&gt;Ekip çalışmasının tam olarak sağlanılabilmesi, çalışanların zihin haritalarına ait yapılanmalara bağlıdır. &lt;br /&gt;Eğer ki şu tür yaklaşımlar, çalışanlar için gündeme gelebiliyorsa, burada ekip çalışmasından bahsetmek mümkün olamaz: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu benim sorunum değil.” &lt;br /&gt;“Bir de onların işiyle mi uğraşacağız!” &lt;br /&gt;“Ben bu işin böyle olmayacağını söylemiştim.” &lt;br /&gt;“Ben demedim mi?” &lt;br /&gt;“Üstüne vazife olmayan işlere burnunu sokma” &lt;br /&gt;“Oylama yapalım.” &lt;br /&gt;“Ben ne söylüyorsam onu yap, fazla soru sorma.” &lt;br /&gt;“Esas iş bu.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yanında bir ekip çalışmasında yüksek performans ve uyumun sağlanılabilmesi bireysel kaliteye, ekip kalitesine ve yönetim kalitesine bağlıdır. &lt;br /&gt;Ekip çalışması için önem taşıyan diğer bir konu ise “ekip” kelimesi ile “takım” kelimesinin karıştırılmamasıdır. Çünkü bu iki kelimenin anlamları arsında büyük farklılıklar vardır. Bir takım içinde; bireyler arasında güven tam olarak yoktur ve rekabet vardır,görev tanımıyla sınırlı tavır ve tutumlar gözlenir, hedefler, gerçekçi sayılamayacak kadar yüksek konduğu için, çoğunlukla amaçlara ulaşılamaz ve grup üyeleri bulundukları ortamdan memnun değillerdir. Ama ekip çalışmasında; rol ve sorumluluklar açıktır, açıklık, dürüstlük ve güven duygusu hakimdir, açık ve heyecan veren amaçlar söz konusudur ve ekip üyeleri, o grubun üyesi olmaktan mutluluk duyarlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekip Çalışmasına Yatkın Kişilerin Özellikleri &lt;br /&gt;Parlak akademik özelliklere sahip birisi ya da CV’ si en parlak bir kişinin bir ekip çalışmasında mükemmel bir başarı sergilemesini beklemek pek mantıklı olmayacaktır. &lt;br /&gt;Ekip çalışmasına yatkın insanlarda göze çarpan özellikler; yüksek duygusal enerji, hayata ve insanlara karşı olumlu bakış açısı (iyimserlik), yüksek iç motivasyon, işe bağlılık, değişime istek duyma ve başkalarını hesaba katan bir anlayışa sahip olmaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Kültürü Ekip Çalışmasına Ne Kadar Yatkın &lt;br /&gt;İnsanlar, “siz bir ekipsiniz,” demekle, kendilerini bir ekip gibi hissetmezler. İyi bir ekip oluşturmanın iki temel şartı vardır: Birincisi profesyonel olmak, ikincisi olgun insan olmak. Bugün olgun olmak kavramı karşımıza duygusal zeka olarak çıkmaktadır. Duygusal olgunluk düzeyleri gelişmemiş insanların iyi ekip oluşturmaları beklenemez. &lt;br /&gt;Türk toplumu ise genel olarak bu olgunluk düzeyine yaklaşabilen başka bir deyişle, ekip çalışmasına yakın bir kültüre sahiptir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk kültürünün, ekip çalışmasını zorlaştıran özellikleri &lt;br /&gt;Türk kültürünün ekip çalışmasını zorlaştıran yönlerini şu şekilde sıralayabiliriz: &lt;br /&gt;* Türk insanının profesyonel olmakta zorlandığı görülmektedir. &lt;br /&gt;* Türk kültüründe uzlaşma anlayışı pek yerleşmemiştir. &lt;br /&gt;* Belirsizliğe karşı düşük tolerans söz konusudur. &lt;br /&gt;* Türk insanı körü körüne eleştirir ve eleştirdiği konu hakkında, ya çözüm önerme ya da kendine uyan &lt;br /&gt;çözümler önerir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk kültürünün, ekip çalışmasını kolaylaştıran özellikleri &lt;br /&gt;* Türk kültüründe insanlar birbirini hesaba katar ve birbirlerine aldırırlar. &lt;br /&gt;* Türk kültüründe birliktelik duygusu oldukça yüksektir. &lt;br /&gt;* Türk kültüründe insanlar beden dilini Batı insanından daha iyi kullanırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekip Çalışması Kimlerle Yapılır? &lt;br /&gt;Ekip çalışmasında başarılı olabilecek insanların en belirgin özellikleri, olumlu ve yapıcı insan ilişkilerine &lt;br /&gt;sahip olmalarıdır. &lt;br /&gt;Sadece zekasına, mesleki bilgisi, beceri ve yeteneklerine güvenen ; olumlu ilişkiler kurmayı zaman kaybı ve gereksiz bir lüks olarak gören kişiler,mesleki nitelikleriyle hak ettikleri ölçüde geniş ufuklara yelken açamazlar. Böyle kişiler ile de muhakkak ki ekip çalışmasının oluşturulması beklenemez. &lt;br /&gt;Şöyle bir benzetme yapacak olursak, kişi olarak zeki, mesleki olarak yetkin kişilerin kalitelerini beş puan; olumlu insan ilişkilerini kuracak becerileri geliştirmeyi üç puan kabul edelim. Bu iki özelliğin birlikte yaratacağı sinerjik etki, on beş puan olacaktır. &lt;br /&gt;Bu sinerjik etkiyi sağlamak için, ekip çalışmasını oluşturan kişilerin, olumlu insan ilişkilerine sahip olmayı önemseyen, hoşgörülü ve esnek olmayı bilen, yaptığı işi seven, sevdiği işi yapan insanlardan oluşması en büyük etken olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyecan Veren Ortak Bir Amaç &lt;br /&gt;Başarılı bir çalışmayla bir projeyi hayata geçirecek olan ekibin, her şeyden önce bir misyonu, amaçları ve stratejisi olması gerekir. &lt;br /&gt;Misyon; açık, ilham verici ve ekipte heyecan yaratıcı nitelikte olmalıdır. Amaçların ise net, basit, doğrudan ve ölçülebilir olması esastır. &lt;br /&gt;Ekibin ortak bir amacı olmalı ve bu amaç ekip üyelerine heyecan vermelidir. Aynı şekilde etkin bir ekibin, ekip çalışmasının en önemli özelliklerinden biri de ekip içinde ortak değerler sisteminin varlığıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer Bölüme Bakmak &lt;br /&gt;Her bölümün kendi çıkarlarını öne çıkardığı “silo” veya “kale” düzeni yönet,m anlayışı, hiyerarşik bir yönetim tarzına ihtiyaç gösterir. Bunun yanında, yatay ilişkilerin ağır bastığı yassılaşan anlayışı çerçevesinde,diğer bölümlerle olumlu ve sağlam ilişki kurmak, performans ve örgüt iklimi üstünde son derece önemli bir etkiye sahiptir. &lt;br /&gt;Böyle bir sistemde bir yönetici, her şeyden önce kendi bölümündekilere örnek olmalıdır; özellikle de diğer bölümlerdeki kişileri gözleme ve onlar hakkında konuşmaktan kaçınma konusunda... Şunu da unutmamak gerekir ki, bir profesyonel kriz yaratmaz, krizi çözer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EKİP ÇALIŞMASININ TEMELİ: GÜVEN DUYGUSU VE ÇATIŞMALARI UYGUN YOLLA ÇÖZMEK &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş Yerinde Güven Duygusu Yaratmak &lt;br /&gt;Güven duygusu, sağlıklı bir ekip çalışmasının temelini oluşturur. Güven duygusunun yokluğu, çalışma ortamında ilişkileri, verimliliği ve herkesin sağlığını bir kanser tümörü gibi kemirir. Başka insanlara beslenecek olan güven duygusunun temelinde, kendine güven yatar. Kendine güvenmeyen insan başkalarına da güvenemez. Güven duygusunun üç boyutu vardır: &lt;br /&gt;1. Kendine güven duymak. &lt;br /&gt;2. Güvenilir olmak. &lt;br /&gt;3. Başkalarına güven duymak. &lt;br /&gt;Bu üç madde sırasıyla, bir ekip içinde, kişiler üzerinde sağlanması gereken koşullar olarak da görülebilir. &lt;br /&gt;Trust in The Balance adlı kitabında R. B. Shaw şirketlerde güven duygusunun temel taşları olarak şunları belirtmiştir: &lt;br /&gt;• Sonuçlar: Sözlerini tutan ve beklentilerimizi karşılayan insanlar, bizim gözümüzde güvenilir olur. &lt;br /&gt;• Bütünlük: Davranışlarını önceden kestirebileceğimiz, dürüst, ahlaki değerlerle yaşadığını bildiğimiz insanlara daha çok güveniriz. &lt;br /&gt;• İlgi: Başka birinin bizim duygularımızı, ihtiyaçlarımızı hesaba kattığı ve ilgilendiğini fark edersek,ona güven duyarız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş ve Aile Yaşamında Başarının Anahtarı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EQ (Duygusal Zeka) &lt;br /&gt;EQ, duygusal zeka, kişini görünen bütün davranışlarını yönlendiren ihtiyaç, dürtü ve gerçek değerlerini temsil etmekte ve insanlarla olan ilişkilerinin ve iş yaşamındaki başarısının belirleyicisi olmaktadır. &lt;br /&gt;Duygusal zekanın (olgunluğun) göstergelerinden bazıları şunlardır: &lt;br /&gt;• Kendi beden dilini kontrol edebilmek, başkalarının beden diline duyarlı olmak, &lt;br /&gt;• Empati göstermek, &lt;br /&gt;• Uzlaşmaya dayalı sinerjik ilişki kurmak, &lt;br /&gt;• İyimserlik, &lt;br /&gt;• Yüksek duygusal enerji, &lt;br /&gt;• Kendini yönlendirebilmek, &lt;br /&gt;• Olumsuz duygularla başa çıkmak, &lt;br /&gt;• Stresle başa çıkmak, &lt;br /&gt;• Kararlılık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duygusal Zeka (olgunluk) nedir? &lt;br /&gt;Zekanın derecesini değiştirmek mümkün değildir. Oysa, duygusal olgunluğun geliştirilmesi mümkündür. &lt;br /&gt;Duygusal zeka esas olarak iki yetkinliğin bileşkesidir, bu yetkinliklerden birincisi kişisel yetkinlik, ikincisi sosyal yetkinlik’ tir. &lt;br /&gt;Kişisel yetkinlikler alanında üç temel niteliğe dikkat çekmek gerekir: &lt;br /&gt;1. Kendiyle ilgili farkındalık: kişinin kendi iç dünyasını tanıması, tercihlerini yapabilmesi, sahip olduğu kaynakların ve gücün farkında olması. &lt;br /&gt;2. Kendini yönetme: kişinin sahip olduğu dürtüleri, istekleri kontrol etmesi ve yönlendirmesi. &lt;br /&gt;3. Motivasyon: kişinin amaçlarına ulaşmak için duygularını yönlendirebilmesi. &lt;br /&gt;Sosyal etkinlikler alanındaise iki temel nitelik önemlidir: &lt;br /&gt;1. Empati: kişinin başka insanların duygularını, ihtiyaçlarını ve kaygılarını anlayabilmesi. &lt;br /&gt;2. Sosyal beceriler: kişinin, başka insanların davranışlarını kendi doğrultusunda yönlendirebilmesi. &lt;br /&gt;Bu özellikler,işletme literatüründe yumuşak beceriler (soft skills); planlama, karar verme organize etme gibi beceriler ise sert beceriler (hard skills) olarak tanımlanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumsuz Duyguların Kontrolü &lt;br /&gt;Duygusal açıdan olgun bir insanın, aşağıda sıralanana olumsuz duygularla başa çıkması beklenir: &lt;br /&gt;• Kızgınlık, &lt;br /&gt;• Korku,Kaygı. &lt;br /&gt;• Üzüntü, depresyon. &lt;br /&gt;Bu üç olumsuz duygunun; &lt;br /&gt;• Doğru zamanda, &lt;br /&gt;• Doğru kişiye, &lt;br /&gt;• Doğru biçimde, &lt;br /&gt;• Doğru gerekçeyle ve &lt;br /&gt;• Doğru düzeyde &lt;br /&gt;İfade edilmesi esastır.çünkü insan ilişkilerinde haklı olmak değil, haklı kalabilmek önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şirketlerin Duygusal Zekası &lt;br /&gt;1990’ lı yılların başında, öğrenen organizasyon’ lardan söz edilmeye başlanmasıyla birlikte, işletmelerin akıllı organizasyonlar olarak görülmesi, bir dönüm noktası’ ydı. Çünkü, işletmenin aklı olduğu kabul ediliyorsa, duyguları da olduğunu kabul etmeye çok yaklaşılmış oluyordu. &lt;br /&gt;Demek ki işletme, dış dünyayı nasıl öğrenebiliyorsa, kendi iç dünyasını da öğrenebilirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekip Çalışmasının Zorlukları &lt;br /&gt;Moda bir kavram olarak ekip çalışması, bütün sorunların çözümü olarak algılanmaktadır Ekip çalışmasının temeli güven duygusudur. Bir ekibin gerçek bir ekip olması, herkesin birbirinin ipiyle kuyuya inmesiyle mümkün olur. &lt;br /&gt;Bir başkasına onun ipiyle kuyuya inebilecek kadar güven duymak üç temel özelliğe bağlıdır: birincisi, o kişinin hayata karşı olan genel güven eğilimine; ikincisi, gücüne (bilgisine, ehliyetine); üçüncüsü de ahlakına, etik değerlerine inancımız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekip çalışmasının sonuç vermediği durumlar &lt;br /&gt;Ekiplerin başarısızlık nedenleri üzerinde yapılan araştırmalar, ekibi oluştururken yapılan bazı hataları ekip çalışmasından beklenenlerin elde edilmemesine yol açtığını ortaya koymuştur.bu etmenler: &lt;br /&gt;Ekip içinde uyuma fazla önem verilmesi &lt;br /&gt;Çok fazla anlaşmazlık ve çatışma &lt;br /&gt;Bireyselliğe çok fazla önem verilmesi &lt;br /&gt;Yetersizlik duygusu &lt;br /&gt;Toplantılarda kaybedilen zaman &lt;br /&gt;Ekipleri, tüm sorunların çözümü olarak görmektir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-1271066006380970096?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/1271066006380970096/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/06/ekip-calismasi-ve-is-yasaminda-sinerji.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1271066006380970096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1271066006380970096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/06/ekip-calismasi-ve-is-yasaminda-sinerji.html' title='EKİP ÇALIŞMASI VE İŞ YAŞAMINDA SİNERJİ'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sii5J-rCQoI/AAAAAAAAAUM/svpgWmjf_K0/s72-c/DSC00721.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-8683039700293214770</id><published>2009-06-03T15:06:00.005+03:00</published><updated>2009-06-03T15:08:24.951+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>HERKESİ HIZIR BİL...</title><content type='html'>Hafta sonu İstanbul’da dostlarla buluştuk. Kadın erkek farklılığını konuştuk. Bağdat caddesinde Ethem Efendi sokağında. Geniş bahçesi ve ferah ortamıyla İnsana Güven merkezi hoş birlikteliklere ev sahipliği yapıyor. Yaklaşık 5 saate yakın sürdü çalışma. Nezih bir toplulukla karşılıklı bilgilerimizi paylaştık. Katılımcılar devamı gelsin istedi benzer çalışmaların. Nasipse devam ederiz. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Giderken yolda semazen netin mimarı Mehmet Emin Holat ve arkadaşlarıyla karşılaştık havaalanında. Sonra dönüşte de. Onlar da bir festival nedeniyle Fas’a gidiyorlardı. Sonra dönüşte Mustafa Göçer ve arkadaşları. Afganistan’dan geliyorlarmış. Ne kadar mutluluk verici. Bütün bu saydıklarım ve daha bilmediğimiz yığınla çalışma. Hepsi de Hz Mevlana düşüncesini anlama ve anlatma çalışmaları. Çalışırken çalışanları büyüten besleyen ve en çok sevdiğim sözlerden biri: gönülleri yıkayıp cilalayan çalışmalar.&lt;br /&gt;Genellikle her İstanbul’a uğradığımda mutlaka ziyaret etmeye çalıştığım yerlerdendir Eyüp. Sonra Süleymaniye. Bu kez Beşiktaş’taki Yahya Efendi Dergahına da uğradım. Yahya Efendi Kanuni Sultan Süleyman’ın süt kardeşi ve yakın danışmanı. Allah’a yakın kullardan. Beşiktaş’ta tepede boğaza hakim bir mekan. Ruhları şad olsun. Allah onlara verdiklerinden versin bizlere de. Sonra Büyük Mecidiye Camii ve Firuzağa camilerine de uğradım. Ortaköyde balık ekmek yiyip çay içtim. Bütün bunları yaparken ne hissettiğimle ilgilendim bir yandan da kiminleyimi sorguladım. &lt;br /&gt;Böyle söyleyince bir dostun anlattığı meşhur ve sizlerce de malum hikayeyi yeniden hatırlatmak isterim. Ömrü az ama kılıcı keskin sultan Yavuz Selim Han’ın rahatsızlığı artınca ağrılar dayanılmaz olmuş. Malum Şirpence denilen bir rahatsızlığa yakalandığı söylenir. Yavuz Selim Han yanındaki Hasan Can’a bu ne haldir Can deyince, Hasan Can: Sultanım Cenab-Hak’la birlikte olma zamanıdır der. Yavuz’un cevabı manidardır: “Ya sen bizi kiminle bilirdin şimdiye kadar” der. &lt;br /&gt;Bugün çok hoş bir hediye aldım. Aralık ayında Mevlana Kültür Merkezinde yaptığımız konferansların keydedilmemesi bizi üzüyordu. Dostlar içerden ve dışarıdan o konuşmaların videosunu soruyorlardı. Meğerse eski bir dost bizim de haberimiz olmadan bazılarına katılıp kendi imkanlarıyla kaydetmiş 4-5 tanesini. Dvd lerini gönderdi bana. Ne kadar mutlu oldum anlatamam. Yeniden seyrettim. Eğer becerebilirsem internette yayınlamayı düşünüyorum. Yapamazsam Mehmet Emin Can semazen nette yayınlayabilir diye düşünüyorum. Daha ona da söylemedim oysa. O da buradan duysun ne yapalım.&lt;br /&gt;Bugün yine hoş bir tevafuk oldu. Öğleyin Belediye Camii önünde bir bankta oturan iki eski dostla karşılaştık. Hoş beşten sonra laf dönüp dolaşıp Hızır as a geldi. Bununla ilgili Yakup Bey’in birkaç hatırasını dinledik. Benim de benzer bir anım vardı onu anlattım. Bu vesileyle bir kavramı bugün size hatırlatmak ve bunun üstünde durmak istiyorum. Her gördüğünü Hızır bil. Bu daha önce de hep söylediğimiz bir deyimi akla getiriyor. Hep şöyle söylerim danışanlarıma: sizin için dünyadaki en önemli insan kim? Çeşitli isimler sayarlar. Ünlü insanlar, kendi hayatlarındaki önemli simalar filan. Şöyle söylerim ben sonunda: şu anda kiminle birlikteysen odur hayatındaki en önemli insan. Neden böyle? Böyle düşünülürse ne olur? Eğer böyle düşünürseniz hayatınızın tüm anları, bütün ilişkileriniz nitelikli hale gelir. Gelişigüzel olmaktan çıkar yaşantınız. Davranışınızı her insanı en özel yaparak ayarlarsınız. Pişman olacağınız davranışlardan kurtulursunuz. İnsan makamı yüksek önemsediği birisi yanında nasıl davranırsa öyle davranırsınız herkese de böylelikle ilişkileriniz tatmin edici hale gelir.&lt;br /&gt;O zaman herkes Hızır’sa etrafımızda nasıl bir dikkat ve yumuşaklıkla ve özenle başlarız söze ve nasıl dikkat ederiz onu incitmemeye. İncinmemek için sonuçta.&lt;br /&gt;İnsanlara özen göstermeye başlayınca onların mektuplarını da kendi mektubumuzu da daha dikkatle okumaya başlarız. Hani diyordu ya Hz Pir: “mektubun fihristi dille ikrar etmeye benzer, halbuki sen gönül mektubunun metnini bir sına. Bak bakalım söylediklerinle davranışların birbirine uyuyor mu? Bak ki işin münafıkların işine dönmesin.”&lt;br /&gt;Sevgi dikkattir der Scot Peck kitabında. Herkes Hızır olunca daha da dikkat kesiliriz onlara ve daha da severiz herkesi. Dikkat kesilince daha iyi anlarız. Daha çok dinleriz. Sabrımız artar. Sabır varsa iman da vardır. Sabır sevincin de anahtarıdır. İşte sevince çıktı yol.&lt;br /&gt;Bugün bunu hatırlatmak için uzattım lafı bu kadar. Lütfen herkesi Hızır bilelim bundan sonra.&lt;br /&gt;Hadi.&lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül&lt;br /&gt;fozdengul@gmail.com &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-8683039700293214770?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/8683039700293214770/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/06/herkesi-hizir-bil.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/8683039700293214770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/8683039700293214770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/06/herkesi-hizir-bil.html' title='HERKESİ HIZIR BİL...'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-4237761107716754891</id><published>2009-05-26T23:59:00.001+03:00</published><updated>2009-05-26T17:07:21.456+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>BAK BU REBABIN SESİ NE DİYOR?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/ShvbAWSzU8I/AAAAAAAAAT8/UeMLMHzzRYc/s1600-h/faik.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 198px; height: 153px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/ShvbAWSzU8I/AAAAAAAAAT8/UeMLMHzzRYc/s400/faik.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5340102582208779202" /&gt;&lt;/a&gt; ARKAMDAN GEL DE YOLU ÖĞREN...&lt;br /&gt;Nasipse bu hafta sonu İstanbul’da kadın ve erkek konusunda bir seminer vereceğim. Daha çok kişilik tiplerini de içine alan farklı bir çalışma yapmayı planlıyoruz başka bir doktor arkadaşla beraber. Neden bir araya gelirler, nasıl bir araya gelirler, nasıl ilişki kurarlar, ilişkiyi nasıl sürdürürler, nasıl sonlandırırlar gibi konuları psikoterapotik kuramlarla ilişkilendirecek bir çalışma. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Haziranda da nasipse merkezi New York’ta bulunan Masterson enstitüsü ve benim de üyesi ve katılımcısı olduğum Psikoterapi enstitüsünün birlikte organize edeceği Uluslararası Materson günleri Bayramoğlunda gerçekleştirilecek.&lt;br /&gt;İlişkileri zor kılan ne diye düşünür oldum uzun süredir. İlişkiler iki kişi arasında gerçekleştirilen bir olgu. Bu iki insan öncelikle iletişim kurmaya niyetli mi? Buradan başlıyor işlem bence. Hani Hz Pir diyordu ya “dile en iyi müşteri kulaktır” diye. Dükkanı açanın ilk araştıracağı, müşteri var mı yok mu? Bu fark edilmeli. Yoksa birinin kurmaya başladığı iletişim ya da ilişkinin niteliği zaten anlamsızlaşıyor. İsterse en iyi araçları kullansın. Kulak yoksa, müşteri yoksa hiçbir anlamı yok.&lt;br /&gt;Varsayalım müşteri var. Soru şu. Alıcı mı? Değilse yukarıda söylediğim gibi, sunacağınız tüm argümanlar anlamsızlaşıyor. Esnaf tanıdıklarınız varsa bilirsiniz, müşteriyi seçerler kendi tecrübelerine göre. Duymuşsunuzdur bu alıcı değil dediklerini ve hiçbir eylemde bulunmazlar onlar için. Bu anlamayanlar ya da anlamaya niyeti olmayanlar için iletişimde de çok iyi bilinen bir olgudur. Mesnevi de geçer: “Ahmağa verilecek en iyi cevap susmaktır” şeklinde. Ya da ilk on sekiz beyitte hatırlarsınız şöyle der Hazret: “Ham pişkinin halinden anlamaz sözü kısa kesmek gerek vesselam”.&lt;br /&gt;Varsayalım alıcı. Diğeri de iletişim kurmaya niyetli. O zaman soru şu: iyi niyetli mi? Gerçekten amacı anlamak mı? Saygı duyacak mı söyleyeceklerine? Sen ve o iki ayrı kişi misiniz? Yoksa diğeri tüm dünyayı kendi uzantısı gibi mi görüyor? İyi niyet ve saygı yoksa yine yapılacak şey tez elden selametle demek ve susmak.&lt;br /&gt;Varsayalım hem alıcı hem de iyi niyetli. Alacak parası ve vakti var mı? Ya da almaya yeter mi kapasitesi vereceğiniz ya da satmayı düşündüğünüz değerleri? Hızlıca bunu değerlendirmeniz gerekiyor. Ve sizin ona anlatma kapasiteniz onun anlayacağı düzeyde esniyor mu? Siz de esnek misiniz? Alıcı ve vericinin kullandığı yöntemler benzerlikler içeriyor mu? “ne kadar anlatırsan anlat diğerinin anlayacağı kadardır anlattıklarınız” bunu da biliyoruz.&lt;br /&gt;Varsayalım alıcı, iyi niyetli, kapasitesi var. Dinleme kabiliyeti ve sabrı var mı? Sizin de öyle. Dinlemeyi biliyor mu? Biliyor musunuz? Dinlemeden anlamak mümkün değil zira. Bunun için en pratik yöntem diğerinin sözü bitinceye kadar sabredebilmek ve bittikten sonra duyduklarınızı şunları şunları söyledin doğru anlamış mıyım diye ona teyid ettirmek. Doğru anladığından iyice emin olmak.&lt;br /&gt;Yukarıda saydığım temel argümanların her biri çok önemli ve daha fazlası da var olmakla birlikte. Peki bunları yapabilmek nasıl mümkün olur? Öncelikle bütün bir insan olmakla. Bunun tersi yarım olmaktır. Çoğumuzun yarım olduğu düşünülürse aslında sadece iletişim yöntemlerini öğrenmenin neden yetersiz olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. Yarım ya da tüm olmak kavramları neyle ilgili? Bu maruz kaldığımız bazı travmalardan doğan  patolojilerimizin zamanıyla ilgili. Yaşamımızın ilk üç yılında maruz kalırsak bu bizi yarım bırakıyor. Ondan sonrakiler de sıkıntı vermekle birlikte yine de bütün biri olabiliyoruz. O yüzden ilk üç yıl çok önemli ruhsal gelişimimiz açısından ve ebeveynlerin hassas olması gereken yıllar bunlar.&lt;br /&gt;İki bütün insan bir araya geldiğinde doğru ilişki ya da iletişim ancak başlıyor aslında. Sonra da eğitilmemiz gerekiyor. Eğitim de öncelikle modelleyerek başlıyor, başta aile. Şemalarımız oralarda oluşuyor çünkü. Diğeriyle ilişki kurma modellerimiz. Küserek, bağırarak, dayatarak, dinleyerek, sabırla saygıyla hepsi şema ve modellerden oluşuyor.&lt;br /&gt;Sonra ergenlik dönemi ikinci en önemli eğitilebileceğimiz ve kendimizi düzeltebileceğimiz zaman dilimi. Bu da kaçarsa ille bir kılavuz bulup tamir olmak zorundayız. Yoksa kimse beni anlamıyor türküsünü bozuk plak gibi söyler dururuz.&lt;br /&gt;Hazret’e kulak verelim: “En iyi bildiğin yol bile olsa kılavuzsuz gitme”. “Bak bu rebabın sesi ne diyor? Arkamdan gel de yolu öğren”.&lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül&lt;br /&gt;fozdengul@gmail.com&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-4237761107716754891?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/4237761107716754891/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/05/bak-bu-rebabin-seni-ne-diyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4237761107716754891'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4237761107716754891'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/05/bak-bu-rebabin-seni-ne-diyor.html' title='BAK BU REBABIN SESİ NE DİYOR?'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/ShvbAWSzU8I/AAAAAAAAAT8/UeMLMHzzRYc/s72-c/faik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-9020314146683283833</id><published>2009-05-22T16:47:00.007+03:00</published><updated>2009-05-24T15:12:11.401+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>MOTİVASYON VE YÖNETİCİLİK (MOTIVATION AND MANAGEMENT)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/ShavglHDLEI/AAAAAAAAATk/OMOHRwd9bCg/s1600-h/motivasyon.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/ShavglHDLEI/AAAAAAAAATk/OMOHRwd9bCg/s400/motivasyon.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338647382546656322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MOTİVASYON&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A) MOTİVASYONDA YÖNETİCİNİN GÖREVİ&lt;br /&gt;Yönetici; &lt;br /&gt;a) Çalışanların ihtiyaçlarını tahmin etmek&lt;br /&gt;b) İhtiyaçların giderileceği ortamı sağlamakla yükümlüdür.&lt;br /&gt;Yukarıdaki süreçte yönetici; öncelikle iş görenin ihtiyacını tahmin ederek, bu ihtiyacın giderileceği ortamı sağlayacak ve bu ortamı sürekli yenileyerek iş göreni motive edecektir.&lt;br /&gt;İhtiyaçları beş basamakta toplamak mümkündür.&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;1. Basamak - Fizyolojik ihtiyaçlar ( iş yeri, iş alanında kullanılacak teknik malzeme vs)&lt;br /&gt;2. Basamak - Güvenlik ihtiyacı ( İş yeri güvenliği, çalışanın güvenliğini sağlayacak malzeme)&lt;br /&gt;3. Basamak - Sosyal ihtiyaçlar (Yemek, çay, dinlenme zamanı ve iş süresinin ayarlanması)&lt;br /&gt;4. Basamak - Benlik ihtiyacı (Çalışanın kendine olan güvenini sağlamak)&lt;br /&gt;5. Basamak - Kendini tamamlama ihtiyacı ( Çalışanı sözlü veya ekipmanlar yardımı ile destekleme)&lt;br /&gt;Bütün bu ihtiyaçları belirli faktör olarak gruplandırırsak motivasyonun başarısız olmasını şu şekilde özetleyebiliriz.&lt;br /&gt;• Şirket politikası ve yönetimin kötüye gitmesi&lt;br /&gt;• Teknik bilgi ve nezaretin yetersizliği&lt;br /&gt;• Amir memur ilişkilerinin iyi olmaması&lt;br /&gt;• iş ortamındaki fiziksel şartların iyi olmaması&lt;br /&gt;• iş arkadaşlarıyla geçimsizlikler ve kötü arkadaşlık ilişkileri&lt;br /&gt;• istihdam ve iş güvenliğinin yetersizliği&lt;br /&gt;• Sosyal hakların kısıtlanması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B) MOTİVE EDİCİ FAKTÖRLER&lt;br /&gt;1- işi başarı ile tamamlamanın verdiği tatmin&lt;br /&gt;2- iş yerinde başarıyla tanınma&lt;br /&gt;3- Başarının takdiri ve ödüllendirilmesi&lt;br /&gt;4- Yetenek ve bilgilerinin kullanılabileceği uygun bir işte çalışma&lt;br /&gt;5- Yeterli düzeyde sorumluluk ve yetki sahibi olma&lt;br /&gt;6- Terfi imkanları&lt;br /&gt;7- İşte kendini geliştirme fırsat ve imkanları&lt;br /&gt;8- Maddi destek ve ikramiye yardımları &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-9020314146683283833?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/9020314146683283833/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/05/motivasyon.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/9020314146683283833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/9020314146683283833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/05/motivasyon.html' title='MOTİVASYON VE YÖNETİCİLİK (MOTIVATION AND MANAGEMENT)'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/ShavglHDLEI/AAAAAAAAATk/OMOHRwd9bCg/s72-c/motivasyon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-5455735913141312832</id><published>2009-05-21T16:38:00.003+03:00</published><updated>2009-05-23T16:13:53.015+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>KİŞİLİK KAVRAMI VE PERFORMANS DEĞERLENDİRMESİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SharSbXf-LI/AAAAAAAAATc/zKYrtFWRXDw/s1600-h/bebek.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 185px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SharSbXf-LI/AAAAAAAAATc/zKYrtFWRXDw/s400/bebek.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338642741366618290" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;KİŞİLİK KAVRAMI VE PERFORMANS DEĞERLENDİRMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A) KİŞİLİK KAVRAMI&lt;br /&gt;Kişiliğin Tanımı : &lt;br /&gt;Bir insanın doğumundan ölümüne kadar geçirmiş olduğu faktörler sonucunda değişken ve değişken olmayan yapıların sonucunda oluşan bir tür kişisel yaşantı biçimidir. Kişiliği bir insanda üç ana esas üzerinde toplanmaktadır.&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;1- Karakter&lt;br /&gt;2- Mizaç&lt;br /&gt;3- Yetenek    &lt;br /&gt;  a) Zihinsel Yetenek     &lt;br /&gt;  b) Bedensel Yetenek &lt;br /&gt;Bu üç ana esası belirleyen 6 önemli faktör vardır. Bunlar: &lt;br /&gt;1- Kalıtım ve bedensel yapı faktörleri (Ailevi gen faktörleridir değiştirilemez)&lt;br /&gt;2- Sosyo-kültürel faktörler (Yaşanan çevre faktörleri)&lt;br /&gt;3- Aile faktörü&lt;br /&gt;4- Sosyal sınıf faktörü&lt;br /&gt;5- Coğrafi ve fiziki faktörler&lt;br /&gt;6- Diğer faktörler (Medya, yetişkinler, akrabalar, öğretmenler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B) PERFORMANS DEĞERLENDİRMESİ&lt;br /&gt;Başarının Tanımı: &lt;br /&gt;Başarı, başlanan ve bitirilmesi gereken bir iş, yaşam biçimi, oluşum, görev vs ne olursa olsun ulaşılması gereken ve sonuçta en iyiyi bulma yolunda elde edilen kazançtır. Sözlüklerde başarı; muvaffakiyet, galibiyet, zafer olarak geçer.&lt;br /&gt;Bir işe veya yapılması gereken bir göreve başlarken başarı değerlemesi yapılmalı bu değerlemede iş akışı içindeki görev dağılımı, plan, işin niteliği, işi yapan kişi veya kişilerin motivasyonu ve başarı standartları ele alınmalıdır. Bütün bunlar yapılırken başarıyı belirleyen faktörler gözden geçirilmeli mevcut veya olabilecek faktörler de belirlenmelidir. Başarı değerlemesinin zamanı, değerlemeyi yapacak kişiler tarafından yapılmalıdır, iş yapılırken eğer bir amire bağlı isek değerleme amir tarafından, bir grup içinde çalışıyorsak iş arkadaşları tarafından, birey olarak çalışıyorsak oto kontrol sistemi ile kendi kendimiz tarafından, bir komisyon yönetiminde çalışıyorsak oluşturulacak bir komite tarafından basan değerlemesi yapılmalıdır. Sonuçların kullanımı ve belirlenmesi ulaşılması gereken başarının tekrarlar sonucunda artmasını gösterecektir. Bütün bu safhaları maddelendirecek olursak, başarılı olmak için;&lt;br /&gt;1- Başarı değerlemesi tanımı nedir?&lt;br /&gt;2- Başarı değerlemesinin amacı nedir?&lt;br /&gt;3- işletmede başarıyı belirleyen faktörler nelerdir?&lt;br /&gt;4- Başarı değerleme planı yapıldı mı?&lt;br /&gt;5- Başarı nitelikleri belirlendi mi?&lt;br /&gt;6- Başarı standartları nelerdir? Sorularının cevaplarını bilmek yeterli olacaktır.&lt;br /&gt;Bu konuda önümüzdeki günlerde detaylara girilecektir. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-5455735913141312832?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/5455735913141312832/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/05/kisilik-kavrami-ve-performans.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/5455735913141312832'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/5455735913141312832'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/05/kisilik-kavrami-ve-performans.html' title='KİŞİLİK KAVRAMI VE PERFORMANS DEĞERLENDİRMESİ'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SharSbXf-LI/AAAAAAAAATc/zKYrtFWRXDw/s72-c/bebek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-6044831217405672338</id><published>2009-05-20T09:26:00.003+03:00</published><updated>2009-05-20T09:28:19.245+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>NEREDE OLURSAN OL</title><content type='html'>Selam dostlar,&lt;br /&gt;Geçen hafta şehir dışındaydım, yazamadım. Şimdi de birkaç gündür Antalya’dayım yine. Beyhekim Sağlık Derneği’nin mensupları ve üyeleri için organize ettiği tatil programı nedeniyle bir aradayız arkadaşlarla. Bende Salı ve Çarşamba günü iki konuşma yapacağım. İlk gün Prof. Dr. Fatih Gültekin gıda katkı maddeleri ile ilgili çok orijinal bir çalışmasını sundu bize. İlgiyle dinledik. Feraset yediklerimizle ilgiliydi. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Bunu daha önceleri konuşmuştuk. Özellikle Mesnevi’deki katırla deve hikayesinden biliyoruz. Katır sürekli düşüp bir yerlerini yaraladığından dem vuruyordu ve deveye soruyordu. Sen düşmüyorsun benim gibi. Bastığın yerleri nasıl görüyorsun, nasıl becerebiliyorsun bunu? Deve yüksekten ve geniş baktığını söyledikten sonra ayrıca ben helal ve temiz yerim. Helalden beslenirim demişti. &lt;br /&gt;Konuyu dinledikten sonra katkı maddeleri ve beslenme konusunu fazla ciddiye almadığımızı gördük. Tüketiciler olarak daha bilinçli davranmamız üreticileri de yönlendirecek sonuçta. Toplantıda Konya Tüketiciler Derneği Başkanı Mustafa Dinç de vardı. Konuşma sırasında söz alıp düşüncelerini aktardı. Sanırım Fatih Bey’in çalışması kitap ta olacak. Belki bundan sonra elimizde kitap dolaşacağız alışveriş merkezlerini.&lt;br /&gt;Bulunduğumuz yerde Huder mensupları da var. Konya’lı hukukçular. Onlar da ilk gün Ahmet Taşgetiren’i davet etmişler onu dinledik birlikte. Ahmet Bey hem gazeteci ve yazar hem de ilahiyatçı kimliğim var ikisiyle de konuşacağım dedi ve öyle yaptı. Geç saatlere kadar hem İslam ve insan birlikteliği hem de güncel siyasetle ilgili değerlendirmeler yaptı. &lt;br /&gt;Bembirsen Konya şubesi de burada. Onlar da mensupları için etkinlikler düzenlemişler. Dün akşam iş ve aile mutluluğuyla ilgili seminerleri vardı ancak ben katılamadım. &lt;br /&gt;Gündüzleri ne yapıyoruz? Çalışma hayatından biraz uzakta olunca zihinsel olarak ta öyle oluyor. Kumlucada Sah in Paradise dayız. Geçen yıla göre otel çok daha iyi durumda. Özellikle de yemekler konusunda fark atmış. Denizi daha düzenlemiş ve ikramlar konusunda son derece nazikler. &lt;br /&gt;Eskiye yani bizim çocukluk dönemimize bakınca yaşama biçimimizdeki farklılık çok belirgin. Bugünün insanı tatili de planlıyor artık. Olmazsa olmazları içinde hayatının. Daha başka şeylerde de olduğu gibi. Bunun artıları ve eksileri de ayrıca konuşulmaya değer. &lt;br /&gt;Hayat kırkından sonra farklılaşıyor. Geçmişi ve geleceği bütünleştirip üretme zamanı olması gerekiyor bu dönemin. Kur’anda da söylenen bu. Hatta Allah bize 40 a ulaşınca nasıl dua etmemiz gerektiğini de öğretiyor. &lt;br /&gt;Bugüne değin okuduklarımdan,duyduklarımdan ve gördüklerimden öğrendiğim en temel gerçek ne yapıp edip Allah’la bir araya gelmenin içselleştirilmesi ve bunun farkındalığının oluşturulması. İnsanı huzura götürecek yegane şey Allah’la olmak. Bunu sağlamanın yolları her nasılsa bulup gerçekleştirmekten başka yol yok kanaatime göre. Hissetiğimiz bütün sıkıntıları aşmanın yegane yolu. Nerede olursak olalım O’nunla olduğumuzu bir şekilde hatırlamanın yolunu bulmalıyız. Zaten zikr de hatırlamak demek kelime anlamıyla.&lt;br /&gt;O zaman bir Hadis-i Şerif’le bitirelim sözü:&lt;br /&gt;“Nerede olursan ol Allah’tan kork. Bir hata işlediğin zaman hemen onu silecek bir iyilik yap ve insanlara güzel ahlakla muamele et.”&lt;br /&gt;İşin özü bu dostlar. Bir önerim var bu sözleri kaydedip her gün göreceğimiz bir yerde bulunduralım. Hayatı yaşama biçimimizi son derece güzel özetleyen bu sözü hem hatırlayalım hem de hatırlatalım.&lt;br /&gt;Kalın sağlıcakla&lt;br /&gt;Dr. Faik Özdengül&lt;br /&gt;fozdengul@gmail.com &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-6044831217405672338?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/6044831217405672338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/05/nerede-olursan-ol.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6044831217405672338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6044831217405672338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/05/nerede-olursan-ol.html' title='NEREDE OLURSAN OL'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-3001438482053320250</id><published>2009-05-18T14:40:00.003+03:00</published><updated>2009-05-18T14:42:19.948+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>HAYATTA HİÇBİR ŞEY TESADÜFİ DEĞİLDİR</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/ShFJQ0gSl0I/AAAAAAAAATE/Ko3QlEgq6VU/s1600-h/g%C3%B6z.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/ShFJQ0gSl0I/AAAAAAAAATE/Ko3QlEgq6VU/s400/g%C3%B6z.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337127586731562818" /&gt;&lt;/a&gt; Hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığına inanıyorsanız, siz de benim gibi bu yazıyı çok seveceksiniz... &lt;br /&gt;" Bazen hayatımıza giren öyle insanlar olur ki; onların belli amaca hizmet etmek, bize bir ders vermek, kim olduğumuzu ya da olmak istediğimizi bulmamıza yardım etmek için bizimle olduklarını yüreğimizin derinliklerinde hissederiz. &lt;br /&gt;Bu insanların kim olacağını asla önceden kestiremezsiniz; belki oda arkadaşınız, komşunuz, profesörünüz, uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınız, sevgiliniz ya da belki de sadece göz göze geldiğiniz bir yabancı... &lt;br /&gt;Her kim olursa olsun, o kader anında hayatınızın bir biçimde etkileneceğini bilirsiniz. Bazen de hayatınızda öyle olaylar yaşarsınız ki; o anda bu olaylar size korkunç, acı dolu, haksız gibi görünür. &lt;br /&gt;Ancak fırtına dindikten sonra; bütün bu olayların üstesinden gelmemiş olsaydınız, asla potansiyelinizin, gücünüzün, azminizin ve yürekliliğinizin farkına varamayacağınızı anlarsınız. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Her olayın bir gerçekleşme nedeni vardır. Hiçbir şey tesadüfen, kötü ya da iyi şans nedeniyle gerçekleşmez. Hastalık, yaralanma ve deneyimsizlikler, ruhumuzun sınırlarını test eden olaylardır. &lt;br /&gt;İster olaylar, ister hastalıklar, ister ilişkiler olsun, bu küçük testler olmasaydı hayat hiçbir yere varmayan düz ve sıkıcı bir yol gibi uzayıp giderdi. Güvenli ve rahat, ancak boş ve amaçsız... &lt;br /&gt;Yaşamınızı, başarılarınızı ve düşüşlerinizi etkileyen insanlar, kimliğinizi yaratan insanlardır. Kötü deneyimler bile birilerinden öğrenilebilir. Bu dersler en zor, ancak büyük bir ihtimalle en önemli olanlardır. &lt;br /&gt;Eğer biri sizi kırar, ihanet eder ya da üzerse, size güveni ve kalbinizi açtığınız birine karşı dikkatli olmayı öğrettikleri için onları AFFEDIN. &lt;br /&gt;Eğer biri sizi severse, siz de bunun karşılığında onu KOŞULSUZ sevin; sadece onlar sizi sevdiği için değil, size sevmeyi ve onlar olmadan göremeyeceğiniz ya da hissedemeyeceğiniz şeylere kalbinizi ve gözlerinizi açmanızı öğrettikleri için. &lt;br /&gt;Her günün tadını çıkarın. Her anın değerini bilin ve belki de tekrar yaşayamayacağınız bu andan alabileceğiniz en fazla şeyi almaya bakın.SİMDİ'nin Gucunu iliklerinize çekin. &lt;br /&gt;Daha önce hiç konuşmadığınız insanlarla konuşun, ONLARI DİNLEYİN, aşık olun, zincirlerinizi kırın; YARGILAMAYIN ve gözünüzü zirveye dikin. &lt;br /&gt;Başınızı DİK tutun, çünkü bunun için her türlü hakkınız var. Kendinize büyük bir insan olduğunuzu tekrarlayın ve kendinize İNANIN. Eğer kendinize inanmazsanız, hiç kimse size inanmaz. &lt;br /&gt;Hayatınızı nasıl istiyorsanız öyle şekillendirebilirsiniz. Kendi özgün yaşamınızı yaratın, dışarı çıkın ve onu yaşayın!" &lt;br /&gt;Oyunun kurallari şudur: " Bilmek, kabullenmek, bağışlamak, dengelemek ve kendini sevgiyle acmak" OYUN BİTTİĞİNDE ŞAH VE PİYON AYNI KUTUYA KONULUR... &lt;br /&gt;Evet dostlarım, oyun bittiğinde hepimiz BİR olup aynı yere gideceğiz öyle değil mi? Bize faydası olmayan geçmişde takılıp kalmanın bize hiç bir faydası yok.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-3001438482053320250?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/3001438482053320250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/05/hayatta-hicbir-seyin-tesaduf-olmadgna.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/3001438482053320250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/3001438482053320250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/05/hayatta-hicbir-seyin-tesaduf-olmadgna.html' title='HAYATTA HİÇBİR ŞEY TESADÜFİ DEĞİLDİR'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/ShFJQ0gSl0I/AAAAAAAAATE/Ko3QlEgq6VU/s72-c/g%C3%B6z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-6335376211707842723</id><published>2009-05-16T16:08:00.000+03:00</published><updated>2009-05-16T16:09:11.274+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>BAŞLANGIÇ İÇİN BİR ADIM ATIN</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SggfD6MfafI/AAAAAAAAAPY/qUnA3E_QGTA/s1600-h/ba%C5%9Far%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 171px; height: 124px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SggfD6MfafI/AAAAAAAAAPY/qUnA3E_QGTA/s400/ba%C5%9Far%C4%B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334547910642067954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hz. Mevlana, Mesnevi’de tembellikle ilgili bir çok hikaye paylaşır bizlerle…&lt;br /&gt;Biri var ki kısaca paylaşmak isterim sizlerle. &lt;br /&gt;“Birisi, Davut Peygamber zamanında her akıllı ve ahmak adamın yanında, daima şöyle dua edip dururdu. “ Yarabbi, bana zahmetsiz, eziyetsiz bir rızık bir servet ver. Beni tembel, hor, hakir, ağır ve miskin yaratan sensin. Zayıf ve sırtı yaralı eşeklere, atlarla katırlara yüklenen yük yüklenemez ki. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Yarabbi, mademki beni tembel yarattın, rızkımı da tembelliğime bakarak ben çalışmadan ver. Yarabbi, ben tembelim varlık gölgesine yıkılmış, yatmışım. Bu ihsan ve cömertlik gölgesinde uyuyorum. Tembellerle gölgelikte uyuyanlara da elbette başka çeşitte bir rızık vermişsindir. &lt;br /&gt;Ayağı olan rızık arar, ayağı olmayansa yanıp yakılır, durur. O hüzün sahibinin rızkını da ayağına götür, bulutu yeryüzüne doğru sür! Yeryüzünün ayağı olmadığından cömertliğin bulutu ona doğru iki kat sürüp durmakta. Çocuğun ayağı olmadığı için anası gelir, çocuğun başına nimet ve ihsanlarını yağdırır. &lt;br /&gt;Yarabbi, senden zahmetsiz, eziyetsiz ve ummadığım bir rızık istiyorum. Zaten istemek den başka bir şeye çalıştığım nerede ki?” bir çok zaman gündüzleri geceye, geceleri ta kuşluk çağına kadar bu duayı eder dururdu. Halk onun sözlerine, tam tamahına, bu çalışıp çabalamasına gülerdi. &lt;br /&gt;Bir o adama bakarlar birde Davut Peygambere.&lt;br /&gt;Adem Peygamberden bu zamana kadar öyle güzel sesli kimse gelmedi. Her vaazında iki yüz kişi ölmekte. Güzel sesi insanları candan etmekte. Aslanlar, ceylanlar vaazın gelmekte. Ne onun bundan haberi var, ne bunun ondan. Sesine dağlar da ses veriyor, kuşlarda. Onun davetine ikisi de mahrem. &lt;br /&gt;Onun, bunun gibi ve daha buna benzer yüzlerce mucizeleri var. yüzünün nuru cihetlere sığmıyor. Bütün cihetleri de kaplamış. Bunca yücelikle beraber Tanrı, onun bile rızkını çalışmadan vermiyor. Rızıklanması çalışmasına bağlı. &lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;Nihayet bir gün kuşluk çağında yine ağlayıp inleyerek bu çeşit dua edip dururken, birdenbire evine doğru bir öküz koştu. Boynuzu ile kapıya vurup kilidi kırdı. Küstahçasına evine girdi. Adam hemen sıçrayıp öküzü boynuzlarından bağladı. Durmadan, aman vermeden hemencecik boğazını kesti. Derisini, yüzdürmek için gövdesini alıp koşa, koşa kasaba götürdü. &lt;br /&gt;O yoksul adam, gece gündüz feryat etmekte, Tanrıdan eziyetsiz, zahmetsiz, çalışmadan kazanmadan helal rızık istemekteydi. Bundan önce onun bazı hallerini söylemiştik, fakat araya başka şeyler girdi. Bu hikâye de öylece kaldı gitti. &lt;br /&gt;Davut bile dua ederken fiiliyatıyla, tembelin evine öküzü musallat ediverir tanrı”&lt;br /&gt;Hayattan ve kendinizden şikâyetçi olmak yerine, gelin bugün kendiniz için küçük bir adım atın. Yapmak isteyip de yapamadığınız ya da cesaret edemediğiniz bir şey yapın. Küçük başarılar, büyük başarılar için ilk adımdır. Gücünüz de var, yeteneğiniz de. Kötümser 'Yapılamaz' der. İyimser 'Yapılabilir' der. Motivasyona sahip kişi ise, 'Yaptım' der. Her sabah sizi motive edici mesajlar dinleseydiniz, zihniniz, yüreğiniz, ruhunuz coşku ve heyecanla dolsaydı, gününüz nasıl geçerdi? &lt;br /&gt;Bir arkadaşınız, eşiniz veya patronunuz sizinle ilham veren, enerjinizi arttıran 'Yapabilirsin! Başarabilirsin!' mesajlarıyla dolu bir konuşma yapsaydı içinizdeki gerçek potansiyelinizi ortaya çıkarmak için içsel gücünüzü kim bilir nasıl kullanırdınız? &lt;br /&gt;Her şeyi yapabilme, her şey olabilme, yaşamınızın her boyutunu istediğiniz şekilde değiştirme gücünüz var. &lt;br /&gt;Bu yazıda düşüncelerinizi uyarmayı, yüzünüze tebessüm kondurmayı, yüreğinizi umutla, ruhunuzu coşkuyla doldurmayı amaçlıyorum. &lt;br /&gt;Bir turist ziyaret ettiği kasabanın yaşlı marangozuna sorar: "Bu kasaba neyiyle ünlüdür?' Yaşlı adam yanıt verir. "Bu kasaba, dünyada gidebileceğiniz her yerin başlangıç noktasıdır. Buradan başlayarak istediğiniz her yere gidebilirsiniz." &lt;br /&gt;Yaşlı adam ne kadar da haklı değil mi? Oysa çoğumuz yaşamın zenginliğinin hazzına varabilmek için başka bir yerde olmamız gerektiğini sanıyoruz: Önce bir noktaya gelelim, özlem duyduğumuz şeylere kavuşalım, ondan sonra mutlu olmaktan bahsedebiliriz. &lt;br /&gt;Şimdi buradayız. Başka bir yerde ve zamanda olmamız imkânsız. Oysa, alacağımız kararları 'eğer' sözcüğü yönetiyor. &lt;br /&gt;Eğer üniversiteden mezun olursam mutlu olacağım... Eğer sevdiğim kişiyle evlenirsem mutlu olacağım... Eğer çok para kazanacağım bir işe girersem mutlu olacağım... &lt;br /&gt;Bu eğerler olduğumuz yerden başlamanızı engelliyor. Gücümüzü ve mutluluğumuzu baltalıyor. Şu anda başlangıç noktasındasınız. Dışarıdan kazanacağınızı sandığınız güç içinizde, burnunuzun dibinde. &lt;br /&gt;Filler nasıl eğitiliyor biliyor musunuz? Daha yavruyken, kalın bir zincirle hayvanın bacağı bir direğe bağlanıyor. Önceleri hayvan kaçmaya çalışıyor ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın ne zinciri koparabiliyor ne de direği yerinden oynatabiliyor. Fil yavrusu ayağında zincirle büyüyor ve kaçamayacağını kabulleniyor. Özgürlük kavramını yitiriyor. İşte bu noktada ayağındaki zincir çözülüyor ve yerine konulan ince bir halatla birkaç santimetre boyunda tahtadan bir çubuğa bağlanıyor. Fil, bu koşullarda kolaylıkla kaçabilecek olmasına rağmen olduğu yerde kalıyor. Çünkü hâlâ var olduğunu sandığı zincirini asla kıramayacağına inanıyor. &lt;br /&gt;Çoğumuzun yaşamı da çocukluğumuzda koşullandığımız düşünce, duygu ve inanç kalıplarının esaretinde sürüyor. Olağanüstü yetenekleriniz, olağanüstü gücünüz var ve kullanılmayı bekliyor. Eğer yapabileceklerinizin hepsini yapmış olduğunuzu görebilseydiniz çok şaşırırdınız. &lt;br /&gt;"Yapamam" deyip yapabileceklerinizi engellemeyin. Tek bir insan bile yapmak istediğinizi başarmışsa aynı güç sizde de var. Ne kadar hızlı koşabileceğinizi bilmek istiyorsanız, olimpiyatlarda en hızlı koşan insanı gözleyin, sokakta yürüyen insanı değil. Olimpiyat şampiyonu da bu başarıyı hak etmek için uzun süre kaslarını, bedenini, düşüncelerini eğitti. Ve yarıştan önce koçu motive edici sözler söyledi, değil mi? Binlerce tonu kaldırabileceği halde, gücünü bilmediği için tahta çubuğun esaretinde yaşayan fil gibi, kendinize empoze ettiğiniz sınırların farkında olun. Gücünüzün ve yeteneklerinizin farkında olduğunuzda, kendinize olan inancınız da artacaktır. Bu güçle dağları devirebilirsiniz. &lt;br /&gt;Hani hep anlatılır, her şey olup bittikten sonra, "Bunu ben de yapabilirdim" dedi adam. Oysa önceleri, "Yapamam" diyordu. Sonra, "Belki yapabilirim" demeye bağladı. "Peki bir deneyeyim" noktasına geldiğinde, biri 'yapmıştı' bile. Çünkü yapan bir kişi, en başından yapabileceğine inanıyordu. Başarılı insan yaratıcı ve üretkendir. Bir şeyi ancak 'yaparak' yapabilirsiniz, yapabileceğinizi düşünmek yetmez. &lt;br /&gt;Başarılı insan başarının bir günde oluşmayacağını bilir. Adım adım hedefe yaklaşır. Ve hedefin de ötesine geçer. Sizi olabileceğinizin en iyisi olmaktan, istediklerinize sahip olmaktan ve yapabileceklerinizden alıkoyan ne? Tembellik mi? Risk alma korkusu mu? Başarısızlık korkusu mu? Başarı korkusu mu? Tüm bu korkular daha bağlamadan bizi bitirir. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-6335376211707842723?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/6335376211707842723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/05/baslangic-icin-bir-adim-atin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6335376211707842723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6335376211707842723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/05/baslangic-icin-bir-adim-atin.html' title='BAŞLANGIÇ İÇİN BİR ADIM ATIN'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SggfD6MfafI/AAAAAAAAAPY/qUnA3E_QGTA/s72-c/ba%C5%9Far%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-5512850359703181492</id><published>2009-05-04T21:38:00.000+03:00</published><updated>2009-05-16T16:17:36.591+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>KAPAT GÖZLERİNİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sf6q29eAbrI/AAAAAAAAANo/rZ1WhPlht74/s1600-h/yans%C4%B1ma.bmp"&gt;&lt;img style="float:center; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 304px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sf6q29eAbrI/AAAAAAAAANo/rZ1WhPlht74/s400/yans%C4%B1ma.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331886870043324082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Etrafındaki insanlar, kim olursa olsunlar, eşin, hayat arkadaşın, çocukların, anne ve baban, kardeşlerin, komşuların, arkadaşların, hatta hiç tanımadıkların, fark etmez, kusurlarını inceleme, günahlarını ve ayıplarını görme.&lt;br /&gt;Kapat gözlerini.&lt;br /&gt;Görürsen, şâhid olursan, denk gelirsen, karşılaşırsan, tesadüfen yakalarsan bakma. Kapat gözlerini.&lt;br /&gt;Bakarsan illa ki görürsün. Baktığın için görüyorsun. Sen bakma, çevir bakışlarını.&lt;br /&gt;Kapat gözlerini. &lt;br /&gt;Kapatırsan görmezsin, görmezsen kötü düşünmezsin, güzel düşünürsen seversin.&lt;br /&gt;Görsen bile, yakalasan bile, öğrensen bile yine de sevmeyi dene. İnsan kusurları ve ayıplarıyla insandır. Seveceksen öylece sev.&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Ne kusursuz insan ara, ne de insanda kusur. Birincisini zaten bulamazsın, ikincisinde ise, bulduğun her kusur, öğrendiğin her ayıp sahibini değil, seni çirkinleştirir.&lt;br /&gt;Her iki ayrışın da seni mutsuz eder, inan bana. Birincisini bulamadığın için, ikincisini ise bulduğun için mutsuz olursun. &lt;br /&gt;Oysa sen mutluluğu arıyorsun, aslında. Arıyorsun ama yanlış yerde. Mutluluğun sırrını veriyorum, mutlu olmanın formülünü anlatıyorum sana:&lt;br /&gt;Kapat gözlerini.&lt;br /&gt;Ne kadar az görürsen o kadar mutlu olursun. Ne kadar az bilirsen o kadar huzurlu olur için.&lt;br /&gt;Bakma, görme, arama. Kapat gözlerini&lt;br /&gt;İlla da görmek istiyorsan etrafındaki adaletsizlikleri, haksızlıkları gör. Yaşadığın topraklarda halkın nasıl eziyet çektiğini, hırsızların her tarafta nasıl cirit attıklarını, alın terinin, emeğin, insan haysiyet ve onurunun nasıl ayaklar altında çiğnendiğini gör. Bakacaksan bunlara bak.&lt;br /&gt;Şayet buraya kadar okudukların seni hiç etkilemedi ve sende hiç şimşek çaktırmadıysa, bu yazıyı da boşuna okuyorsun sen.&lt;br /&gt;İstemiyorum, okuma bu yazıyı. Bakma bu yazıya.&lt;br /&gt;Kapat gözlerini.&lt;br /&gt;İşte size ibretlik bir kaç hikaye, okuyun ve gözlerinizi kapamayı öğrenin.&lt;br /&gt;Günün birinde yolu bir dergâha düşen kendi halindeki adam, dergâhta, bir Mevlevî ile bir Bektaşî'nin oturmuş sohbet ettiklerini görünce dayanamaz ve yanlarına yaklaşır. Kendini tanıtır ve dergâhı merak ettiğini, nasıl zikir edildiğini izlemek için geldiğini söyler. Mevlevî ve Bektaşî erenleri başlarlar adama çeşitli nasihatlerde bulunmaya, her biri kendi yolunu mümkün olan en tatlı dille anlatmaya çalışırlar.&lt;br /&gt;Zavallı adam bir yandan onları dinlerken, bir yandan da gözleri onların giydikleri giysilere takılır. Mevlevî'nin giydiği kıyafette kollar o kadar geniş ve uzundur ki hem içine üç kişinin birden kolu sığabilir, hem de uzun olduğu için yalnızca kolları değil, elleri de örtmekte, kapatmaktadır. Bektaşî'nin giydiği kıyafette ise tam tersi bir durum vardır. Elbisenin kolu daracıktır, neredeyse tene yapışmıştır; üstelik kısa olduğu için, eller ta bileklere kadar açıktır.&lt;br /&gt;Bu duruma hayret eden adam, sebebini öğrenmek ister. Büyük bir merakla, önce Mevlevî'ye sorar: "Pirim, kıyafetinizin kolları neden o kadar geniş ve uzun? Bunun özel bir sebebi var mı?"&lt;br /&gt;Mevlevî hiç beklemediği bu soru karşısında oldukça şaşırır. İki kolunu da biraz yukarıya kaldırır, sonra ellerini birleştirerek kollarını daire şekline getirir ve şöyle der: "Evet, özel bir sebebi vardır. Çünkü biz insanların günahlarını, ayıplarını, kusurlarını örteriz. Başkaları görmesin diye üzerini kapatırız."&lt;br /&gt;Yanıttan oldukça hoşnut olan adam aynı merakla bu kez Bektaşî'ye döner: "Peki siz, pirim? Sizin kıyafetinizin kolları neden bu kadar dar ve kısa? Siz insanların günahlarını ve ayıplarını örtmez misiniz?"&lt;br /&gt;Bektaşî kendi kollarına bakar, birkaç saniyelik bir dalgınlıktan sonra gülümser ve adama bakarak şöyle der: "Biz mi? Bizim geniş kıyafetlere ihtiyacımız yoktur. Çünkü biz insanların günahlarını ve kusurlarını görmeyiz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;İnsanoğlu güzellik ve iyilik sahibi olduğu kadar kusur ve hata sahibidir de. İnsanlar yalnızca güzel amelleri, yetenekleri, becerileri, güzel eserleri ile değil, günahları, ayıpları, kötü âmelleri ve beceriksizlikleri ile insandırlar.&lt;br /&gt;Nedense kendimize ait kusurları, beceriksizlikleri, kendi işlediğimiz günahları, ayıpları kolay kolay gör(mek iste)meyen bizler, aynı kusur ve beceriksizlikler başkalarında mevcut olduğunda, aynı günahları, ayıpları diğerleri işlediğinde bunu hemen görüyoruz, görebiliyoruz.&lt;br /&gt;Düşünüyorum da, insanoğlu başka insanlardaki ayıpları ve kusurları keşfetmeye meraklı olduğu kadar, kendisindeki ayıp ve kusurların bilincinde olmaya, dünyayı, madde ve mânâyı, eşyanın tabiatını, yaratılış gayesini keşfetmeye meraklı olsaydı, bugün hangi konumda olurduk acaba?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-5512850359703181492?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/5512850359703181492/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/05/kapat-gozlerini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/5512850359703181492'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/5512850359703181492'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/05/kapat-gozlerini.html' title='KAPAT GÖZLERİNİ'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sf6q29eAbrI/AAAAAAAAANo/rZ1WhPlht74/s72-c/yans%C4%B1ma.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-7392501866919304734</id><published>2009-04-30T16:43:00.000+03:00</published><updated>2009-05-16T16:43:48.528+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>TANRILAŞMAK YERİNE TANRIYA ULAŞMAK</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sfmp9Cu1stI/AAAAAAAAANg/T15IVwxGGHo/s1600-h/vav.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sfmp9Cu1stI/AAAAAAAAANg/T15IVwxGGHo/s400/vav.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330478500140135122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İnsanın yücelmesi ve olgunlaşması adına, ruhen büyüme ve gelişmesi yıllardır çok çeşitli yöntemlerle yapıla gelmiş. İlk çağlardan bugüne çok fazla yöntem var elimizde. İnsanlar bu görünen bedenin dışında başka bir can taşıdıklarını hep bilmişler. Bunun gizemli olduğunu da. Peşine düşmüş ve anlamaya çalışmışlar. Her toplumda bir takım gizemli güçlere sahip olduğu iddia edilen insanlardan dinlemeye ve öğrenmeye çalışmışlar. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Modernizmle birlikte insanı makine gibi gören anlayış değişiyor artık. Şimdilerde insana bütün olarak bakma, bütüncül yaklaşımlar yeniden gözde. Zaten psikosomatik hastalıkların oransal büyüklüğü insanı parçalara ayıramayacağımızı iyice göz önüne getirdi.&lt;br /&gt;Psikoterapi de bu yüzyılın başından beri özellikle ikinci dünya savaşından sonra pozitif bir disiplin olarak yerini aldı bile. Ancak o da kendi gelişimi içinde sekülerleşti. Belki de öyle başladı zaten. Bugün genel geçer kuramlara baktığımızda çoğunun Tanrı’yı ve kutsalı devre dışı bıraktığını görüyoruz. İnsanı Tanrılaştırmaya çalıştıklarını müşahede ediyoruz. Oysa bizim kadim kültürümüzde insanı Tanrılaştırmanın insanın gelişip olgunlaşmasının en büyük engeli görüldüğünü biliyoruz. Çalışmalarımızda psikoterapötik disiplinlerden elbette yararlanıyoruz. Ancak bu kendimizce konuya farklı alanlardan bakmamızı da engellemez.&lt;br /&gt;Şu an gurup terapisi anlamında, iki tane gurup takip ediyorum. Birisinde bilinen modern terapi yöntemleri ile çalışırken diğerinde Mesnevi üzerine bina ettik terapiyi. Yine benzer argümanlar kullanmakla beraber Mesnevi ve onun sistematiği üzerine kurduk terapiyi. Bir anlamda Mesnevi okuması gibi de denilebilir.&lt;br /&gt;Gurupların gelişmesini takip ediyorum. Bizim adına Aşkın Terapi de dediğimiz Mesnevi sistematiğiyle devam ettiğimiz gurubun diğerine oranla daha çok gelişme katettiğini görebiliyorum. Neden diye düşündüm.&lt;br /&gt;Öncelikle kendi kültürel kodlarımıza daha uygun. Yabancı gelmiyor guruba.&lt;br /&gt;Sonra kendi içinde bir sistematiği var.&lt;br /&gt;Bizzat uygulayıcıları ve denenmişliği var.&lt;br /&gt;Diğerinden fazlası var o da Allah ve O’nun takdiri faktörü. Bu tıkanmışlığı engelliyor.&lt;br /&gt;İnsanı Tanrılaştırmak yerine asıl Tanrı’yla arasında güçlü bir bağ oluşturup kargaşayı önlüyor. Standart getiriyor. &lt;br /&gt;Dua ve niyazı ilave ediyor.&lt;br /&gt;Çalışma sonunda ruhen yıkanmışlık ve temizlenmişlik hissi veriyor.&lt;br /&gt;Temel varoluşsal kaygıları gideren güçlü ve sağlam bir ip öneriyor.&lt;br /&gt;Yalnızlık duygusundan çekip çıkarıyor.&lt;br /&gt;Ve daha bir çok faktör ama asıl ve en önemlisi asıl Şifa Verici’nin varlığını hissedip durmanız.&lt;br /&gt;Özellikle Osmanlı Kültüründe 3 kitap çok okunurmuş Şeyh Sadi’nin Bostan ve Gülistan’ı, Hafız’ı Şirazi’nin Divan’ı ve Hz Mevlana’nın Mesnevi’si. Kur’an ve Hadis’i zaten söylemeye gerek yok.&lt;br /&gt;Bu kültür örmüş toplumu yıllarca. Bir arada tutmuş. İnsanlar birbirini çok kolayca anlamış. Bugün problem olarak görüne bir çok şey zaten bahsedilen kültür gereği daha ortaya bile çıkamadan hallolmuş. Ölüm başka görünüyormuş gözlere. Mal mülk, saltanat, dünya başka bilinirmiş bugünkü anlamlarına bakılınca. Dünya tek değilmiş bir de öbürü varmış o zaman. Burada yaşayamayan istediklerini zaten orda yaşarım diye kanaat edermiş. Burada sahip olan emanetçiyim diye daha çok dağıtırmış. Kibir ve büyüklenme ayıplanır, gösterişten kaçınılırmış. Dışarıdan bakılınca zengin fakir giyim kuşama ve yaşama göre anlaşılmazmış. Rahmet, bereket, ahlak, takva, izzet…kavramlar bugünkülerden başkaymış.&lt;br /&gt;Sonuç olarak diyorum ki: yıllarca denenmiş ve işe yaramış kadim kültürün yöntemlerini kullanalım psikoterapide de diğer alanlarda da. Roma’yı yeniden keşfetmek yerine. İşe yarıyor. Hem de diğerinden daha çok.&lt;br /&gt;Dr. Faik ÖZDENGÜL &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-7392501866919304734?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/7392501866919304734/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/04/tanrilasmak-yerine-tanriya-ulasmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/7392501866919304734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/7392501866919304734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/04/tanrilasmak-yerine-tanriya-ulasmak.html' title='TANRILAŞMAK YERİNE TANRIYA ULAŞMAK'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sfmp9Cu1stI/AAAAAAAAANg/T15IVwxGGHo/s72-c/vav.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-4226378699083760665</id><published>2009-04-27T18:50:00.000+03:00</published><updated>2009-05-16T16:16:20.153+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>MOTİVASYON VE BAŞARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SfVL6tKLLzI/AAAAAAAAAMw/qCrOtHefRiA/s1600-h/yasab%C4%B1r.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 299px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SfVL6tKLLzI/AAAAAAAAAMw/qCrOtHefRiA/s400/yasab%C4%B1r.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329249205989617458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Motivasyon, mutlu ve başarılı olmak için hayati önem taşır. Aşağıdaki ipuçları, kendi kendinizi motive etmenize ve bunu sürdürebilmenize yardımcı olacaktır. Bunlar, pratik ve sonuca yönelik tavsiyelerdir. Uygulamadığınız sürece, genel kültürden öteye geçmeyeceklerdir. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. HİKÂYENİZİ YAZIN&lt;br /&gt;Temiz bir kağıda bir iki paragraf olacak şekilde arzu ettiğiniz geleceğin hikayesini yazın. Gelecekte yapmakta olduğunuz şeyi, yaşadığınız yeri ve sahip olduklarınızı yazın. Bu sizi, hem şimdi hem de gelecekte motive edecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. GELECEĞİ GÖZÜNÜZDE CANLANDIRIN &lt;br /&gt;Gözlerinizi kapatın ve kendinizi gelecekte ne yapıyor olarak görmek istiyorsanız, onu yaparken canlandırın. Sağlıklı bir şekilde koşuyorsunuz, bahçenizdeki çiçekler ile ilgileniyorsunuz ya da çalışıyorsunuz. Örneğin, hayaliniz küçük bir işyeri açmaksa, kendinizi açılış gününde, müşterileriniz ve çalışanlarınız ile selamlaşırken hayal edin. Böylece, hayallerinizi somutlaştırabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. GEÇMİŞİ GÖZÜNÜZDE CANLANDIRIN&lt;br /&gt;Geçmişi gözünüzde canlandırdığınızda, daha önce nerede olduğunuzu ve ne kadar yol kat ettiğinizi görürsünüz. Planlı hedeflerinize ne kadar ulaştığınızı ve nerelerde hata yaptığınızı anlarsınız. Bu sizin doğru yolda ilerlemenizi sağlayacaktır. Bir şoförü düşünün, yalnızca önüne baksa ve dikiz aynasından yararlanmasa nelere maruz kalabilir. Zaman zaman geçmişe bakmak, en az şoförün dikiz aynasına bakması kadar yararlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. BÜYÜK DÜŞÜNÜN&lt;br /&gt;Geleceğiniz ile ilgili büyük düşünmekten korkmayın. Bu, kısa süreli başarısızlıklarınıza katlanmanızı kolaylaştıracaktır. Engeller, sizi durduramayacaktır. Çünkü, sizin gözleriniz büyük hedefe kilitlenmiş olacaktır. Uzun bir zamandan sonra sevdiğinize kavuşacağınızı düşünün, onu tren garından almaya giderken, bardaktan boşanırcasına yağan, sizi sırılsıklam eden yağmur, rahatsız eder mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. KENDİNİZİ EĞİTİN&lt;br /&gt;Hedef ya da hayaliniz ile ilgili her şeyi öğrenin, okuyun, konuşun, dinleyin ve deneyin. Eğer bir yazar olmak istiyorsanız, ders alın, kitaplar okuyun, yazın, diğer yazarlar ile konuşun, atölye çalışmalarına katılın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. DÜZENLİ OLUN&lt;br /&gt;Temiz, düzenli ve iyi organize edilmiş bir ev, ofis ve hayat, motive edilmiş akıl için olmazsa olmaz niteliği taşımaktadır. Fiziksel dağınıklık, zihinsel dağınıklığa neden olur. Düzenli bir hayatınız olsun, böylece kendinizi her gün daha da zinde hissedeceksiniz. Örneğin, gece yatma, sabah kalkma saatiniz düzenli olsun. Mutlaka kahvaltı edin ve sabah en az yarım saat yürüyüş yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. EVİNİZDE VE OFİSİNİZDE MOTİVATÖRLERE YER VERİN&lt;br /&gt;Evinizde, ofisinizde, arabanızda, cüzdanınızda size hedef ve hayallerinizi hatırlatacak sembollere, işaretlere, notlara ya da objelere yer verin. Bu hatırlatıcılar, sizin motivasyonunuzun devamının garantisi olacaklar. Son model bir araba sahibi olmayı mı istiyorsunuz? O halde hayalinizdeki arabanın resimlerini odanızın duvarına asın, cüzdanınızda saklayın ve ihtiyaç duyduğunuz an bakıp, hedefinizi hatırlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. GÖNÜLLÜ ÇALIŞMALARA KATILIN&lt;br /&gt;Gönüllü olarak başka insanlara yardım edin. Bunu yaptığınızda, diğer insanları mutlu etmenin ne kadar tatmin edici bir şey olduğunu fark edeceksiniz. Haftasonları, eşinizle birlikte Çocuk Esirgeme Kurumu’na gitmek iyi bir fikir olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. KENDİ MOTİVASYONUNUZ İLE BAŞKALARINI MOTİVE EDİN&lt;br /&gt;En iyi öğrenme yöntemi, öğretmektir. Çocuklarınızın motive olmalarına, arkadaşlarınızın daha etkili hedefler belirlemelerine, eşinizin kişisel hayallerine ulaşmasına yardımcı olun. Onlara yardımcı olduğunuz zamanlarda, aslında kendinize de yardım ediyor olacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. ÇOCUKLAR İLE ZAMAN GEÇİRİN&lt;br /&gt;Çocuklar ile zaman geçirmek size perspektif kazandıracaktır. İşteki yada özel hayatınızdaki sıkıntı yada endişeler, çocuklarınız ile oynadığınızda eriyip gider. Çocuklar her şeye basit yollu bakarlar ve bunu öğrenmek bile bizim için kar sayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. BADİLİK SİSTEMİ KURUN&lt;br /&gt;Eşinizin kendi gelişimine yönelik hedefleri yada bir şeyleri başarmak isteyen yakın bir arkadaşınız var mı? Eğer varsa, onlar ile ‘badilik sistemi’ kurun. Birbirinizi motive edin, uyarın, cesaretlendirin ve hedeflerinizde yardımcı olun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. KENDİNİZE BİR MODEL BULUN&lt;br /&gt;Kendisinden bir şeyler öğrenebileceğiniz rol model seçin. Bu kişi, sizin saygı duyduğunuz ve kendisi gibi olmak istediğiniz birisi olmalıdır. Saygı duyduğunuz bir insanı örnek aldığınızsa, tekerleği yeniden icat etmeniz gerekmeyecektir. &lt;br /&gt;Eğer çevrenizde böyle bir kişi yoksa, ünlü bir lideri, sanatçıyı yada bilim adamını da rol model olarak alabilirsiniz. Kendisi ve yaptıkları hakkında tüm bilgileri edinerek, hedeflerinize ulaşmak için kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. YÜRÜYÜŞ YAPIN VE ARABA KULLANIN&lt;br /&gt;Şöyle bir etrafı gezin yada bulunduğunuz semtte arabanızla dolaşarak, rahatlayın, serbest zaman geçirin. Hepimizin rahatlamaya ihtiyacı var ve aslında hızlı yürüyüşler yapmak, araba kullanmak, gerçekten iyi birer çözüm. Bu şekilde yaptığınız mekan değişikliği, üzerinizdeki olumsuz havayı dağıtacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. BAŞARI HİKAYELERİNİ OKUYUN&lt;br /&gt;Etrafınızdaki insanların başarı hikayelerini okuyun. Günlük gazetelerde bile size ilham verebilecek, motive edecek ve harekete geçirecek düzinelerce küçük başarı hikayeleri var. Kütüphaneler, sıradan insanların sıra dışı hikayelerini anlatan biyografi ve otobiyografileri ile dolu. Hepsi, sizi başarıya ulaştırmak için raflarda heyecanla bekliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. MÜZİK DİNLEYİN&lt;br /&gt;Müzik sakinleştirir, heyecanlandırır, hüzünlendirir ve hatta motive edebilir. Koşu yaparken Rocky’nin film müziğini dinlemek, müziği motivatör olarak kullanmaya en güzel örnektir. Sizi motive edecek şarkıları belirleyin ve ihtiyacınız olduğu durumlarda onlardan yararlanın. &lt;br /&gt;Mesela, sabahları ofisime yada eğitim vereceğim şirkete giderken, ‘türkü’ dinlemekten çok zevk alıyorum ve bu beni motive ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. MOTİVE EDİCİ FİLMLER İZLEYİN&lt;br /&gt;Sizi motive eden filmlerin listesini yapın ve küçük bir arşiv oluşturun. Örneğin; Forrest Gump filmini izlemek pek çok kişiyi motive edebilir. Biliyorsunuz bu filmde, IQ’su normal insanlardan çok daha düşük bir kişi, büyük başarılara imza atıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17. MOTİVE EDİCİ ALINTILARI OKUYUN&lt;br /&gt;Gerek internette, gerekse kitaplarda size ilham verecek ve motive edecek binlerce alıntı bulunuyor. İnternette dolaşın ve aranın çiçeklerden bal topladığı gibi bilgileri toplayın. &lt;br /&gt;Bunlar işinize çok yaracaktır, çünkü hepimizin hayatı yorumlama şeklimiz farklıdır. Hayata farklı açılardan bakmanızı sağlayacak hikayeler bile çok işinizi görecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18. SAĞLIKLI BESLENİN&lt;br /&gt;Mutlu bir yaşam için, sağlıklı beslenme çok önemlidir. İyi bir diyet, sizin vücut sisteminiz için gerekli olacak tüm besin, vitamin ve mineralleri içerir. Fazlası zaten zararlı olacaktır. Ne demişler, "sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur". Vücudunuz ve motivasyonunuz için sağlıklı beslenin. Sigara ve alkolden uzak durun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. YETERİNCE UYUYUN&lt;br /&gt;Bazı insanlara 6 saat uyku yeterken, bazıları için 8 saat gerekli olabilir. Yeterince uyuduğunuza emin oluncaya kadar uyuyun. Ancak, 8 saatten fazla olmamasına da dikkat edin. Düzenli ve yeterli bir uykuya sahip olmanın, hem vücudunuz hem de zihniniz açısından ne kadar yararlı olduğunuz göreceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. SÜREKLİ ÖĞRENİN&lt;br /&gt;En önemli ders bu. Etrafınızdaki dünya hakkında sürekli öğrenmeye devam edin ve asla durmayın. Sizi ilgilendiren şeyler hakkında okuyun, dinleyin ve öğrenin. Mesela, sorulan bir soruya "bilmiyorum" demenin tadını çıkarın, sonra hemen öğrenin. Meraklı olun. Biliyorsunuz, merak ilmin hocasıdır.&lt;br /&gt;Hedefler olmadan, hayatınızda kalıcı değişiklikler yapmanız oldukça zordur. Aşağıdaki ipuçlarını kullanarak etkili ve verimli hedefler belirleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21. HEDEFLERLE ÇALIŞIN&lt;br /&gt;Hedefler ile ilgili en önemli ipucu bu. Hedeflerle çalış..!&lt;br /&gt;Hedefler, hayatınızın tüm alanlarındaki gelişiminiz için önemlidir, eğer hedefsiz çalışırsanız, gelişiminizde güçlükler ile karşılaşırsınız. &lt;br /&gt;İstediğinizi elde etmek için, işinizi şansa bırakmanız hiç de iyi bir yol değildir. &lt;br /&gt;Earl Wilson’un güzel bir sözü var. Diyor ki : “Başarı mı? Başarı tamamen şansa bağlıdır. İnanmazsanız başarısız insanlara sorun..!”&lt;br /&gt;Hedeflerle çalışın, onlar size başarıyı ve yanında meyvesi olan mutluluğu getireceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22. BEYİN FIRTINASI YAPIN&lt;br /&gt;Temiz bir kağıt ve kalem alın. Uygun bir ortama geçin. Kimsenin sizi rahatsız etmeyeceği, telefondan uzak. &lt;br /&gt;Sonra, düşünün, düşünün ve tekrar düşünün. Aklınıza gelen her düşünceyi yazın. Parasal hedefler, kişisel hedefler, İlişkisel hedefler, sağlığınız ile ilgili olanlar vs. Tüm fikirleri yazın. &lt;br /&gt;Bitirdiğinizde, üzerinde çalışmak için gereğin fazla hedefiniz olacak. Bunlar arasından sizin için önemli olanları seçin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23. HEDEFİNİZİ KAĞIDA YAZIN&lt;br /&gt;Üzerinde çalışacağınız hedefi seçmeden önce, onu bir kağıda yazın, hedefinizin somutlaşmasını sağlayın. Böylece, sizin için gerekli olup olmadığına daha kolay karar verebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24. HEDEFİ SEÇME NEDENLERİNİZİ YAZIN&lt;br /&gt;Neden bu hedefi seçtiniz? Hedeflerinizin her biri için, ”Bunun bana ne yararı var” sorusunu sorun. Hedefi seçme nedenlerinizi kolaylıkla açıklayabiliyor olmalısınız. Eğer açıklayamıyorsanız, bu hedefi listeden silin ve diğerine geçin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25. HEDEFİNİZİN SPESİFİK OLMASINI SAĞLAYIN&lt;br /&gt;Hedefinizin etkili olabilmesi için, onu spesifik olarak ele alın. &lt;br /&gt;“Çocuklarınız ile ilişkilerinizi geliştirmek” çok önemli ve yapmaya değer olabilir, ancak hedefiniz adına çok geniş bir tanımlama olacaktır. Bunun yerine, daha spesifik bir hedef belirleyin. Mesela, Pazar günleri beraber pikniğe çıkmak, akşam yemeklerinizi saat 19:00-20:00 arasında birlikte yemek, yada gece yatmadan önce onlarla 1 saat sohbet ederek bilgi ve deneyimlerinizi aktarmak gibi. &lt;br /&gt;Bu sizi hedefinize daha kolay ulaştırabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26. TERMİNLER KULLANIN&lt;br /&gt;Hedeflerinizin gerçekleşmesini engelleyecek en ölümcül şey, ertelemektir. Bu problemin üstesinden gelmenin en iyi yolu termin kullanmaktır. &lt;br /&gt;Hedeflerinizde yaptığınız gibi, terminlerinizi de spesifikleştirin. Elimdeki projeyi 5 Ocak 2004’e kadar bitireceğim gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27. BAŞLAMA TARİHİ KULLANIN&lt;br /&gt;Termin önemli, ancak onun kadar önemli olan başka bir konu daha var ki, bu da başlama zamanının net olmasıdır. Hedefiniz için yola çıkarken, başlama tarihini ertelemeye yönelik pek çok nedeniniz olacaktır. &lt;br /&gt;Bunun üstesinden gelmek için, başlama tarihi belirleyin ve o tarihe sadık kalın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28. BÜYÜK HEDEFLER SEÇİN&lt;br /&gt;Hedeflerinizin etkili olabilmesi için, ulaşılabilir-zor olmalıdır. Eğer hedefiniz başarılması kolay ise, motivasyonunuz düşer. &lt;br /&gt;Hedefleriniz ulaşılabilir olmalı, ancak aynı zamanda sizin mevcut yetenek ve becerilerinizi geliştirmenizi gerektirecek kadar da zor olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29. ULAŞILABİLİR HEDEFLER BELİRLEYİN&lt;br /&gt;Ulaşamayacağınız hedefler belirlemek, sununda, sizde hayal kırıklığı, kızgınlık ve özgüven sarsılması yaratır. Hedefleriniz ulaşılabilir-zor ve mantıklı olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30. DETAYLI AKSİYON PLANI HAZIRLAYIN&lt;br /&gt;Hedeflerinizin her bölümü için, adım adım detaylı aksiyon planı hazırlayın. Pek çok hedef, ne zaman ne yapılacağı planlanmadığı için başarısızlığa uğrar. Yapacağınızı planlayın ve planladığınızı yapın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31. ABARTMAYIN ( GEREĞİNDEN FAZLA HEDEF İLE ÇALIŞMAYIN)&lt;br /&gt;Aynı anda çok fazla hedef üzerinde çalışmayın. Başlamak için bir ila üç arası hedef uygun olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;32. İLERLEMENİZİ ÖLÇÜN&lt;br /&gt;Çalışmalarınızdaki ilerlemenizi ölçün. 300 sayfalık bir roman yazmak istiyor olabilirsiniz. 300 sayfayı birden hedeflemeyin. 25 ila 50 sayfalık artışlar şeklinde düşünün ve tamamladığınız sayfaların günlük çetelesini tutun. İlerlemenizi ölçmek, hedefiniz gerçekleşinceye kadar motivasyonunuz en üst seviyede tutacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;33. İSTEK LİSTESİ HAZIRLAYIN&lt;br /&gt;Kendinizi yapmak zorunda hissettiğiniz yada yapmayı gönülden istediğiniz 10 şeyin listesini yapın. Bir iş kurmak, maratonda koşmak, Avrupa’yı ziyaret etmek, Japonca öğrenmek vs. &lt;br /&gt;Bu listeyi ofisinizde ve/veya evinizdeki panoya yapıştın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;34. HATIRLATICILAR KULLANIN&lt;br /&gt;Post-it’ler günlük görevlerinizi ve hedeflerini hatırlamanız için mükemmel araçlardır. Tabii, abartmamak kaydıyla. &lt;br /&gt;Birbiri üstüne geçmiş, ne olduğu okunmayan onlarca not, size hiçbir yarar sağlamayacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;35. KENDİNİZİ ÖDÜLLENDİRİN&lt;br /&gt;Kendiniz için ödüller belirleyin. Hedefinize ulaştığınızda yada küçük de olsa bir adım attığınızda kendinizi ödüllendirin ve bunu kutlayın. Çok çalıştınız ve bunu hak ettiniz. Ailenizle dışarıda yemek yiyin, kısa bir seyahate çıkın yada sizi mutlu edecek başka şeyler yapın. &lt;br /&gt;Davranış her şeydir. Aşağıdaki ipuçları, kazanan davranışlara sahip olmanıza yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;36. DOĞRU KELİMELERİ KULLANIN&lt;br /&gt;Günlük konuşmalarınızda, ‘Bunu başarabilirim’ yada ‘Bir çözüm buluruz’ gibi olumlu cümleler kullanmaya dikkat edin. &lt;br /&gt;Kurduğunuz, cümlelerin sizin psikolojiniz ve davranışlarınız üzerinde son derece önemli etkileri olduğunu unutmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;37. İYİMSER OLMAK İÇİN ÇABA HARCAYIN&lt;br /&gt;İnsanların ne kadar başarılı oldukları, iyimser yada kötümser olmalarına göre değişir. Pozitif davranışlara sahip olmak, üzerinde uğraşmanız gereken bir şeydir. Önemli olan, ne olduğunuz yada olmadığınız değil, ne olabileceğinizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;38. ARKADAŞLARINIZI SEÇİN&lt;br /&gt;Arkadaşlarınızın negatif davranışları mı var? Bu sizi etkiliyor mu? &lt;br /&gt;Birlikte zaman geçirdiğimiz insanlar, çoğu zaman bizim tutumumuzu etkileyebilir. Eğer ofisinizdeki yada evinizdeki bireyler sizi negatif yönde etkiliyorsa, bu durumu değiştirecek gerekli adımları atın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;39. DEĞİŞİME İHTİYACINIZ OLDUĞUNU NASIL ANLAYACAKSINIZ?&lt;br /&gt;Mutsuz olduğunuzu anladığınızda, bunu kendinize itiraf edin ve kendinizi korumaya alın. Bu yapılması çok zor olan bir şey, özellikle bir şeyleri kendinize itiraf edecek durumda değilseniz. Yapılması zor, ancak değerli. Karamsarlığa düşmeye başladığınızda, farkına varın ve bu durumu değiştirin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40. DİĞERLERİNİN NE DEDİĞİNİ DİNLEYİN&lt;br /&gt;Kendimize pozitif bir insan olduğumuzu söylemekten hoşlanıyor olabiliriz, fakat bu her zaman doğru değildir. Arkadaşlarınızın ve ailenizin sizin davranışlarınız ile ilgili söylediklerine kulak verin, duymak istemeyeceğiniz şeyler söyleyebilirler. Fakat, unutmamak gerekir ki; hayattaki en iyi değişimler, yapıcı eleştirilerden gelir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;41. SİZİ NELERİN HUZURSUZ ETTİĞİNİ ÖĞRENİN&lt;br /&gt;Sizi nelerin huzursuz ettiğini bildiğinizde, içinde bulunduğunuz olumsuz durumdan uzaklaşabilir ve bunun sonucu ortaya çıkan gerilim ve hayal kırıklıklarından korunabilirsiniz. &lt;br /&gt;Eğer kaçamayacağınız bir durum söz konusu ise, onu daha iyi bir hale getirmek için neler yapabileceğinizi düşünün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42. SİZİ NELER MUTLU EDER?&lt;br /&gt;Bu sizin psikolojiniz ve tutumunuz için hayati önem taşır. Sizin ‘mutluluk’ tuşunuz tutum ve davranışlarınızı tekrar ve tekrar geliştirmek için gereklidir. Mesela ben, kötü bir ruh hali içerisindeysem, sabah kahvaltı yapıp yapmadığımı kontrol ederim. Eğer yemediysem, sistemime besin aldıktan sonra 180 derecelik bir dönüş yaşarım. Ruh halim düzeliverir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;43. ARA VERMESİNİ BİLİN&lt;br /&gt;Şimdi dışarıya çıkın ve açık havada kısa bir yürüyüş yapın. &lt;br /&gt;Sıkıntı duyduğunuz durumlarda, ara vermesini bilin. Bu sizin olaylara farklı bir perspektiften bakmanızı sağlayacaktır. Mesela, eşinizle problem mi yaşadınız yada amiriniz sizi demoralize edecek şeyler mi söyledi, ani tepkilerden kaçının, bir ara verin, etraflıca düşünün ve öyle harekete geçin.&lt;br /&gt;Bununla birlikte, sürekli çalışmayın, ara vermesini bilin. Baltanızı bilemeden yeni odunlar kesmeye kalkmayın. Aşağıdaki *hikaye size yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*BALTAYI BİLEMEK &lt;br /&gt;"Çalışacağım ve kendimi hazırlayacağım. Ve bir gün şans kapımı çalacak."&lt;br /&gt;Abraham LINCOLN&lt;br /&gt;Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş. Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş. Akşamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş. İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında eve dönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar. Sonuç: İkinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş. Birinci adam öfkelenmiş :&lt;br /&gt;• "Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken işe başladım, senden daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu işin sırrı ne?" İkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş :&lt;br /&gt;• "Ortada bir sır yok. Sen durmaksızın çalışırken ben arada bir dinlenip baltamı biliyordum. Keskin baltayla, daha az çabayla daha çok ağaç kesilir."&lt;br /&gt;Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp,yaşamımızı objektif bir bakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için çaba göstermektir. Bu zihnimizin, ruhumuzun karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur.&lt;br /&gt;Delfi’deki ünlü tapınakta Sokrates’in şu sözü yer alır: "İnsan Kendini Tanı" Kendini tanımak, şu anda olduğumuz noktayla olmak istediğimiz nokta arasındaki yoldur. Kendini tanımak, kendimizi nasıl gördüğümüz ile başkalarının bizi nasıl gördüğü arasında açı olmaması anlamına gelir. Bireysel ve iş yaşamımızda başarılı, mutlu ve doyumlu olmak istiyorsak, baltamızı bilemek için kendimize zaman ayırmalıyız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;44. HAREKETE GEÇMEDEN ÖNCE İKİ KERE DÜŞÜNÜN&lt;br /&gt;Harekete geçmeden önce, nedeniyle birlikte hareketiniz hakkında düşünün. Eğer bir çalışanınız, sizi de etkileyebilecek bir yanlış yaptıysa, hemen bağırıp çağırmayın. En iyi karşılık (yanıt) üzerinde düşünün. Bunu iki kere yaptıktan sonra harekete geçin.&lt;br /&gt;İki kez dinleyip, bir kez konuşmamız için, iki kulağımız ve bir ağzımız olduğunu unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;45. TEPKİ&amp;YANIT (REACT VS. RESPOND)&lt;br /&gt;Bu iki kelime, mutlu, istekli, pozitif insan ile üzgün, bitkin ve negatif insan arasındaki farktır.&lt;br /&gt;Hayatınızda sizi direk yada dolaylı olarak etkileyecek şeyler olduğunda, buna yanıt verin. Yani, üzerinde düşünün, çözüme odaklanın. &lt;br /&gt;Eğer tepki verirseniz, nedenleri atlamış ve o andaki duruma odaklanmış olursunuz. Sonuçta, daha fazla sıkıntı ve hayal kırıklığı dışında elinize bir şey geçmez.&lt;br /&gt;Tepki değil, yanıt verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;46. SAHİP OLDUĞUNUZ ŞEYLERİN DEĞERİNİ BİLİN&lt;br /&gt;Etrafınıza bakın ve sahip olduğunuz şeylerin değerlerinin farkına varın. Arkadaşlarınız, aileniz, kariyeriniz, eviniz yada başka herhangi bir şey. Bu bile başlı başına bir mutluluk kaynağıdır. Kötü şeylerin hayatımıza nasıl girdiğinin önemi yok, biz sahip şeyler için şükretmeliyiz. &lt;br /&gt;Farklı bir bakış açısıyla bakın ve hayatınızdaki güzel şeylerin tadını çıkarın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;47. HER ZAMAN MUTLU OLMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ&lt;br /&gt;Bazen, kendinizi kötü hissetmenizin hiçbir kötü yanı yok. Her zaman, dışadönük, heyecanlı, enerji dolu olmak zorunda değilsiniz. &lt;br /&gt;Bir şeylerin yolunda gitmediği, kendinizi iyi hissetmediğiniz günler olacaktır. Dert etmeyin, problemler geçer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;48. MANTIĞINIZLA HAREKET EDİN&lt;br /&gt;Sorunlara mantığınızla yaklaşın. Duygularınızla hareket ederseniz, sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;49. DEDİKODUCULARDAN UZAK DURUN&lt;br /&gt;Etrafınızdaki negatif konuşmalara katılmayın. Eğer, konuşmanın bu yönde ilerlediğini görürseniz, özür dileyerek kibarca oradan uzaklaşın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50. GÜNE İYİ BAŞLAYIN&lt;br /&gt;Güne gülümseyerek başlayın. Bugün, başarılacak ve hoşlanılacak pek çok şeye sahip olacaksınız. Hayat kısa..! Ancak, bugün geriye kalan hayatınızın ilk günü. Bunu asla unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;==================================================&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MOTİVASYON MASALLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekçok insanın kafasında bir hedef vardır, fakat ona ulaşmak için adım bile atmazlar. Neden? Zihinlerindeki yanlış inançlar, masallar yüzünden. Aşağıdaki bölümde, başlıca yanlış inançlar ve neden onlardan sakınmanız gerektiğini bulacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beceremem, onu yapamam&lt;br /&gt;Evet, yapabilirsin! Diğerleri ne yapabiliyorsa, sen de yapabilirsin. Aynı büyüklükte beyin, aynı iki kol ve bacak, her gün aynı zaman diliminde yaşayan kadın yada erkek tarafından yapılmış olan tüm olağanüstü şeyleri, sen de yapabilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın başlarım&lt;br /&gt;Belki, yapamazsın. Bugün yapabileceğin şeyleri asla erteleme. Yarın garanti değil ve geleceğin ne getireceğini kimse bilmiyor. Yalnızca şu andan eminsin. Buradasın ve hedeflerine ulaşabilirisin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu benim için doğru olmayabilir&lt;br /&gt;Uğraştığınız şeyin sizin için en iyisi olduğundan hiçbir zaman %100 emin olamazsınız. Çünkü sürekli yenilenir ve değişir. Hedefe yürürken pek çok kere yol değiştirirsiniz. Mükemmel fırsatlar kapınızı çalana kadar beklemeyin. Harekete geçin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeviri ve adaptasyon Ergün GÜLER tarafından yapılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : http://www.motivation123.com/free-kit.html adresinden yararlanılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-4226378699083760665?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/4226378699083760665/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/04/motivasyon-ve-basari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4226378699083760665'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4226378699083760665'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/04/motivasyon-ve-basari.html' title='MOTİVASYON VE BAŞARI'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SfVL6tKLLzI/AAAAAAAAAMw/qCrOtHefRiA/s72-c/yasab%C4%B1r.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-7046299883190602603</id><published>2009-04-22T16:44:00.000+03:00</published><updated>2009-05-16T16:45:10.468+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>KADIN VE ERKEK ÜZERİNE</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Se7bWVnBFzI/AAAAAAAAAMo/R7FWTG1zTac/s1600-h/aile1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Se7bWVnBFzI/AAAAAAAAAMo/R7FWTG1zTac/s400/aile1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5327436586030274354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son iki haftadır sitemde Dr. Faik Özdengül’e ait “Erkekler” ve “Zordur Kadın Olmak” yazılarını yayınladım. Aslında ilkyazının çıkış noktası Faik beyin bir eğitim programı kapsamındaki görev paylaşımında kendisine erkekler konusunun verilmesi ve bir hastasının terapisi esnasında sorduğu sorulara yanıt olarak kaleme alınan bir yazı. Daha sonra o yazıya gelen eleştiri ve yorumlara karşılık Faik Bey ikinci yazıyı yazma ihtiyacı duymuş. İşin garip tarafı eleştiri ve yorumlar daha da artmış. &lt;br /&gt;Ben Faik beyin her iki yazısına da katılıyorum sonuçta yazı yazanı bağlar, eleştirilere de olumlu, olumsuz diye ayırmadan bakıldığında güzel, onlarda kendi fikirlerini yazmışlar. Dolayısıyla bakış açısı ve erkeklerle kadınları anlama yetisi her şahıs için ve her iki cins içinde farklı olabilmektedir. Mesela Çinli bir bilgenin erkeklere beş öğüdü şöyle; &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;1. Ev işlerinde ve zor işlerde sana yardım edecek olan, aynı zamanda da iyi bir işi olan bir kadın bulman önemlidir.&lt;br /&gt;2. Esprili, nüktedan ve seni güldürmesini bilen bir kadın bulman önemlidir.&lt;br /&gt;3. Kendisine güvenebileceğin ve sana hiç yalan söylemeyecek bir kadın bulman önemlidir.&lt;br /&gt;4. Seninle aşk yapmayı seven bir kadın bulman önemlidir.&lt;br /&gt;5. Bu dört kadının birbirini tanımamaları çok daha önemlidir.&lt;br /&gt;Espiriyle karışık farklı bir bakış açısı…&lt;br /&gt;Hem Faik beyin yazılarına hem de yapılan eleştirilere katılmakla birlikte, kadın ve erkek olgusuna farklı bir perspektiften ve hatta çok uç noktadan mükemmeliyetçi olarak bakan bir yazarın kaleminden kadın ve erkek nasıl görünüyor onu bu hafta sizinle paylaşalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KADIN DEDİĞİN… (Erkekler için)&lt;br /&gt;Kadın dediğin güzel olacak arkadaş. &lt;br /&gt;Şöyle savurdu mu eteğini, ruhun rüzgârına kayacak. &lt;br /&gt;Bacakların, ayakların, bilekten bağlı ayakkabıya tutunan parmakların, seyrine doyamayacaksın. Bakımlı olacak kadın dediğin. &lt;br /&gt;Saçları ipek, topukları pembe, boynu ince, salındı mı kuğu gibi zarif olacak ve zarifliğinin ortasında bir hanımefendi barındıracak. &lt;br /&gt;Güzel olacak ama kaşı, gözü, bacağı, göğsü ve göbeğinden önce, sözü doğru, ruhu aydınlık olacak, güzelliği komple olacak. &lt;br /&gt;Korkmayacaksın gecenin bir vakti sol cenapta yüzünü gördüğünde. Yeni bir kâbus gibi yaşamayacaksın gerçeği de. &lt;br /&gt;Güzel olacak ama, aklını evde tutacak kadar da akıllı.... Seni elinin tersiyle değil, avucunun içiyle kavrayacak... Paylaşmayacak seni kimseyle, bir gün seni biriyle görürse, çocuklarına ah ettirmeyecek ve etmeyecek kendisi de tutamadıysa seni.&lt;br /&gt;Öyle bir tutacak ki, bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz beni böyle. Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek küçük kurtçuklarla. &lt;br /&gt;Sıradan ve kabullenir yaşamanın ne demek olduğunu sindirmiş olacak içine. &lt;br /&gt;Asla şatafat düşkünü olmayacak. &lt;br /&gt;Doğum günlerinde bir sıcacık öpücüğün yerini, tek taş bir De Beears'ın alamayacağını algılayacak kadar doygun olacak. Hatırlaman yetecek özel günleri, pahalı bir hediyeyle savuşturmadan, sadeliğin içinde fark edilir olabilmeyi, gösterişli kıyafetle bir tutmayacak.&lt;br /&gt;Duruşu, oturuşu, yürüyüşü abartılı değil, basit hiç değil, sadelikten oluşacak. Kendini süs bebeği gibi ortaya atıp, fingirdeşmeyecek başkalarıyla. &lt;br /&gt;Ekonomiden, politikadan, milli maçlardan ve kültürel olaylardan haberi olacak. Bizi kim yönetir, nasıl yönetir, demokrasi, monarşi, oligarşi nedir bilecek, saf hatun numarasıyla cahilliğini güzelliğiyle örtmeye yeltenmeyecek. &lt;br /&gt;Gezip, eğlenmesini bildiği kadar, pazar parasını kozmetiğe yatırmaması gerektiğini, domatesin, ekmeğin, soğanın, kıymanın kaç para olduğunu bilecek. Cak cak telefonda konuşup, niye böyle fatura geldi hayret tribine girmeyecek. &lt;br /&gt;Eşini dostunu kollayacak ama içi vıcık vıcık dedikodu yumağının içinde kaybolmayacak.&lt;br /&gt;Marka düşkünü, moda düşkünü olmayacak kesinlikle...&lt;br /&gt;Takip edecek ancak yakışanı seçecek. Sökük, paça boyu ve fermuar dikmeyi bilecek, her seferinde terzi aranmayacak pırnık pırnık.&lt;br /&gt; Elinden her iş gelecek. Marifetlerini sadece seni elde ederken değil, seni elde tutarken de gösterecek ve tüm bunlar içinden gelecek içinden, göstermelik olmayacak.&lt;br /&gt;Adamın sinirini bozmayacak, tepesini attırmayacak, cinleri başına toplamayacak, kör olası dilini gerektiğinde yutacak... &lt;br /&gt;Çarşı pazar görmesini, sana don kilot almasını, gömlek, ayakkabı numaranı bilecek... ve zevki seni giydirecek kadar yerinde olacak, kendisini giydirmeyi bildiği gibi.&lt;br /&gt;Orada burada dedikodu yapmayacak, laf taşımayacak, ayıkla pirincin taşını durumlarına sokmayacak. Ortalık yerde kahkahalarıyla sebepsiz çınlamayacak. &lt;br /&gt;Dekoltenin dozunu kaçırmayacak ama sıkı sıkıya da kendini ambalajlamayacak. Açık saçık olan elbisesi değil, sana olan ilgisi olacak ve bunu gösterebilecek medeniyeti...&lt;br /&gt;Onu bir kediyi sever gibi seveceksin yanıbaşında ve huzurla... Öyle 'çağırdım, gelmedin, geç kaldın, aramadın, sormadın, kiminleydin, hesap ver' yapmayacak. &lt;br /&gt;Sana yüreğiyle güvenecek, inançlarıyla sokulacak, bilmem kimin sözüne aldırmayacak, asla arkadaşlarının arkasından konuşmayacak, hele küfür hiç etmeyecek. &lt;br /&gt;Sınırını zorlamayacak, salya sümük ağlamayacak, kıytırık nedenlerden hır gür çıkarmayacak. Sözü dinlenir, anlaşılır olacak. Bir hatayı allayıp pullayıp abartmayacak. &lt;br /&gt;Gömleklerini o ütüleyecek ve o gömleğe hangi pantolon yakışır bilecek. Ama hayatı giyim kuşam üstüne kurulmayacak. Uyum ve uyumsuzluk nedir bilecek. Bir kere, topuklu ayakkabıyla spor ayakkabının ayrımını yapabilecek arkadaş. Dağa çıkarken rugan ayakkabı giymeyecek. 'Of yoruldum, beni ara, beni al, beni bul, bunu isterim' değil, 'sence de uygunsa, yanındayım, ben gelirim, merak etme' olacak lügatında. Tereciye tere satmayacak yani.&lt;br /&gt;Maneviyatı güçlü olacak kadın dediğinin. Ki gücünü senden önce yaradandan aldığını bilecek, yerine göre tapılacak kişinin Allahtan sonra sen olduğunu bilecek. Seni sevmeyi ibadet bilecek, namazları arasına seni sığdırmayacak, namazlarını senin arkanda eda edecek kadar sana emin olacak.&lt;br /&gt;Hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak. Cesur olacak cesur. &lt;br /&gt;Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek ve arkandan laf söyletmeyecek.... &lt;br /&gt;Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş. Koyun gibi yatmayacak, kımıl kımıl olacak yatakta. Aklını başından alacak ama, aklını sadece bununla yormayacak. Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak. &lt;br /&gt;Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini. Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. &lt;br /&gt;Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin. Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük. Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak. En seksi leydi olmayı da bilecek, hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de. Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küsmeyecek, süründürmeyecek. &lt;br /&gt;Kadın dediğin ayıp nedir bilecek. Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek. Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna. iki lafın başı, her tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak. Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak... &lt;br /&gt;Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürsüz yemeklerle işi olmayacak. şöyle pastırmalı kuru fasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz. Salatasız oturmayacak yemeğe. Temiz olacak herşeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri.&lt;br /&gt;Yahut pahalı parfümlerin sindiği, süslü püslü boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin. &lt;br /&gt;Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş. Buram buram kadın kokacak kadın dediğin. &lt;br /&gt;Kadın dediğin güzel olacak ama eli yüzü düzgünden çok öte birşey. Zeki olacak zeki, seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da... &lt;br /&gt;Paranın gücünü bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak. Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terketmeyecek. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak, yan gözle adam kesmeyecek, üstüne sevgili edinmeyecek. &lt;br /&gt;Sarışın, renkli gözlü, uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya... Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir, olacak. Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha. Ağzı sıkı olacak kadın dediğin. Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak... &lt;br /&gt;Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, raf süslerinden, tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak. &lt;br /&gt;Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak, biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak. Komplekslerini güzelliğiyle örtmeye çalışmayacak. Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak. &lt;br /&gt;En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa... Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle. &lt;br /&gt;Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de... &lt;br /&gt;Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek. &lt;br /&gt;Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak. &lt;br /&gt;Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla... &lt;br /&gt;Bileceksin ki evde 'O' kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana... Öyle bir kadın işte... &lt;br /&gt;Ve Sende adam olacaksın seçmesini bileceksin!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADAM DEDİĞİN… (Kadınlar için)&lt;br /&gt;Bu kadar cesur olunabileceğini öğretmediler mi sana... hem ne derler sonra...ayıp... hadi canım... Adam dediğin cesur olacak! Baktı mı şöyle karşıdan, için titreyecek için. Ayaklarında bir dermansızlık, seni alıııp götürecek. Artık ev mi olur, deniz mi, gökyüzü mü, nedir bilmem. Alsın götürsün yeter.&lt;br /&gt;Adam dediğin;&lt;br /&gt;Sana ihtiyacım var demeyi bilecek. Seviyorsa seviyorum var mı, diyebilecek. Korkmayacak ne aşksızlıktan ne parasızlıktan ne senden ne başkasından...&lt;br /&gt;Öyle sümüklü böcek gibi yapışmayan cinsten, kalabalıklarda gözlerini senin üzerinden ayırmayan. Tamam, sigaranı O yakacak, kapıyı sana O açacak, yemeği senin için ilk O tadacak, kibar olacak kısaca asla yapışık ikiz değil. Oturup kalkmasını, kültür yapmasını, iki maç anlatmasını, dini, ekonomiyi, siyaseti bilecek... Misal;  ayet bilecek, hadis bilecek, Avrupa başkentlerini ya da Atatürk’ten sonraki 4 cumhurbaşkanını sayabilecek tereddütsüz...&lt;br /&gt;Vizyonu olacak vizyonu,  televizyondan bakmayacak hayata. İki laf ettiğinde bileceksin ki anlamış da başka konuya atlamış bile. Uyuşuk olmayacak adam dediğin leb demeden leblebiyi yutacak. Sabah saati kurmadan kalkabilecek ve  çoraplarını nereye koyduğunu bildiğinden sabahları debelenmeyecek, titiz değil ama, bir kadına ihtiyacı olmadan da yaşayabileceğini gösterecek.&lt;br /&gt;Adam dediğin sihirli olacak azıcık, ruhuna ulaşmayı öğretecek. Biraz da kıskanç olacak,  vurdu mu ses getirmeyecek ama vurmaktan beter edecek gözleriyle... öyle bir adam işte.... Arada sırada dokunmayacak sana. Aramayacak. Mavi bir kaç gömleği olacak illaki senin ütülediğin.  Merak edeceksin merak, öyle lök diye burnunun dibinde  bitivermeyecek. İnsanın iyi hali var kötü hali var, sende bazen görmek istemeyeceksin, anlayacaaaaak....&lt;br /&gt;Adam dediğin, güdümlü değil eğitimli olacak. Okuduğunu anlayacak, bilmediğine bilmiyorum diyebilecek, sallamayacak özet... Lügatında -haklısın-doğru-evet-gidelim-yapalım-merak etme-sen üzülme- olacak. -üzgünüm-yorgunum-belki-yarın-olmaz olmayacaaaaak... Kasımpatı gibi açılıp saçılmayacak. Bacakları kalınsa, yazın güneşin altında kısa don ve naylon terlik giymeyecek. &lt;br /&gt;Adam dediğin bir söylediği sözü unutmayacak, geri almayacak, temcit pilavı gibi çıkarıp çıkarıp höykürmeyecek.  Utanmayacak, arlanmayacak, başkasının karısına da yan gözle bakmayacak. Azıcık namuzsuz olacak tamam ama o namussuzluğu ancak ve ancak senin uğruna, değerleri ve onuru uğruna kullanacak...&lt;br /&gt;Adam dediğin tespih çekmesini de bilecek camide, sallamasını da bilecek geyik muhabbetlerinde. Hayatı dolu dolu olacak, bilgide, görgüde, hoşgörüde alan olacak hep ama tevazuda, büyüklükte veren olacak. Aldığından daha fazlasını verecek işyerinde ve evinde, ince hesapların peşinde olmayacak, büyük düşünecek, torununa bırakabilecek kadar değerleri olacak dedesinden kalan.&lt;br /&gt;Adam dediğin anlayacak içecekten, yemekten... Balığın yanına gazozu, karpuzun yanına peyniri, sütün yanına çikolatayı koyacak. Çayı şekersiz, neskafeyi sütsüz, şalgam suyunu tek içişte bitirecek. Sert olacak sert adam dediğin, sözünü sakınmayacak, koydu mu yumruğunu masaya, bileceksin ki susman gerek... Adam dediğin öküz olmayacak  ama hiçbir treni de kaçırmayacak. Geç kalmayacak, zamanından öncede yola düşmeyecek, program delisi değil, tam karar gelecek.&lt;br /&gt;Yemek masasında koltuğunu tutacak ama yılışmayacak salya sümük. Ağlayacak omzunda yeri gelecek  ama sana abanmayacak. -sen yoksan ölürüm-  acitasyonu yapmayacak. Arabesk dinleyecek ama hislenecek seni düşünüp, kesmeyecek kolunu budunu. Vurdulu kırdılı filmlere para verip gitmeyecek. At gözlüğü takıp gezmeyecek sağda solda... Kavun peynir yiyecek yemek olmadığında. Sushi'yi de deneyecek ama. Yeniliğe açık olacak her daim, yemem diye tutturmayacak. &lt;br /&gt;Adam olacak adam... Odun gibi çıtır çıtır değil, kömür gibi için için yanacak içinde ve arkasını dönüp uyumayacak seksüel zevkleri bitince. Şefkat olacak adam dediğin anlıyor musun? Gönlünü almasını, sinirini çözmesini, seni memnun etmesini bilecek. Yan gözle şöyle bir süzmesiyle için eriyecek...&lt;br /&gt;'Kırıldım, yamuldum, küstüm, konuşmam' demekle olmaz. Neyse sorun çözecek, ertelemeyecek. Bilecek hayatın kurtarılası anları olduğunu ve o anı bir daha geriye saramayacağını. &lt;br /&gt;Matematik bilecek. Logaritma nedir, türev nasıl alınır, karekökü filan… Kafadan çarpıp bölecek, ayın sonunu getirebilecek.&lt;br /&gt;Kıllı olacak adam dediğin ama senin üstünde balıksırtı gibi kaygan. Oklava tutar gibi tutmayacak kollarını. Aşkı için dağları delecek, fizana gidecek, ama dönmesini de bilecek, kıçının üstüne oturup beklemesini de.  &lt;br /&gt;Adam dediğin iyi araba kullanacak kardeşim!.  Direksiyon hakimiyeti, yön kabiliyeti 100'de 1500 olacak. Bastımı gaza saçların savrulacak, bir iki manevrayla park ediverecek arabayı, mel mel bakmayacak... &lt;br /&gt;Bir salon beyefendisi olacak. Belinden kavrayıverecek uzun parmakları, dansa kaldırırken... Arada bir elini havalandırıp seni döndürecek, soluğuna soluğunu değdirecek, ne zaman duracağını da bilecek.  Kendini göstere göstere afişe etmeyecek. 'tamam hoşum, akıllıyım, param var ama kadınıma da sadığım'  dedirtecek...&lt;br /&gt;Valla bence adam dediğin güzel öpecek, dili gezerken ağzında, elleri tüm vücudunda olacak başka yolu yok. Gözlerin kapanıverecek o seni öperken, aşk sadece yalap şaptan ibaret değil hissi verecek, boynunda nefesi gezerken. Yanlışlıkla teni tenine dokunsa, tüylerin diken diken olacak, sana ‘bu benim erkeğim’ dedirtebilecek. Mutfakta misal; aniden dibinde bitiverecek. Elinde domates filan ne varsa fırlatıp atacaksın lavaboya, masa arayacaksın masa, üzerinde yemek yapmak için değil ama....&lt;br /&gt;Dünyevi zevkleri tadacak bir kere. Hangi ortama ne gider bilecek. Oynamayacak öyle artist gibi, kıkırdamayacak kadın gibi, kocaman kahkahalar savuracak etrafa kendinden emin, nerede gülünür, nerede yas tutulur bilecek...&lt;br /&gt;Bakışıyla kılcal damarların titreyecek, dokunuşuyla ter boşanacak etinden, korkuyla değil ama minnetle sokulacaksın koynuna. Adam dediğin ter kokacak ter. Teriyle  ıslanacaksın, sırtında mı, göğsünde mi, kolunda mı bilmem, yatağa birlikte öyle dolanacaksın. Aşk olacak aşk adam dediğin tepeden tırnağa, aşk… Romantizmi birkaç duygusal şiirle kısıtlamayacak. Koyacak mangala biftekleri, kırdı mı birde soğan yanına, şarkılar söyleyecek neşelisinden, kederlisinden yahut gidecek bir techno bara, ritmde boğulacak sallanırken. Yanında yabancı gibi değil, ben bu adamın ciğerini bilirim bakışlarıyla dolaşacaksın... yoksa ne?....&lt;br /&gt;Çalışkan olacak çalışkan, tuttuğunu koparacak. İşçi olacak işçi, çalışmadan karizma satmayacak. Yeri gelecek limon satacak, utanmayacak. Taşı sıktı mı suyu çıkacak. Baba parası yemeyecek, babasına destek çıkacak. Annesini sevecek ama kadınına kuma getirmeyecek. Almayacak başkasının ahını da, kadınının ahını da. Aile, akraba nedir, bayram seyran kimler aranır sorulur, kimler küstürülmez, kimlerin elleri öpülür... Bilecek...  &lt;br /&gt;Büyüklüğünü, önündeki ceketin düğmesini ilikleyerek  değil, önünde ceket iliklettirerek farkettirecek. Dobra olup kabalaşmayacak. Eleştirinin ince ayarını, bir terzi maharetiyle teğelleyecek. İnsanları kırmadan da hataların onarılabileceğini öğretebilecek. Öyle hemen yorulmayacak, sızmayacak ve hiç başı ağrımayacak. Dişleri, tırnakları, burnu ve saçları temiz olacak. &lt;br /&gt;Adam adam kokacak, parfümlü züppe değil. Kudurmadan eğlenmeyi bilecek, kudurtmadan dize getirmeyi bildiği gibi.  &lt;br /&gt;Adam dediğin yazın buz gibi, kışın soba gibi olacak. Çok şişman, çok zayıf, çok uzun, çok kısa, çok yakışıklı, çok sıradan, çok titiz, çok mükemmeliyetçi, çok kaba, çok kıskanç, çok bayağı olmayacak.  Normal ama aykırı olacak. Sıkmadan sıkıştıracak, baymadan bayıltacak, ezmeyecek ruhunu anlıyor musun? Sarsacak ama, sarsıntın depresyondan olmayacak...&lt;br /&gt;Demem o ki; adam adam olacak, adam gibi adam dedikleri...  Ama sen de hakikaten kadın olacaksın. Bütün bunları yaşatabilecek bir ruhu yetiştirebilecek bir koca yürek, bir koca ana. Ana olacaksın...&lt;br /&gt;Bir adam büyütmek o kadar da kolay değilmiş di mi? Ne o, hazıra mı konacaktın? Böyle analar olmasa, böyle adamlar nereden bulunur söyle,  hadi söyle? &lt;br /&gt;Sende analığını bileceksin, kadınlığını bildiğin kadar, otur oturduğun yerde erkeğine ram ol!...&lt;br /&gt;Şener İŞLEYEN&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-7046299883190602603?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/7046299883190602603/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/04/kadin-ve-erkek-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/7046299883190602603'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/7046299883190602603'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/04/kadin-ve-erkek-uzerine.html' title='KADIN VE ERKEK ÜZERİNE'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Se7bWVnBFzI/AAAAAAAAAMo/R7FWTG1zTac/s72-c/aile1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-560390128057020406</id><published>2009-04-15T16:45:00.000+03:00</published><updated>2009-05-16T16:46:21.733+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>ZORDUR KADIN OLMAK</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SeXlEJnEgEI/AAAAAAAAAMU/1X0PSLW40mQ/s1600-h/a%C5%9Fk.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SeXlEJnEgEI/AAAAAAAAAMU/1X0PSLW40mQ/s400/a%C5%9Fk.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324913993897508930" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu hafta farklı bir konu ile ilgili yazmayı düşünüyordum; fakat geçen hafta erkeklerle ilgili yazdığım yazıya gelen yorumlar ve bana ulaşan e maillere bakınca konuyu kadın gözüyle de irdelemenin bir sakıncası olmadığını düşündüm. Empati konusunda hala sorunlarım var bunu kabul ediyorum. Buna rağmen gelen yorumları anlamaya çalıştım. Üzerinde düşündüm. Bir kısmı gerçeği yansıtırken bir kısmı da yansıtma olabilirdi. Her ne olursa olsun iletişim diğeri tarafından nasıl algılandığındır denildiğine göre, karşı taraftan da görüş almayı yararlı buldum. Hem bir kadın hem de psikolojik danışman olan Sümeyra Güler sağ olsun yazıyı incelemiş ve üzerinde de kapsamlı bir çalışma yapmış ve düşüncelerini göndermiş. Şimdi onun yazdıklarını sizinle de paylaşmak istiyorum. Bu arada Dr. Candan Esin’de önceki yazıyı beğendiğini söylemiş kendisine de teşekkür ediyorum. Okuyalım Sümeyra Güler’in yazdıklarını:&lt;br /&gt;Yazarın erkek gözüyle kendine bakışına bir bayan gözüyle cevap vermek gerekirse ben de derim ki… Zordur kadın olmak bu ülkede…ve zordur erkeği anlamak en narsisistinden en şizoidine…&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;      “Eleştirilmek yerine sessizliği, sorgulanmak yerine kabullenilmeyi, özgürlüklerinin tanınmasını, zaman zaman kendilerine ait alan bırakılmasını ister ve özellikle de şüphe duyulmak yerine güvenle bir kenarda beklensinler isterler” der Sayın Özdengül yazısında..Bir erkek neden eleştirilir..Bir erkek neden sorgulanır ve bir erkek neden güven veremez..Elbette ki durumun normal ve anormal çerçevesinde pek çok açılımı yapılabilir.Şimdi patolojik olan kısma kısaca değinmemiz gerekirse Bir beklentidir çoğu kez , eleştiri sorgulama ve güvensizliğin temelinde yatan..Kadının özünde var olan sevgi açlığı ufacık bir kelimeye mübtela ederken kadını…o hep bekler, bir erkeğin iltifatını..yeteri kadar beslenemezse kendinden verir..Sever ve sevgisini çeşitli yollarla dillendirir..Yine karşılığını alamayan sevgi mübtelası kalp özler..Özlemi yansımalarında bulamadığı kendisinedir belki ama o hep arar…bir başka gözde var olmaya çalışır..ve o göz narsisistik bir duruşla kendisinden başkasını görmüyorsa kadın yok olur..Ya da bir şizoidin aynalarından geçmeye çalışır da aynaya çarparsa duyguyu duygusuzlukta ararken yine kadın yok olur.Bu yokluğun çıkmazında yaşadığı ölümcül öfkeyle eleştirmeye başlar…sorgulamaya başlar..ve hep şüphe duyar varlığından…Aslında sistem öylesine kapatır ki iki kişiyi bir yanda terk etme alternatifini kullanarak ayrılık korkusu yaşayan sert bir duruş..Öte yandaysa daha gelmemiş bir terkin gelmişçesine yaşanan ızdırabı…patolojiler birbirini tetiklerken beslenen bir şeyler vardır ortada..Karşılıklı kontroller..Bakalım dayanma noktası nedir..Bunu da yapsam kaybeder miyim?hımmm buna dayandı sanırım biraz seviyor..o zaman derinleştirmeli bu sancıyı..Ona da dayanırsa yeni bir sınav..derken hep zorlaşan bu çetrefilli yolda bitmeyen bir ilişkinin bitmeyen yolculuğu…ama biten bir şeyler var..gergince geçirilen bir ömür…kendi tuzağında boğulan göz yaşları….ve yazarın bahsettiği anlaşma  ya da boşanma sürecine yaklaştıran saniyeler..&lt;br /&gt;Yine der ki Sayın Özdengül..”Duygularını ifade etmeden partnerlerince anlaşılmayı beklerler Bir yandan otorite olsunlar diğer yandan da karşı cins tarafından sessizce yönlendirilsinler. İstekleri budur. Kolay incinir ve değilmiş gibi davranırlar. İncindiklerinde hızlıca uzaklaşır kendi içlerine kapanırlar. Zordur erkek olmak. Güçlü ,koruyan ve kollayan kadınları beklerler bir yandan da. Duygularını ifade etmek yerine tersi olmaları konusunda yönlendirilmişlerdir çünkü. Hem avcı hem av olmak zordur. Onları oldukları gibi kabullenip çoğunlukla suskunca sevecek partner arayıp dururlar” Duygularını ifade etmeyip genelde anlaşılmayı beklemek yerine bazen de ifade ettirmeyi tercih edip bildikleri gibi davranmayı seçerler..İşte sanırım bir kadını en çok çileden çıkaran şeylerden biri de budur..En azından  öncesinde ne istediğini bilmeyen bir muhatabı olduğunu düşünürken şimdi hem ne istediğini bilen hem de buna rağmen yapmayan biri…Kadınca açılımıysa “sen istediğin kadar bekle ve istediğin kadar üzül benim umurumda bile değil”…Kolay incinen ve değilmiş gibi davranan bir yapı acaba neden bu kadar kolay incitmeyi seçer diye düşünmekten kendimi alamıyorum. İncindiklerinde hızlıca uzaklaşır kendi içlerine kapanırlar. Bu cümle şizoide götürüyor ister istemez..Bir erkeği sürgüne göndermek başarılı bir kadının işi elbette. Yalnız aynı başarılı kadın neden kırıldığında sürgüne gitmek yerine kalmayı ve acı da olsa beklemeyi seçer?? . Zordur erkek olmak. Anlamadan anlaşılmayı beklemek ve bu anlaşılmamışlık sonucunda anlamamaya karar vermek hiç de kolay değil elbet.. &lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül&lt;br /&gt;fozdengul@gmail.com&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-560390128057020406?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/560390128057020406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/04/zordur-kadin-olmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/560390128057020406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/560390128057020406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/04/zordur-kadin-olmak.html' title='ZORDUR KADIN OLMAK'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SeXlEJnEgEI/AAAAAAAAAMU/1X0PSLW40mQ/s72-c/a%C5%9Fk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-6992894518296425803</id><published>2009-04-09T16:46:00.000+03:00</published><updated>2009-05-16T16:47:07.018+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>ERKEKLER</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sd3mjuD56jI/AAAAAAAAAL8/eFlTOMgieGA/s1600-h/buzda%C4%9F%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 299px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sd3mjuD56jI/AAAAAAAAAL8/eFlTOMgieGA/s400/buzda%C4%9F%C4%B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322663835956013618" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Erkek olmak sosyal olarak özellikle bizim kültürümüzde, basitçe sorumluluk sahibi, kadınını seven, koruyan, sahiplenen, ailesinin geçimini sağlayan, kendisine yaslanılan gibi algılansa da içerden bir erkek gözüyle durum farklıdır. Erkekler güçlü görünüp algılanmak yanında böyle olmadıklarının da bir yandan bilinmesi ama belli edilmemesini isterler. Onlar da sonuçta bir kadın tarafından yetiştirilirler ve yine kadınlar için yetiştirilirler. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Duygularını ifade etmeden partnerlerince anlaşılmayı beklerler. Eleştirilmek yerine sessizliği, sorgulanmak yerine kabullenilmeyi, özgürlüklerinin tanınmasını, zaman zaman kendilerine ait alan bırakılmasını ister ve özellikle de şüphe duyulmak yerine güvenle bir kenarda beklensinler isterler. Bir yandan otorite olsunlar diğer yandan da karşı cins tarafından sessizce yönlendirilsinler. İstekleri budur. Kolay incinir ve değilmiş gibi davranırlar. İncindiklerinde hızlıca uzaklaşır kendi içlerine kapanırlar. Zordur erkek olmak. Güçlü ,koruyan ve kollayan kadınları beklerler bir yandan da. Duygularını ifade etmek yerine tersi olmaları konusunda yönlendirilmişlerdir çünkü. Hem avcı hem av olmak zordur. Onları oldukları gibi kabullenip çoğunlukla suskunca sevecek partner arayıp dururlar. Bir erkeğin aslında kadından daha çok ihtiyacı var ilişkinin doğasını öğrenmeye. Ancak buna ihtiyacı yokmuş gibi yaklaşılmasıdır beklentisi. Zira bu cümle bile incitir onları.&lt;br /&gt;Onları ilişkiler konusundaki bir toplantıya kadınları anlamak konu başlığı altında çağırmalısınız.&lt;br /&gt;Hz Mevlana "Zaloğlu Rüstem olsa, hatta Hamza'dan ileri gitse de yine de hükmetme konusunda erkek karısının esiridir" der.&lt;br /&gt;Erkeğin silahı terk edebilme alternatifi, kadının dayanamadığı terk edilme endişesidir. Erkek ve kadın diye ayırıyorum ancak bunları söylerken her iki özelliğin de hepimizde olduğunu da göz ardı etmeyelim. Eril ve dişil özellikleri her birimiz taşırız. Cinsel kimlik farklı olsa da bazen erkeklerin dişil kadınların da eril özelikleri daha çok öne çıkardıkları da görülür.&lt;br /&gt;Aslında terk etmek ve ayrılmaya dayanmak olgunluk ölçütüdür. Bu riski göze alabilmek güçtür. Bağlanma ayrılma kapasitesidir bir bakıma olgunluk. Bir ilişki bunlara dayandırılmaz elbette. İlişkiyi özel kılan olgunluk ve sevme kapasitesidir. Zira sevgi pazarında veren kazanır der Hz Pir. Erkek ve kadın ilişkisinin üç bölüme ayrıldığını kabul edersek, romantizm, güç savaşı, anlaşma veya boşanma şeklinde. İkinci bölüm olan güç savaşı dönemine ait söylediklerim. &lt;br /&gt;Yazıma erkeklerden söz ederek başlamıştım. Yine oradan devam etmek istiyorum. Kadınların güç savaşına girmemelerini önermiştir Hz Pir. Kadını ateşe ve erkeği suya benzetmiş. Ve ateşin suya doğrudan yönelmesini tavsiye etmemiştir. Öyle olursa su ateşi söndürür. Onları bir kaba koyarsanız buhar olurlar demiş ve bir anlamda da kadınlarımıza erkekleri yönetmenin ince ve gizli yolunu göstermiştir. &lt;br /&gt;Erkeklerimiz zaten buhar olmaya gönüllüdür. Ancak usulü ile olsun isterler. Göstere göstere yok sayılmayı, herkesin gözü önünde mağlup olmayı hazmedemezler ve saldırganlaşırlar. Ağlamak kadınların tuzağıdır. Öyle der Hz Pir. İlişkilerde tuzak olur mu? Olur. Davranışların kökeninin daha çok bilinçdışı olduğunu düşünürsek ve savaşların aslının da barış olduğunu hatırlarsak bu her zaman mümkündür. &lt;br /&gt;Peki bütün bu yazılanların ilişkilerde devre dışı kaldığı, sessizce, hiç konuşmadan, savaşmadan anlaşanların olduğu seviye yok mudur? Vardır. Az da olsa vardır. Yumuşamış, olgunlaşmış, berraklaşmış, pası giderilmiş gönüllerle mümkündür. Yumuşaktır. Sessizdir. Ilıktır. Gözlerle ve hatta gözü kapalıyken de tercümanların arada gidip geldiği gönüller arasında mümkündür.&lt;br /&gt;Yeniden erkekler:&lt;br /&gt;Kadınlar tarafından ve yine kadınlar için yetiştirilen erkeklerin işi hiç kolay değil.&lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül&lt;br /&gt;fozdengul@gmail.com&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-6992894518296425803?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/6992894518296425803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/04/erkekler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6992894518296425803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6992894518296425803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/04/erkekler.html' title='ERKEKLER'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sd3mjuD56jI/AAAAAAAAAL8/eFlTOMgieGA/s72-c/buzda%C4%9F%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-6823910487166817314</id><published>2009-04-07T20:40:00.000+03:00</published><updated>2009-05-16T16:14:56.862+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NLP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>FARKINDALIK</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SdsDfqIeOXI/AAAAAAAAAL0/XGWcqhTlDSY/s1600-h/ozguven.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 256px; height: 301px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SdsDfqIeOXI/AAAAAAAAAL0/XGWcqhTlDSY/s400/ozguven.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321851227089025394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir şeylerin farkında olmak için geçerli formül nedir sizce?&lt;br /&gt;Yaşadığımız kalabalık dünyada ne kadar yalnızız ya da kimler bizim farkımızda? Aldığımız nefesin ne kadarı bizim gayretimizle ve çalışmamızla doluyor ciğerlerimize? Ömür denilen yolda giderken ya da uğraşıyorken uhrevi hayata geçiş stajında, içinden geçtiğimiz girdaplar bize kalbimizin beynimize pompaladığı kandan daha fazlasını mı veriyor? Gelecekte olması muhtemel türbülanslara dair bir semazen duruşumuz var mı sema halinde, acziyetinin farkında ama dimdik ayakta…&lt;br /&gt;Mevlana Mesnevisinde “Sufi; vakit çocuğudur; geçmişe üzülmez, geleceğe kaygılanmaz. Sadece içinde olduğu anı yaşar” diyor. Bir başka beyitinde “Geçmiş ve gelecek bizi Allahtan uzaklaştırır; her ikisini de ateşe atıp yakın.” demiştir. Bunun için öğrenmek, hissetmek, sezinlemek, yaşamak ve olgunlaşmak lazım bana göre. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Bir yılı aşkın bir süredir Faik hocamdan adam olabilme sanatı konusunda, bir başka deyişle olgunluk mertebesine ulaşma konusunda öğretiler alıyoruz bir gurup arkadaşla. Ve bu sürede savunma mekanizmalarından tutun, Mevlana’nın Aşkın Terapisine kadar hocamın bağından tüm toplayabildiklerim farkındalık sanatının inceliklerinden ibaret ama yetiyor. &lt;br /&gt;Olgunluğun en derin tarafı saf, bilinçli, farkındalıktır bence. Eğer olgunluk mertebesine ulaşmışsak farkındalıklarımız, acı ya da zevk verici deneyimlerimiz arasında hiçbir ayrım yapmaz. Sadece bunların farkında oluruz. Çevremizde olup biten olayların içinde yer almadan ve onlarla özdeşleşmeden, tanık pozisyonundaki gözlemleme tutumu farkındalıktır. Eylemsizliktir. Farkında olmak; hiçlik, yalnızlık ve acziyetimizi itiraf etmek, diğer bir yönüyle dua etmek dışında hiçbir şey yapmamaktır. Bu bir şekilde bizim müdahalemiz olmadan her şeyi olduğu gibi görebilmektir. Nerede olursak olalım ve ne yaparsak yapalım devamlı bir şekilde tanık pozisyonumuzu korursak yeni bir varoluş düzeyine geçeriz. Aslında gerçekleştirmemiz gereken tek radikal bakış açısıda budur. Bu konuda hocamın hocası şöyle diyor Mesnevi’sinde;&lt;br /&gt;“İnsanoğlu bir han gibi&lt;br /&gt;Her gün yeni bir misafir geliyor.&lt;br /&gt;Neşe, hüzün, zulüm,&lt;br /&gt;bazen hiç beklenmedik bir anda farkındalık geliverir.&lt;br /&gt;Hepsine hoş geldin de ve güzel ağırla,&lt;br /&gt;Her ne kadar bunlar evinin eşyalarını&lt;br /&gt;acımasızca yok eden üzüntüler de olsa,&lt;br /&gt;Her bir misafire onurlu davran..&lt;br /&gt;Bilemezsin belki de bu,&lt;br /&gt;seni yepyeni bir güzelliğe hazırlayan temizliktir.&lt;br /&gt;Karanlık bir düşünce, utanç yada kötü bir niyet,&lt;br /&gt;hepsini güzel karşıla ve içeri buyur et..&lt;br /&gt;Ne gelirse gelsin müteşekkir ol,&lt;br /&gt;çünkü her biri ötelerden gönderilen birer rehber..”&lt;br /&gt;Benim gibi ardından rahmetin geleceğini bildiğinden, kapalı ve puslu havaları seven, tecrübelerine harç olsun diye acılarını biriktiren, dertleriyle barışık, arabesk hayat yaşayan kişiler için ötelerden gelen her bir uyarı, eziyetlere şükür için bir kapı gibi görünebilir. Yapmamız gereken ve olmamız gereken hiçbir şey yoktur iyiliğe kucak açıp, kötülüğü uçurmaktan başka.  Farkındalıkla yaşarken, dışımızda meydana gelenleri yargılamamalı ve fakat kendimizi yani içimizde olup biten duyguları yargılamayız. Onlarla savaşmak zorunda değiliz insan olmak için. Bediüzzaman farklı bir bakış açısıyla anlatıyor hayatı;&lt;br /&gt;“Yediklerimiz değil, hazmettiklerimiz bizi güçlü yapar.&lt;br /&gt;Kazandıklarımız değil, biriktirdiklerimiz bizi zengin yapar.&lt;br /&gt;Okuduklarımız değil, hatırladıklarımız bizi bilgili yapar.&lt;br /&gt;Başkalarına verdiğimiz öğütler değil, bizzat uyguladıklarımız bizi 'insan' yapar...” &lt;br /&gt;O zaman farkındalık, anda olan her şeyin tam bir bilinçlilikle gerçekleşiyor olması ve bizzat şahit olmanın, mevcut olmanın o olayı yaşamanın ve insan olmak için Kur’an ve Sünnet sanatını hayata geçirme anlamına gelmiyor mu? Mesela bir hata gerçekleşirken sen orada mevcut olursan o hata oluşamaz. Mevcudiyet varsa ve uyanıksan mesele yok. Hata sadece sen derin uykudayken gerçekleşebilir. Sen orada olursan varlığında hemen bir dönüşüm olmaya başlar çünkü sen oradaysan ve farkındaysan pek çok şey mümkün değildir. Günah delinen tüm şeyler sen farkındaysan mümkün değildir. Dolayısıyla gerçekte sadece tek bir günah vardır o da farkında olmamaktır. Farkında olmak için hayrı verenden istemek, O’na dayanmak ve elçilerini rehber edinmek gerekmez mi? Öyleyse adam olmak için farkında olmaya, aşkın terapiye devam edelim Faik hocam. Hadi kim tutar bizi…&lt;br /&gt;Şener İŞLEYEN &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-6823910487166817314?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/6823910487166817314/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/04/farkindalik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6823910487166817314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6823910487166817314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/04/farkindalik.html' title='FARKINDALIK'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SdsDfqIeOXI/AAAAAAAAAL0/XGWcqhTlDSY/s72-c/ozguven.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-8417402074895831644</id><published>2009-03-26T15:47:00.000+02:00</published><updated>2009-05-16T16:48:00.826+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>"B" İLE BAŞLAMAK</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sd3mjuD56jI/AAAAAAAAAL8/eFlTOMgieGA/s1600-h/buzda%C4%9F%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 299px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sd3mjuD56jI/AAAAAAAAAL8/eFlTOMgieGA/s400/buzda%C4%9F%C4%B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322663835956013618" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Erkek olmak sosyal olarak özellikle bizim kültürümüzde, basitçe sorumluluk sahibi, kadınını seven, koruyan, sahiplenen, ailesinin geçimini sağlayan, kendisine yaslanılan gibi algılansa da içerden bir erkek gözüyle durum farklıdır. Erkekler güçlü görünüp algılanmak yanında böyle olmadıklarının da bir yandan bilinmesi ama belli edilmemesini isterler. Onlar da sonuçta bir kadın tarafından yetiştirilirler ve yine kadınlar için yetiştirilirler. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Duygularını ifade etmeden partnerlerince anlaşılmayı beklerler. Eleştirilmek yerine sessizliği, sorgulanmak yerine kabullenilmeyi, özgürlüklerinin tanınmasını, zaman zaman kendilerine ait alan bırakılmasını ister ve özellikle de şüphe duyulmak yerine güvenle bir kenarda beklensinler isterler. Bir yandan otorite olsunlar diğer yandan da karşı cins tarafından sessizce yönlendirilsinler. İstekleri budur. Kolay incinir ve değilmiş gibi davranırlar. İncindiklerinde hızlıca uzaklaşır kendi içlerine kapanırlar. Zordur erkek olmak. Güçlü ,koruyan ve kollayan kadınları beklerler bir yandan da. Duygularını ifade etmek yerine tersi olmaları konusunda yönlendirilmişlerdir çünkü. Hem avcı hem av olmak zordur. Onları oldukları gibi kabullenip çoğunlukla suskunca sevecek partner arayıp dururlar. Bir erkeğin aslında kadından daha çok ihtiyacı var ilişkinin doğasını öğrenmeye. Ancak buna ihtiyacı yokmuş gibi yaklaşılmasıdır beklentisi. Zira bu cümle bile incitir onları.&lt;br /&gt;Onları ilişkiler konusundaki bir toplantıya kadınları anlamak konu başlığı altında çağırmalısınız.&lt;br /&gt;Hz Mevlana "Zaloğlu Rüstem olsa, hatta Hamza'dan ileri gitse de yine de hükmetme konusunda erkek karısının esiridir" der.&lt;br /&gt;Erkeğin silahı terk edebilme alternatifi, kadının dayanamadığı terk edilme endişesidir. Erkek ve kadın diye ayırıyorum ancak bunları söylerken her iki özelliğin de hepimizde olduğunu da göz ardı etmeyelim. Eril ve dişil özellikleri her birimiz taşırız. Cinsel kimlik farklı olsa da bazen erkeklerin dişil kadınların da eril özelikleri daha çok öne çıkardıkları da görülür.&lt;br /&gt;Aslında terk etmek ve ayrılmaya dayanmak olgunluk ölçütüdür. Bu riski göze alabilmek güçtür. Bağlanma ayrılma kapasitesidir bir bakıma olgunluk. Bir ilişki bunlara dayandırılmaz elbette. İlişkiyi özel kılan olgunluk ve sevme kapasitesidir. Zira sevgi pazarında veren kazanır der Hz Pir. Erkek ve kadın ilişkisinin üç bölüme ayrıldığını kabul edersek, romantizm, güç savaşı, anlaşma veya boşanma şeklinde. İkinci bölüm olan güç savaşı dönemine ait söylediklerim. &lt;br /&gt;Yazıma erkeklerden söz ederek başlamıştım. Yine oradan devam etmek istiyorum. Kadınların güç savaşına girmemelerini önermiştir Hz Pir. Kadını ateşe ve erkeği suya benzetmiş. Ve ateşin suya doğrudan yönelmesini tavsiye etmemiştir. Öyle olursa su ateşi söndürür. Onları bir kaba koyarsanız buhar olurlar demiş ve bir anlamda da kadınlarımıza erkekleri yönetmenin ince ve gizli yolunu göstermiştir. &lt;br /&gt;Erkeklerimiz zaten buhar olmaya gönüllüdür. Ancak usulü ile olsun isterler. Göstere göstere yok sayılmayı, herkesin gözü önünde mağlup olmayı hazmedemezler ve saldırganlaşırlar. Ağlamak kadınların tuzağıdır. Öyle der Hz Pir. İlişkilerde tuzak olur mu? Olur. Davranışların kökeninin daha çok bilinçdışı olduğunu düşünürsek ve savaşların aslının da barış olduğunu hatırlarsak bu her zaman mümkündür. &lt;br /&gt;Peki bütün bu yazılanların ilişkilerde devre dışı kaldığı, sessizce, hiç konuşmadan, savaşmadan anlaşanların olduğu seviye yok mudur? Vardır. Az da olsa vardır. Yumuşamış, olgunlaşmış, berraklaşmış, pası giderilmiş gönüllerle mümkündür. Yumuşaktır. Sessizdir. Ilıktır. Gözlerle ve hatta gözü kapalıyken de tercümanların arada gidip geldiği gönüller arasında mümkündür.&lt;br /&gt;Yeniden erkekler:&lt;br /&gt;Kadınlar tarafından ve yine kadınlar için yetiştirilen erkeklerin işi hiç kolay değil.&lt;br /&gt;Dr Faik Özdengül&lt;br /&gt;fozdengul@gmail.com&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-8417402074895831644?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/8417402074895831644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/03/b-ile-baslamak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/8417402074895831644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/8417402074895831644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/03/b-ile-baslamak.html' title='&quot;B&quot; İLE BAŞLAMAK'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sd3mjuD56jI/AAAAAAAAAL8/eFlTOMgieGA/s72-c/buzda%C4%9F%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-7882073633200857564</id><published>2009-03-04T16:35:00.000+02:00</published><updated>2009-05-16T16:41:07.511+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>WİLLOW TREE</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sa6SQ8Iv3DI/AAAAAAAAAJ8/iyyknaUIbSQ/s1600-h/ya%C4%9Fmur3.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sa6SQ8Iv3DI/AAAAAAAAAJ8/iyyknaUIbSQ/s400/ya%C4%9Fmur3.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5309341830434774066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçen haftaki yazımda istemekten söz etmiştim. Bugün hem bir sinema filmi hem de sinema terapiden söz ederek konuya devam etmek istiyorum.&lt;br /&gt;Film. WILLOW TREE (Söğüt Ağacı)&lt;br /&gt;The Willow Tree ( 2005)  &lt;br /&gt;Yapımcı yonetmen: Majid Majidi,   Senaristler; Majid Majidi, Fouad Nahas ve Nasser Hashemzadeh,  Fotoğraf Direktörleri:  Mahmoud Kalari,  Bahram Badakshani ve Mohammad Davudi,  muzik; Ahmad Pehzman,  Kurgu: Hassan Hassandoost. 96 dakikalık film  New Yorker Films tarafından piyasaya sürüldü.&lt;br /&gt;Oyuncular:&lt;br /&gt;Parvis Parastui (Yusef), Roya Taymourian ( Roya), Afarin Obeisi ( Anne),  Mohammad Amir Naji (Morteza),  Melika Eslafi (Mariam)  ve Leila Otadi (Pari).&lt;br /&gt;Íran’lı film yönetmeni Majid Majidi’nin filmi  ‘The Willow Tree’  bir insanın Tanrı ile konuşmasıyla başlar. &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Karanlık  sahne.&lt;br /&gt;Bir erkek sesi duyulur sadece.&lt;br /&gt;“ Konuş benimle!&lt;br /&gt;   Hiç kimseye söylemeden buna ne kadar daha katlanabilirim?&lt;br /&gt;   Bir gün?   Bir hafta?   Bir ay?&lt;br /&gt;   Kendim için mi  üzüleyim, yoksa onlar için mi?&lt;br /&gt;Bir kız sesi duyulur:  sahne hala karanlık. &lt;br /&gt;“ Baba”&lt;br /&gt;Gene erkek sesi:&lt;br /&gt;“ Eğer öğrenirlerse, nasıl karşılarlar?&lt;br /&gt;Kız sesi;&lt;br /&gt;“ Baba Yusef”&lt;br /&gt;Erkek sesi:&lt;br /&gt;“ Onunla başa çıkabilirler mi?”&lt;br /&gt;Kız sesi;&lt;br /&gt;“ Onları buldum”&lt;br /&gt;Erkek sesi;&lt;br /&gt;“İyi, hadi bırak onları suya, ben hazırım!”&lt;br /&gt;Kız sesi:&lt;br /&gt;“ Ben küçük olanım sende büyük olan”&lt;br /&gt;Burada yakından çekilmiş iki küçük el,  biri uzun biri kısa iki çubuğu suya bırakır. Kamera çubukları takip eder…sonunda iki büyük el ve kör bir adam görürüz.&lt;br /&gt;8 yaşında iken gözlerini havai fişek kazasında kaybeden Yusef( Parvis Parastui), 45 yaşında üniversitede edebiyat profesörüdür. &lt;br /&gt;Braille alfabesi ile yazar ve okur.  Çok düşkün ve yardımcı karısı, seven kızı, güzel evi, balkonu ve  bahçesi ile karanlık ama küçük bir cennette yaşar gibi görünür.  Ama içinde büyük bir acı taşımaktadır.&lt;br /&gt;Devamlı Allah ile konuşmaktadır.  Dua etmektedir, istemektedir gözlerinin açılması için. Ve mucize,  Paris’de kornea nakli ameliyatı ile görmeğe başlar.&lt;br /&gt;Yusef’in dünyası tamamen değişmiştir.&lt;br /&gt;Yusef dualarının sonucu gözleri açıldıktan sonra dünyayı yeniden tanımaya  çalışır. Karısının düşkünlüğünü kendisine acıması gibi görmeğe başlar ve nefret eder.  Yaşamadığı hayatın üzüntüsü içinde kendi yazılarını, her şeyi  yakar, yıkar. Zaten filmin sonunda da gözlerinin açılmasının nasıl bir felakete dönüştüğü fark edilir.&lt;br /&gt;Sinema terapi nedir o zaman?&lt;br /&gt;Sinemanın insan  üzerinde yarattığı korku, heyecan, öfke, sevinç, coşku ve aşk gibi duyguların işlenmesine, analizine ve olumlu modelleme temellerine danan bir yöntemdir sinema terapisi. Bu yöntemle  duyguların artan şiddetini terapilerimizde itici ekstra bir güç olarak kullanırız.&lt;br /&gt;  Filmde işlenen konu ve karakterler üzerinden analizler yapılıp danışanlarımızın doğrudan yaşadıkları sorunla  alakalandırırız. Hikayeler ve metaforlar üzerinden yapılan psikoterapiler için etkili bir araçtır sine-terapi.  Sinema, hikaye ve metaforlar anlamında geniş bir kaynak gibidir. Sanki gerçek yaşamın tamamı damıtılarak sinemada sunulur bizlere. İnsana dair ne varsa sinemada bulmak mümkündür.  Bu zenginlik görsel ve işitsel  yönü ile insan üzerinde derin etkiler ve duygusal dalgalanmalar yaratır.  Amacımız sinemanın insan üzerinde yarattığı duygusal esinti ile yelkenlerimizi doldurup psikoterapi yolculuğunda daha hızlı yol almaktır. &lt;br /&gt;   Ayrıca danışanlarımızın  film üzerine yaptıkları konuşmalar, analizler  onların stresle baş etme stratejileri, kimlik örüntüleri ve bilinçdışı savunma düzenekleri hakkında bize net bilgiler verir. Bu bilgileri de psikoterapilerimizin bir parçası haline getiririz.&lt;br /&gt;Söğüt ağacı(Willow Tree), isterken bizim için hayırlı olanı istemeyi. Yaşadığımız zor ve anlamsız gibi görünen şeylerin bizim için muvafık olabileceğini, nasıl istenileceğinin de yine veren tarafından öğretildiğini ve öyle istenmesi gerektiğini bize bir kez daha hatırlattı. &lt;br /&gt;Sen istersen ateş, lâtif su olur; dilemezsen su bile ateş kesilir.&lt;br /&gt;Bizim şu niyazımızı da yine sen ilham etmektesin. Zulümden kurtulmamız, senin ihsanındır.&lt;br /&gt;Sen bize bu isteği, biz istemeksizin verdin, hadsiz, hesapsız ihsanlarda bulundun. &lt;br /&gt;(1336-38.1.Mesnevi) Dr Faik Özdengül   fozdengul@gmail.com&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-7882073633200857564?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/7882073633200857564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/03/willow-tree.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/7882073633200857564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/7882073633200857564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/03/willow-tree.html' title='WİLLOW TREE'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/Sa6SQ8Iv3DI/AAAAAAAAAJ8/iyyknaUIbSQ/s72-c/ya%C4%9Fmur3.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-1489575168736322246</id><published>2009-02-17T16:33:00.000+02:00</published><updated>2009-05-16T16:40:32.639+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>KAYIPTAN SONRA</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SZplLxM58kI/AAAAAAAAAJE/slStjFvGQqA/s1600-h/18.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SZplLxM58kI/AAAAAAAAAJE/slStjFvGQqA/s400/18.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5303662764042613314" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kayıp yaşayan insanlara ilişkin gözlemlerimden söz etmek istiyorum.&lt;br /&gt;Bir aile büyüğünü, sevgilisini, eşini, arkadaşını, saatini, yüzüğünü, işini, konumunu. Sahip olduğu ya da bir şekilde ilişki içinde olduğu herhangi bir şeyi fark etmiyor. Kayıp duygusu önceki tüm kayıpları da geri getiriyor ve anlaşılmaz bir süreç başlıyor. Kaybedilen şeyle ilişkinin doğası, kaybetme biçimi, kişinin ruhsal durumu ondan sonraki süreci etkiliyor. &lt;br /&gt;İnsanlar adına yas dediğimiz bir karmaşa içinde geliyorlar. Genellikle de depresyon tablosu. Keder duygusuyla birlikte, öfke ve suçluluk duyguları bir şekilde birleşiyor. Yeniden toparlanmak bazılarında uzun zaman alıyor. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda bahsettiğim şeylerle olan ilişkimiz, yani onlara bağlanma biçimimiz ilişkilerimizde esas rol oynuyor. İnsanlar bir şeye bağlanırlar ya da bağlanmazlar. Bağlanmanın şekli ve biçimi ilişkinin yaşanmasındaki niteliği etkilediği gibi bitişinde de etkili oluyor. İnsanlar bir eşyaya ya da canlıya nasıl ya da hangi şekilde bağlanıyorlar?&lt;br /&gt;Bu bağlanmada temel biçim, insanın ilk temel ilişkisine benziyor. Bu da anneyle ya da anne türevi ile olan ilişki biçimi. İnsanlar bebekliklerinde birincil olarak bağlandıkları kişiyle aralarında olan ilişkiye göre gelecek yaşamlarındaki bağlanma stillerini geliştirirler ve bu onların hem arkadaş hem de romantik ilişkilerini etkiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 çeşit bağlanma stili vardır. güvenli bağlanma tarzı (secure), saplantılı (preoccupied), kayıtsız (dismissing) ve korkulu bağlanma tarzı (fearful).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) güvenli bağlanma tarzı, düşük kaygı ve düşük kaçınması olan bireylerde görülür, olması gerektiği gibi bağlanılacak insan dense bu insanları gösteririm yani :) güvenli bağlananların hem kendilerine hem de ilişkilerinde karşılarındaki kişiye güvenleri vardır ama mesela bağlandığı kişi sevgilisiyse, sevgilisi bıraktığında bunu kabullenir, gitmek istiyorsa gider diye düşünür, yoluna devam eder, güvenli olanların kendilerine ve bağlandıkları kişiye tutumları pozitiftir, yani hem kendilerine hem karşılarındakine değer verirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) saplantılı bağlanma tarzında yüksek kaygı ve düşük kaçınma vardır, bağlandığı kişiye yapışır, sanki mutual yaşam sürmek ister, bırakılmaya dayanamaz, aşırı kontrolcü ve kıskanç tipler bu gruba girer. kendileri hakkındaki görüşleri negatiftir, bağlandıkları kişiye karşı pozitiftir yani onu gözlerinde büyütürler, bağımlı kişilik bozukluğu gibi ve kaygı bozukluklarına daha yatkın olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) kayıtsız bağlanma yaşayan insanların düşük kaygı ve yüksek kaçınmaları vardır, yani ilişkiye girmeye istekli değillerdir ama bunun sebebi kaygılı olmaları değildir. İlişkilerde karşılarındaki kişiye değer vermezler, sadece kendi çıkarlarını düşünürler, bunların kendilerine bakış açıları pozitiftir, bağlandıkları kişiye karşı negatiftir yani kendilerini bir şey zannedip karşılarındakine değer vermezler. İşkolik insanların bir kısmı böyledir, işler yüzünden ilişkiye vakitleri olmadığı gibi bahaneler üretirler halbuki insanlara değer vermeyip kendilerini yücelttiklerinden ve yakın ilişkilerde üstünlük komplekslerinin altında yatan aşağılık komplekslerinin yani negatif yanlarının ortaya çıkıp rezil olacaklarından korktuklarından düzgün ilişkiler yaşayamazlar.,benmerkezci yapılarından dolayı dışa zarar veren kötüye kullanma davranışlarında bulunabilirler ve aynı zamanda kendine zarar verme davranışları (alkol, sigara, madde bağımlılığı) gösterebilirler, eğer çocukluktan itibaren böyle bir insanla beraber büyüdülerse kendilerine zarar verecek insanları seçip bağlanabilirler, en karmaşık olan bağlanma tarzı bu kanımca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) korkulu tarz kişininse yüksek kaygı ve yüksek kaçınması vardır, ne kendisine ne karşısındakine değer verir yani ikisine de tutumu negatiftir, böyle insanlar ilişkiye girmekten kaçınırlar, diğer insanlardan uzak dururlar ama kayıtsızlar gibi kendilerini bir şey sandıklarından değil değersiz olduklarını ve kimsenin onları sevmeyeceğini düşündüklerinden olur bu, kendilerine verdikleri değer çok düşük olduğundan da depresyona en yatkın grup bu olmaktadır, bu grubun tedavisi kayıtsız bağlanma grubuna göre daha kolaydır çünkü bastırılmamış bir aşağılık kompleksi ile uğraşılacaktır, gel gelelim bastırılmış bir kompleks içeren kayıtsız bağlanma kişilerinin sorununu su yüzüne çıkar çıkarabilirsen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bağlanma stillerinden birisiyle bağlanılmasının sonucu olarak bağlanma biçimi hatalıysa, yaşanılan kayıba bağlı olarak geliştirilen tepkiler de hatalı olacaktır. &lt;br /&gt;Bunun yanında modern düşünme biçimini de yok sayamayız. Hz Pirimiz yaşanılan sıkıntılarda ve kayba verilen cevaplarda unutulmaması gereken üç ana esası göz ardı etmememizi önerir. Modern insanın unuttuğu yada öğrenmediği bu üç öğe: duygular, ruhsal zayıflık ya da olgunluk ve Allah’ın takdiri. &lt;br /&gt;Tepkiler değerlendirilirken bu üç öğe de bana göre gözden geçirilmeli ve tartışılmalıdır.&lt;br /&gt;Dr. Faik ÖZDENGÜL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-1489575168736322246?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/1489575168736322246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/02/kayiptan-sonra.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1489575168736322246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/1489575168736322246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/02/kayiptan-sonra.html' title='KAYIPTAN SONRA'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ee5ZEZDXo64/SZplLxM58kI/AAAAAAAAAJE/slStjFvGQqA/s72-c/18.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-6105785904580563114</id><published>2009-01-21T16:27:00.000+02:00</published><updated>2009-05-16T16:40:16.749+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>ÇAKMAK TAŞI</title><content type='html'>Söz söylemek ve yemek yemek kâmile helaldir, der Hz Pir.&lt;br /&gt;Dili söz söylemek için oynatmak çakmak taşını demire vurmak gibidir de der. Etrafta pamuk tarlası. Ortalık karanlık. Demiri taşa az vur pamuklar tutuşur. Etraf pamuk tarlası gibi kolay tutuşur ve kolay incinir gönüllerle dolu olduğu halde nasıl kolay söz söyler kolay yazılır?  Basit ve kusurlu kişiler başkalarının sözlerini hor ve hakir görür onları alaya alır da der. Modern dilde diğerini devalüe etmek, değersizleştirmek, manipüle etmek, aşağılamak olarak adlandırılan bu durumu basit yani ilkel, gelişmemiş ruha sahip olanların yaptığını söyler. Bunu da kusur olarak adlandırır.  &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Sınır durum kişilikler olarak adlandırılan kişiliklerde sıkça görülür diğerini devalüe etmek, aşağılamak. Oysa olgun ruhlar diğerini onore eder, güzel taraflarını görür, teşvik eder, değer verir. Daha çok susar daha az konuşur. Daha çok susmak ve daha az konuşmak sabrı gerektirir. Sabır sevincin anahtarı der Hz Peygamber sav. Sınır durum kişilikler dürtülerini, öfkelerini kontrol edemezler. Sapla samanı karıştırırlar. Diğerini dinlemeden kararlarını önyargılarıyla verip sayıp dökerler. Bir çuval inciri berbat ederler. Kırılmış gönüllerin tamiri kolay olur mu? Paranoid düşünceler de sınır durum kişiliklerin vasıflarındandır. Şüphecidirler. Oysa şüpheleri ve paranoyaları kendi bastıramadıkları dürtüleridir bundan habersiz diğerini kötü düşünmekle, arkasından işler çevirmekle suçlarlar. Kendi bilinçdışında bastıramadığı dürtüleri diğeri yapıyormuş gibi ifade eder sonra da buna inanırlar ve diğerlerini de inandırmak için canla başla çaba sarf ederler. Diğerine yapışıcıdırlar. Kaybetme ve terk edilme korkusu yaşarlar sürekli ve diğerinin gitmeyeceğini garanti altına alıncaya kadar bu yapışıklığı sürdürürler. Yalnızlığa kendi başınalığa tahammül edemezler. Bu yüzden sık sık eyleme vurma dediğimiz davranışlara başvururlar. Birini telefonla aramak, içki, madde kullanımı, rastgele cinsellik deneyimleyebilirler. Ya televizyon açmak, ya bir ses ve gürültü oluşturmak, gürültülü yerlere gitmek gibi davranışlarla kendi yalnızlıklarından uzaklaşmaya çalışırlar.&lt;br /&gt;Ruhları iki bölümlüdür. Ya iyi ya da kötü bölümde olurlar. Çok küçük uyarılmalar bile, terk edilmeye dair küçük işaretler bile kötü bölüme geçmelerini sağlayabilir. Ruhlarının kötü bölümünde hem kendileri hem bütün dünya kötüdür ve orada durmaya dayanamadıkları için bir an önce oradan çıkmak zorunda hissederler kendilerini bunun için de bir konteynır bir taşıyıcı ararlar bu da genellikle en yakın oldukları kişidir. Konteynıra içinde bulundukları kötü kendiliğe ait bütün duyguları caba ederler, boşaltırlar. Bu da sayıp dökmekle olur. Onların ne aşağılık oldukları, değersizlikleri, rezillikleri her ne varsa hakarete ait cümle, söz o ana dair kendi hissettikleri, hepsini boşaltırlar ve diğerinin yüzünde kendi hissettikleri gibi yüz ifadesi oluşuncaya kadar devam eder bu durum. Nihayet diğerini çileden çıkardıklarını görünce bunlar rahatlar ve iyi bölüme geçerler. Artık diğeri dağılmış perişan olmuştur. Birkaç dakika sonra da hiçbir şey olmamış gibi sanki o sağanağı yağdıran o değilmiş o hakaretleri eden o değilmiş gibi gayet keyfili yanınıza gelip abartma olur böyle şeyler der ve sizden olanları hiç yaşamamış gibi normal davranmanızı beklerler. Sınır durum kişilikler iyi kendilikteyken dünyanın en renkli insanları olabilir ama kötü kendiliğe geçtikleri zaman kaçacak delik arayın. Normal olgunluk düzeyindeki bir insan birkaç dakikada bir iyi bir kötü olamaz. İncinmelerini birkaç dakikada tamir edemez. Bunu ancak sınır durum kişiliği olan birisi yapar. Ruhun iyi ve kötü bölmeleri arasındaki duvar kalkıp bütünleşinceye kadar bu problem devam eder. Bu da uzun süreli bir terapiyle mümkündür ancak.&lt;br /&gt;Sınır durum kişiliği genetik faktörler de söz konusu olmakla birlikte 18-36 aylar arasındaki bir dönemdeki anne davranışına bağlı der psikologlar. Annenin çocuğun bireyleşmesi ve özerkleşmesine izin vermeyen tutumu bu bütünleşmeyi engeller derler. Kendi birey olamamış anne çocuğun özerkliğine izin vermez. Kendisine yapışık ve bağlı kılar. &lt;br /&gt;Düzelme ve olgunlaşma yüzleştirmelerle ve kötü kendiliğe geçtiği durumlarda buna dayanması sağlanmakla mümkündür ve bu da oldukça zorlu bir yolculuktur. Asıl iş bunların yanında konteynır olanlara düşer. Sürekli kötü duygularla yüklenmeye dayanmak her babayiğidin harcı değildir. Bunlar da genellikle narsist kişiliklerdir. Kim bilir belki de birbirlerini olgunlaştırmak için bir araya gelirler.&lt;br /&gt;Yeniden başa dönersek, söz söylemenin neden kamile, olguna helal olduğunu anlamak daha kolay oldu şimdi. Sen belki başta doğruyla başlarsın lakin ağzını açtın mı arkasından eğrileri de gelir, der Hz Mevlana. En garantisi az vurmak demiri taşa. Şeyh Sadi Şirazi de, Dükkân kapalı oldu mu içinde mücevher mi var yoksa incik boncuk mu belli olmaz, der. Ağız söz dükkânının kapısıdır. Kapalı tutulması akıllıcadır. &lt;br /&gt;Sabah kalkınca insanın bütün azaları toplanıp, dile yalvarırlarmış: lütfen kendine dikkat et, sahip ol, hepimizin akıbeti sana bağlı, kendini de bizi de yakma diye. Biz de diğer azalara irademizle yardımcı olalım. Dili olup olmadık yere vurmayalım damağa. &lt;br /&gt;Aslolan da olgunlaşmak olsun muradımız. Bunun için niyaz edelim. &lt;br /&gt;Dr. Faik ÖZDENGÜL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-6105785904580563114?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/6105785904580563114/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/01/cakmak-tasi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6105785904580563114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/6105785904580563114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2009/01/cakmak-tasi.html' title='ÇAKMAK TAŞI'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-8971066257218517887</id><published>2008-12-24T16:24:00.000+02:00</published><updated>2009-05-16T16:39:29.255+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>İŞİMİZ CİLACILIK</title><content type='html'>Diyor ki insanlar: “Zevkimiz kalmadı ki” .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zevk ne? Hoşa giden, eğlendiren, insanda hoşnutluk duygusu uyandıran şey. Almıyoruz artık hiçbir şeyden diyor insanlar. Neden? Sıkıntılar, zorluklar, beklentiler, cezalar. Liste uzun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşimiz cilacılık. &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşini biliyor mu ki insanlar? İş bir kenara zevk nerden elde edilir? Nasıl oluşur? Zevk alan yer neresi? Gıdası ne? Biyolojik olarak zevk merkezi tanımlanmış. Hormonlar isimlendirilmiş. İlaçlar icat edilmiş. Depresyon durumunda dışarıdan veriliyor. Derde derman oluyor mu? Yıllardır veriliyor ve insanlar tarafından alınıyor. Azaldı mı sorunlar? Arttı mı zevkler? Evete de evet. Hayıra da evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşimiz cilacılık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cila deyince zihnim çocukluğuma gitti. Çocukluk evimize. Annemin bayram önü kerpiç duvarları cilaladığı resim önümde şimdi ve yanında ben. Hem aydınlanmış duvarlar hem cilalanmış duvar kokusu. Kendisi de kokusu da zevk verirdi. Müjdelediği şey de. Bayram geliyor. Bayramın müjdecisiydi cila.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temizlikti. Arınmaydı. Çalışmaktı. Cilalandıkça güzelleşirdi. Cilalandıkça kokardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çinli ressamlar gelmişti Rum ülkesine. İşimiz nakkaşlık dediler. Resim yaparız. Nakış işleriz. Desenleri bezemekte üstümüze yoktur. Ünümüz doğudan batıya herksin dilinde. Saraylar bizimle anılır. Bizim nakışlarımız ay olur, yıldız olur. Güneş olur. Padişah dinledi. Kendi nakkaşları da vardı. Çağırdı onları yanına. Dinleyin dedi. Dinlediler. Padişah da. Sakalını sıvazladı. Uzağa baktı. Sonra hızlı döndü geriye. Karar vermiş gibi. Vermişti. Bir ay dedi. Ses çıkmadı. Devamı vardı bu cümlenin. Bir ay zaman size. Yarışacaksınız. Şu alt odada. Odanın arasına perde koyun dedi. Karışmasın iyi ile kötü. Adalet mercimeği şekerden ayırmayı gerektirir. Adaletime gölge düşmesin. Taaa gerçekle sahtenin, iyiyle kötünün, zalimle mazlumun ayrılacağı güne dek. Oyunun kuralı bu dedi. Ayırdılar odayı ikiye. Bir tarafa siz dedi padişah Çinlilere. Bu duvar size ait. Gösterin maharetinizi. Bezeyin nakışlarınızı. Diğer duvar da sizin dedi kendi nakkaşlarına. O da sizden bekler maharetinizi. Günler geçti. Gün kesesi bir bir boşaldı. Keseden ses gelmez olunca bir ay tamamlandı. Bu sırada neler oldu? Çinliler neleri varsa dağarcıklarında döşediler duvarı onunla. Bakan gözünü alamazdı. Hayranlıktan gözünü kamaştırırdı. Diğer ressamlar ne yaptı? Nakış yapmadı. Sadece duvarı cilaladı. Sadece cilaladı. İyi günde de kötü günde de. Yağmur varken de, kar yağarken de. Açlıkta da toklukta da. Duvar ben aynayım artık diyordu. Üstüme düşenim ben bundan sonra. Bana yansıtılanım. Ben değilim. Gün geldi perde aralandı. Çinliler tarafına bakanların gözleri kamaştı. Sonra cilalı duvara bakma sırası geldi. Baktılar ve kaldılar. Gerisi yoktu. Tüm o güzel nakışlar ayna gibi cilalı duvara yansıyınca güzellik adını değiştirdi. Yeniden tarif edildi. Alem başka alem göründü herkese. Bu dedi padişah. İstediğim buydu. Zevk bu. Siz kazandınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zevk cilalamaktan geçiyor işte dostlar. Gönüller paslanmış. Nakışları göstermiyor, yansıtmıyor. Diğer duvardaki zevkler zamanla soluyor. Boyaları dökülüyor. Beden zevkleri tüketiyor. Zevk bağımlısı oluyor. Vermekle yetinmiyor. Ne diyordu Hz Pir’in babası Bahattin Veled, Sultanul Ulema: “zevkler doğudan batıya akan bir ırmağa benzer. Tadın ve bırakın. Devam ettirmeye kalkmayın. O zaman bağımlı olursunuz. Sıkıntılar geldiğinde de tekrar gelmesin diye uğraşmayın. Nasılsa yine gelecektir. “&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapalım? Cilalayın. İşimiz cilalamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cila ne ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlamak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok olmayanı. Ezelde ve ebedde var olanı. Sınırsız vereni. Cömertlik padişahını. Var edeni. Yok edeni. Yaratanı. Öldüreni. Zevkin de sıkıntının da yaratıcısını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl yapalım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasılını anlatan yol göstericileri dinleyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşimiz cilalamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Her şey mâşuktur, âşık bir perdedir. Yaşayan mâşuktur, âşık bir ölüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kimin aşka meyli yoksa o kanatsız bir kuş gibidir, vah ona!(30/1. Mesnevi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Faik ÖZDENGÜL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-8971066257218517887?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/8971066257218517887/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2008/12/isimiz-cilacilik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/8971066257218517887'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/8971066257218517887'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2008/12/isimiz-cilacilik.html' title='İŞİMİZ CİLACILIK'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-4277062921244212023</id><published>2008-11-12T16:23:00.000+02:00</published><updated>2009-05-16T16:39:04.914+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>BARİ DİKKATLİ KAZ...</title><content type='html'>Geçen hafta boyunca belediye otobüs ve tramvay şoförlerimizle, yolcularla sağlıklı iletişimle ilgili çalıştık. Ellişer kişilik guruplar halinde verimli bir çalışma oldu. Şoförlerimizin de halkımızdan beklentilerini hiç olmazsa burada sizlere iletmek istedim. Bunu yaşlıca sayılacak bir kaptanımızın çalışmamız sırasında bana aktardığı bir anıyı yorum yapmadan aktararak anlatmak istiyorum. Açıkça laf deliye ve çocuğa söylenir derler. Anlayışlı zata fazla laf gerekmez. Şehrimizin kenar semtlerinden biriydi dedi. Son durak. &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Sabahın bayağı erken bir saati. İlk seferim. 8-9 yaşlarında bir kız çocuğu otobüse bindi ve gülümseyen bir yüzle: şoför amca hayırlı sabahlar nasılsınız dedi derken kaptanımızın gözleri doldu. Bunu neredeyse 10 yıl oldu ve hiç unutmam dedi. &lt;br /&gt;Biz de çalışmalarımız sırasında kaptanlarımıza hep güler yüzü önerdik. Zaten ellerinden geleni yaptıklarına dair güçlü bir inanç oluştu bende de. Mutlaka okurlarımızdan yaşadıkları nahoş birkaç olaya binaen itiraz edenler olacaktır.  Daha yukardan bakınca meseleye aslında birbirimizden de pek farkımız yok. Toplumumuzun niteliği neyse otobüslerimiz de, tramvayımız da, okullarımız da, kurumlarımız da aynı. Burada asıl söylemek istediğim niteliğimizi artırma görevi hepimizin. Sizlerin beklentilerini de aktardım onlara ve onların sizlerden beklentilerini de bir anıyı paylaşarak belirtmeye çalıştım. Elçiye zeval olmaz. Benden bu kadar.&lt;br /&gt;Hafta sonu çeşitli rahatsızlıklarla geçti. İki gecesinde hastanedeydim. Bende bir sorun yoktu refakatçiydim. Bir yandan yığınla hedef belirlerken, dünyada kalıcıymış gibi, hiç gitmeyecekmiş gibi davranırken birden bir telin kopmasıyla koca orkestranın işlevsiz kalması gibiydi. Şükür, sorun geçmeye yüz tuttu. Ders aldım mı? Alıyor muyuz? Mesele bu.  &lt;br /&gt;Yaşanan her sıkıntı ve problem meyvedir diyordu Hz pir. Bir zamanlar bir yerde ektiğin bir tohumun meyvesi. İşin ilginç yanı karşılaştıklarımızın, problem meyvelerinin ektiğimiz tohumlara benzememesi. Bu yüzden de nedenlerini anlamak çaba gerektiriyor. Her zulüm kendimiz için kazdığımız bir kuyuya kazma vurmak gibi. Zulme devam edilirse günü gelince kuyu yeterince büyüdüğünde beklemediğimiz anda içinde buluveriyoruz kendimizi. Zulüm denince büyük olayları düşünmeyelim. Kendimize yaptığımız haksızlıklardan tutun, Yaratıcıyla araya mesafe koymak, belki bize çok küçük gibi gelen dikkatsiz  incitmelerden pek çok dedikodu, yalan ve kötü zanna kadar bir çok olay. Aslında zulüm adaletin tersi. Hak etmeyene vermek. Bir şeyi hak etmediği yere koymak. Hz. Mevlana’nın deyimiyle dikeni sulamak. &lt;br /&gt;Tohumun ve meyvenin birbirine benzemesi gerekmez ve benzemez zaten. Dikkatli olmayı gerektiriyor yaşam. Çünkü biz fark etmesek de, biz dikkat etmesek de hayatın kendi içinde bir düzeni ve en önemlisi sahibi var. O hem hayatın hem hepimizin yaratıcısı ve sahibi. Meşhur hikayedir. Kibirli ve dönemin varlıklı bir zevatı berber dükkanına girer. Berber bir dervişi tıraş etmektedir. Adam başında saçı olmayan dervişi nezaketsizce tutup kaldırır ve kendisi oturur. Kimse de ses çıkaramaz. Nihayet adam tıraş olup dışarı çıkar ve atına binerken ayağı takılıp bir ayağı özengide diğeri boşta atın da hızlıca hareket etmesiyle dükkanın önündeki Pazar yerinde başını sağa sola çarparak can verir. Berber dervişe dönerek: dervişim ceza biraz ağır olmadı mı diyince derviş: ben bağışlamıştım ama dervişin  sahibi razı olmadı der. Bu olay kabağın sahibi namıyla meşhur olur.&lt;br /&gt;Kuyu kazarken dikkatlice kazmak gerek. İçine düşecek kadar büyütmeden. Hatta bir an önce fark edip kazmayı da bırakıp üzerini iyiliklerle güzelliklerle örtüp kapatmak.&lt;br /&gt;www.pozitifdegisim.com Faik ÖZDENGÜL &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-4277062921244212023?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/4277062921244212023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2008/11/bari-dikkatli-kaz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4277062921244212023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/4277062921244212023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2008/11/bari-dikkatli-kaz.html' title='BARİ DİKKATLİ KAZ...'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6232722865818930394.post-7241859669893096151</id><published>2008-10-22T16:19:00.000+03:00</published><updated>2009-05-16T16:38:44.995+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DR.FAİK ÖZDENGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİŞİSEL GELİŞİM'/><title type='text'>ÖNCELİK</title><content type='html'>İnsanın psikolojik yapısı ve gelişimi ile insanlar bu dönemde daha çok ilgileniyor görünüyor. Özellikle ikinci Dünya Savaşından sonra Psikoterapi çeşitli çalışmalarla, kişisel ilgilenmelerin dışında daha sistematik bir bilim dalı haline geldi. &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Globalleşme toplumları daha da yakınlaştırdı. İnsan ömrünün uzaması, yaşam kalitesinin artması bir yandan avantaj gibi görünse de farklı sorunlara da yol açtı. İnsanın ruhsal yapısının hala yeterince anlaşılmadığı, insanın yaşadığı buhran ve huzursuzluğun daha da artarak devam etmesinden belli. İnsanın maddi yapısına yapılan yatırımdan daha fazlasının ruhsal yapısına da yatırılması gereği artık çok açık. Modern psikoterapi için bir Yahudi bilimi olduğuna dair eleştiriler olsa da biz bilimi birilerine ait bir disiplin olarak görme taraftarı değiliz. Bunun dışında asıl üzerinde durmamız gereken kendi kültürel kodlarımıza uygun olarak Psikoloji ve Psikoterapi disiplinleriyle yeterince ilgilenmediğimiz ve kendimizi kendi gözlüğümüzle tanıma çalışmalarından uzak olduğumuzdur. Bugün bizim yaşadığımız ruhsal problemler de insanlığın ortak problemlerinden uzak olmamakla birlikte ayrıştığımız yerler de var. Bunun için de kendi kollektif bilinçdışımıza dair öznel açılımlar getirme zorunluluğumuz da çok açık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler nasıl düşünmeliyiz? İnsana nasıl bakmalıyız? Önceliklerimiz ne olmalı? Bize ruhsal bir takım problemlerle gelen kendi insanımızı sadece Mahler’in, Freud’un ya da Masterson’un bakış açısıyla değerlendirmemiz yeterli olur mu? Bizden öncekiler nasıl baktılar? Bu sorulara verilebilecek cevaplar günümüzde su götürmektedir. Bugün ülkemizde insanımızı kendi kültürel kodlarımızı daha geride tutarak incelemememiz gerektiğini savunanlar olduğu gibi, ilk başta mahallesindeki dini bilgilerden bile uzak üfürükçülere öncelikle muayene ettiren bir kitle arasında gidip gelen geniş bir spektrum mevcuttur. Bu yüzden kimseyi suçlamak değil maksadım. Toplumun bugün geldiği nokta bu. Kendimize yaklaşım açısından her alanda olduğu gibi ruhsal tedaviler konusunda da kafamız karışık görünüyor. Bu biz profesyonelleri de zor durumda bırakıyor. Bir kısım terapistler başta din olmak üzere kendi kültürel kodlarımızı işin içine katmayı öngörürken diğer bazılarımız tamamen her türlü kültürel katmanı dışarıda tutmayı ve işe sadece bilim olarak bakmayı öngörmektedirler. İkinci gurup bunu söylerken terapistin danışanı kültürel anlamda yönlendirmemesi gerektiğini savunmuşlardır. Dünya’daki konsepte baktığımızda terapistlerin önemli bir kısmının ateist olması belki de bu anlayışın bir sonucudur. Profesyonellerin de işini zorlaştıran bir durum bu. Bir cerrah hastasını ameliyat ederken onun neye inandığı ya da hastasının neye inandığı bir önem taşımaz. Zira yapılacak iş çok somuttur. Ancak psikoterapi öyle değil. Danışanınızla ruhsal bir iletişim kuracaksınız. Tamamen spekülatif bir aygıt üzerinde çalışıyorsunuz. O yüzden sapla saman rahatlıkla birbirine karışabilmekte. Bu da biz terapistlerin, özellikle kendi ülkem ve kültürüm adına konuşuyorum, işini oldukça zorlaştırmakta. Bu yüzden kendi çalışmalarımızın artmasına ihtiyaç var. Kendi kaynaklarımızla yeniden ilgilenmeye büyük ihtiyaç var. Arada kalmak en kötüsü. Doğu ve batı arasına sıkışmış insanlar olarak yaşamak büyük risk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kendini bilen Rabbini bilir” demişti Peygamber sav. Bu toplumsal anlamda da böyle olmalı. Kendimizi, kendi toplumumuzu, kendi ruhumuzu, kendi kollektif bilinçdışımızı tanıma ve anlama çalışmalarına çok fazla ihtiyaç var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlamda kendi ana kaynaklarımızla öncelikle yeniden tanışmak ve  ilgilenmek gerektiğini düşünüyorum. Kimlik açısından şart bu. Başta Kur’an ki olmazsa olmaz. Sonra Peygamberimiz’in (sav) hadisleri. Sonra kendi klasiklerimiz örneğin Mesnevi, şairlerimiz, destanlarımız, klasik edebiyatımız vs. Zaten modern bilimden uzak kalmamız söz konusu değil. Ama önce mutlaka kendi kaynaklarımız. Kur’an mutlaka. Ne olacağımız, neyi seçeceğimiz, nasıl yaşayacağımız bize ait; ancak bilgiyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu günlerde bu anlamda kampanyaların olduğunu duyuyorum bu da beni mutlu ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esenlik dileklerimle..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.pozitifdegisim.com&lt;br /&gt;Faik ÖZDENGÜL&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6232722865818930394-7241859669893096151?l=senerisleyen2.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/feeds/7241859669893096151/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2008/10/oncelik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/7241859669893096151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6232722865818930394/posts/default/7241859669893096151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senerisleyen2.blogspot.com/2008/10/oncelik.html' title='ÖNCELİK'/><author><name>ŞENER İŞLEYEN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17476363861506823677</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
